Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

ilminur

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Ara 2007
Mesajlar
8,908
Aldığı Beğeniler
128
Takım
Fenerbahçe
Okyanusun Öte Tarafina

Yokluğuna alışamadık. Kanlı bir mızrak gibi saplı yüreğimize. Alışmak ne
mümkün yokluğa yokluklara; ve dayanmak kanlı mızraklara... Hele bir de
varlığının o, tarifi gayr-ı kabil ikliminde büyüyüp boy veren şu nazlı
çiçeklerin için çıldırtan bir azap!

Gök kubbenin altında hıçkırıklar yankılanmaz oldu sen gideli. Gözyaşlarının
o lahuti ılıklığı yalamaz oldu yanakları. Vefamızın göğüne taktığın
yıldızlar çok sönük yokluğunda; göz kırpmıyorlar artık bize; nihayet sevdalı
bir gamze çakmaz oldular sensiz. Ve inan bir ah koparıp yüreğimizden ve
fırlatsak onu göklere hepsini söndürecek..

Yokluğunda, yolunu kaybetmiş bir kayık misali divane divane dolaşıyoruz
bütün denizlerini gurbetinin. Dalgalar bize saldırıyor yutarcasına. Yoksa,
kutlu bir deniz feneri olup yol göstermeyecek misin bu aciz-i meczuplarına
ve sahil-i selametten yine bir el sallamayacak mısın; dövene elsiz dediğin
bu ellerimize elini uzatmayacak mısın ey ümit sefinemizin yiğit kaptanı?..

Bizlere gösterdiğin iman şeceresinin meyvelerinin tadı tuzu yok sensiz.
Zakkum yer gibi yudumlamaktayız. Gırtlaklarımız kan, irin yutmakta. Tekrar
göz yaşlarınla temizlemeyecek misin kandan irinden yürekleri ve kararan
ruhlara bembeyaz bir fırça çekmeyecek misin, söyle Allah aşkına, söyle ey
gönüller bahçıvanı?

Sana çok muhtaç bu sineler, bu tufan artığı nefisler... Sen ey efsunlu
rüyalarımızın gürbüz üveyki! Rüyalarımızı şereflendirmiyorsan; n’olur
gözyaşlarından gönder, ızdırabından yolla, hıçkırıklarından ulaştır; ulaştır
ki ızdırabına eş ağlasın bu çorak gözler, canlansın şu kurak yüzler!...

Ya da bir ebed türküsü uçur ta uzaklardan bu bendelerine; şu doğan aya yemin
olsun ki işitiriz; yeter ki sesini soluğunu esirgeme bizden. Sesin hala
kulaklarımızda çınlamakta ve yüreklerimiz hala “sen sen” diye inlemekte...
Kusurlarımızı ayaklarının altına seriyoruz ve basıp ezeceğin günün ümidiyle
yaşıyoruz. Ve sen ey reh-i sevdamızın ser aşığı, bizi sensiz koyma n’olur?

Senin akıttığın hoşgörü ırmaklarını kurutmaya çalışanlar var. Göz yaşlarınla
doldurduğun sevgi deryalarını ateşe veriyorlar. Ve bizi de yokluğundan
istifade ederek içine itiyorlar. Elimizden tekrar tutmayacak mısın canımız
cananımız?
Yüreklerimize bir kor atıp gittin ve devamlı körüklenip duruyor. Bir gün
cümlemizi yakıp yıkacağından korkuyoruz. Korkuyoruz yanacağımızdan,
korkuyoruz yakacağımızdan. Ve sen, göz yaşlarınla söndürmeyecek misin
canımız efendimiz?...

Mecnun’u ıssız çöllere Leyla düşürdü, bizi de sen düşürdün. Dolaşıp
durmaktayız sarhoş sarhoş, toslayıp duruyoruz sağa sola, sen gideli. Felek
sanki başka kimse bulamadı gurbetinin bu uçsuz bucaksız çölünde, gamını
başına yığacak!... Ve sen ey saki-yi zişanımız, bir daha; son bir kez daha
gözyaşlarından vahalar sunmayacak mısın söyle?

N’olur kalk bir bak şu halimize. Kütükte lime lime doğranır gibi doğranan
Mus’ab aşkına; hasırlara sarılıp yakılan Zübeyr bin Avvam aşkına; başı
kaynar sulara sokulup çıkartılan İbn-i Hüzafe aşkına; ölüm döşeğindeyken
vücudunda para kadar yara almadık yer kalmayan Halid bin Velid aşkına;
Uhud’un yaralı aslanı, şehitler efendisi Hamza aşkına; bağrından hançerlenen
ve Allah Rasulünün “benden sonra peygamber gelseydi sen olurdun” dediği Ömer
aşkına; “şu deniz önüme çıkmasaydı adını denizaşırı ülkelere de götürürdüm”
diyen Ukbe bin Nafi aşkına; savaş esnasında koşmasına engel oluyor diye
eğilerek yaralı kolunun üstüne basıp koparıp atan Ebu Akil aşkına; “Ya
Rabbi, vücudumu cehennemde öyle büyüt ki oraya benden başka kimse girmesin”
diyen Sıddık-ı Ekber Ebu Bekir aşkına; günlerdir aç olan misafiri doysun
diye kaşığı ağzına boş getirip götüren Talha aşkına; Haydar-ı Kerrar, Şah-ı
Merdan, yiğitler yiğidi Ali aşkına; bu dünyada son gıdası süt olan Ammar bin
Yasir aşkına; “evvela Hamza için ağlayın, ondan sonra da kendi ölülerinize”
diyen Sad bin Muaz aşkına; şehit olduktan sonra Allah ile perdesiz görüşen
ve “Ya Rabbi beni dünyaya tekrar gönder; gönder de Sen’in uğrunda bir kere
daha öleyim ve böyle bir ölümün ne kadar zevkli olduğunu dünyadakilere de
haber vereyim” diyen Abdullah bin Amr aşkına; doksan yaşında, torunlarına
“başka bir şey olsaydı, sizi nefsime tercih ederdim; ama bu şehitlik
meselesidir. Rabbe kavuşma ve ebedi cenneti kazanma davasıdır. Bu meselede
kimse kimseyi nefsine tercih etmez” diyen ve eğri ayakları düzelmiş,
cennette koşan Amr bin Cemuh aşkına; ayaklarının ucuna dikilerek, boyunu
uzun göstermeye çalışan ve böylece cihada iştirak hakkı kazanan Umeyr ibni
Ebi Vakkas aşkına; Uhud’da “O’nun öldüğü yerde siz niye yaşıyorsunuz ki!”
diyen Enes bin Nadr aşkına; “Sen olmasaydın, sen olmasaydın, alemleri
yaratmazdım” ferman-ı İlahisine muhatap olan Fahr-ı Kainat, İnsanlığın
İftihar Tablosu, Ahmedi Mahmudu Mustafa aşkına; ve “milletimin imanını
selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” diyen Hz
Pir-i Mugan, Hz Sahip Kıran aşkına!... N’olur kalk Allah aşkına kalk!..

Af dileniyoruz senden bütün varlığımızla, her ne kadar affa layık olamasak
da; kabulümüzü intizar ediyoruz kabule layık olamasak da ve Seni istiyoruz
sana layık olamasak da!...


Alintidir..
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Af dileniyoruz senden bütün varlığımızla, her ne kadar affa layık olamasak
da; kabulümüzü intizar ediyoruz kabule layık olamasak da ve Seni istiyoruz
sana layık olamasak da!...:(:(

Can cok güzel etkileyici bir paylasim emegine saglik kalbi tesekkürler
Cenab-i Hak razi olsun herdaim
Layikiyla ümmet olabilmek duasiyla
Selam ve Dua ile........
 
Üst Alt