- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,072
- Aldığı Beğeniler
- 2
Okuma Alışkanlığı ve Toplumumuz
Yrd.Doç.Dr Fatih BAĞCIOĞLU
Toplumumuz okuyan bir toplum mu? Bu soruyu üç aşamalı olarak cevaplandırmak istiyoruz:
1- İslâmiyet'i kabul edinceye kadar (10. yüzyıla kadar).
2- 10. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar.
3- 17. yüzyıldan günümüze kadar.
1- İslâmiyet'i kabul etmeden önce (10. yüzyıla kadar):
Bu devirde Türk toplumunun okuyan, okumayı seven bir toplum olduğunu söylemek epeyce zordur. Maalesef, İslâmiyet'i kitleler hâlinde kabul ettiğimiz 10. yüzyıla kadar Türkçe bir bilim, tefekkür ve edebiyat dili olma fırsatını bulamamıştır. 10. yüzyıla kadar, m.s. 732-735 yıllarında dikilmiş Orhun Âbideleri ve Budizm'e âit bazı dinî metinlerden başka elimizde yazılı eser yoktur. Bu durum, Orta Çağ bilginlerinin de dikkatini çekmiştir. 11. yüzyılın Endülüslü bilgini İbni Said'in Tabakatü'l-Ümem adlı kitabında dünya milletleri ikiye ayrılır:
a- Bilimle uğraşan milletler (Hintliler, İranlılar, Yunanlılar, Romalılar, Araplar)
b- Bilimle uğraşmayan milletler (Türkler, Moğollar, Çinliler)
İbni Said Türkleri, bilimle uğraşmayan milletler arasında sayar. Aynı eserde müellif, bilimle uğraşmayan milletlerden kulağına herhangi bir fikir veya felsefe ulaşmadığına da özellikle işaret eder.1
2- İslâmiyet'i kabulden (10. yüzyıldan) 17. yüzyıla kadar:
Bu devirde nispeten okuyan, düşünen bir toplumla karşılaşıyoruz. Kitaba, ilme, âlime büyük değer veriliyor. Ülkemiz medreselerle ve hemen yanlarına açılan kütüphanelerle doluyor.
Nizamü'l-Mülk, Fatih, Yavuz Sultan Selim gibi devlet büyüklerinin en önemli özellikleri bazen günde 8 saate kadar okumaları. Bu devirde Mevlâna Celâleddin-i Rumî, Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi gibi çok okuyan aydınlarımız yetişiyor.
Devrin sosyal şartları içinde okuma-yazma oranı çok yüksek değilse de, kulağa dayalı, yani dinlemeye dayalı gelişmiş bir kültür var.
3- 17. yüzyıldan günümüze kadar:
17. yüzyıldan sonra ise durum yavaş yavaş değişir. Türk toplumu tekrar okumayan, fazlaca düşünmeyen, bilgi üretmeyen bir toplum hâline gelir.
Matbaanın Türkiye'ye girişinden (1727) 19. yüzyılın sonlarına kadar, basılan kitap sayısı beş bin civarındadır. Bu sayı ancak 20. yüzyılın başlarında 35-40 bini bulmuştur.2 Osmanlı'nın kitap mirası budur.
Yrd.Doç.Dr Fatih BAĞCIOĞLU
Toplumumuz okuyan bir toplum mu? Bu soruyu üç aşamalı olarak cevaplandırmak istiyoruz:
1- İslâmiyet'i kabul edinceye kadar (10. yüzyıla kadar).
2- 10. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar.
3- 17. yüzyıldan günümüze kadar.
1- İslâmiyet'i kabul etmeden önce (10. yüzyıla kadar):
Bu devirde Türk toplumunun okuyan, okumayı seven bir toplum olduğunu söylemek epeyce zordur. Maalesef, İslâmiyet'i kitleler hâlinde kabul ettiğimiz 10. yüzyıla kadar Türkçe bir bilim, tefekkür ve edebiyat dili olma fırsatını bulamamıştır. 10. yüzyıla kadar, m.s. 732-735 yıllarında dikilmiş Orhun Âbideleri ve Budizm'e âit bazı dinî metinlerden başka elimizde yazılı eser yoktur. Bu durum, Orta Çağ bilginlerinin de dikkatini çekmiştir. 11. yüzyılın Endülüslü bilgini İbni Said'in Tabakatü'l-Ümem adlı kitabında dünya milletleri ikiye ayrılır:
a- Bilimle uğraşan milletler (Hintliler, İranlılar, Yunanlılar, Romalılar, Araplar)
b- Bilimle uğraşmayan milletler (Türkler, Moğollar, Çinliler)
İbni Said Türkleri, bilimle uğraşmayan milletler arasında sayar. Aynı eserde müellif, bilimle uğraşmayan milletlerden kulağına herhangi bir fikir veya felsefe ulaşmadığına da özellikle işaret eder.1
2- İslâmiyet'i kabulden (10. yüzyıldan) 17. yüzyıla kadar:
Bu devirde nispeten okuyan, düşünen bir toplumla karşılaşıyoruz. Kitaba, ilme, âlime büyük değer veriliyor. Ülkemiz medreselerle ve hemen yanlarına açılan kütüphanelerle doluyor.
Nizamü'l-Mülk, Fatih, Yavuz Sultan Selim gibi devlet büyüklerinin en önemli özellikleri bazen günde 8 saate kadar okumaları. Bu devirde Mevlâna Celâleddin-i Rumî, Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi gibi çok okuyan aydınlarımız yetişiyor.
Devrin sosyal şartları içinde okuma-yazma oranı çok yüksek değilse de, kulağa dayalı, yani dinlemeye dayalı gelişmiş bir kültür var.
3- 17. yüzyıldan günümüze kadar:
17. yüzyıldan sonra ise durum yavaş yavaş değişir. Türk toplumu tekrar okumayan, fazlaca düşünmeyen, bilgi üretmeyen bir toplum hâline gelir.
Matbaanın Türkiye'ye girişinden (1727) 19. yüzyılın sonlarına kadar, basılan kitap sayısı beş bin civarındadır. Bu sayı ancak 20. yüzyılın başlarında 35-40 bini bulmuştur.2 Osmanlı'nın kitap mirası budur.

