Küçük havaalanları hep ürpertir beni. Çünkü oralarda hep yan yana iki kapı görünür: Birinde, “Gelen yolcular”, diğerinde de “Giden yolcular” yazılıdır. Tam da iki kapılı dünyayı ve hayatımızı hatırlatır…
Tek fark, uçak biletinin üzerinde yolculuk tarihi ve saati yazılıdır. Hayat yolculuğunun bileti ise tarihsizdir. Bilinmeyen bir gün ve saattedir hareketimiz ya da yolculuğumuzun devamı…
Öleceğini unutma, ibret al!
Dünya durağına, ruhlar dünyasından çıkıp anne karnından geçerek geldik. Burada durdurulmayacağımız da kesin. Çünkü her gün binlercemiz bir başka âleme sevk ediliyor. Dönüş adresimiz bellidir. Orası ahirettir, ahir varacağımız yerdir, bir başka deyimle son duraktır.
Ahiret de, iki bölümdür: Cennet ve Cehennem… Tabii ki maksat, Cennet’e girmektir. İşte ölüm, bizi ikazlarıyla Cennet’e yöneltir, Cennetlik işler yapmaya çağırır.
Bu sebeple Hz. Ömer (radıyallahu anh) şöyle buyurur: “Eğer insanlar ölümden ders almıyorlarsa vaizler sussun.”
Gerçekten de ölümün ibret olmadığı yerde, insanları ne ile etkileyebiliriz ki?
Hz. Mevlana’nın babası, Âlimler Sultanı Bahaeddin Veled:
— Kimlersiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz? Diye seslenen Bağdat muhafızlarına şöyle seslenmişti:
— Bizler, Abdullah’ız, Allah’ın kullarıyız; Allah’tan geldik, Allah’a gideriz. Gücümüz, kuvvetimiz de Allah’tandır. Ondan başka bir varlığımız da yoktur.
Aslında bu cevap, her hakiki müminin cevabı değil midir?
Bu gerçek, bize her ölüm haberinde bir ayeti söyletir: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” Yani; “Muhakkak ki biz, Allah içiniz ve muhakkak ki O’na döneceğiz.”
Tek fark, uçak biletinin üzerinde yolculuk tarihi ve saati yazılıdır. Hayat yolculuğunun bileti ise tarihsizdir. Bilinmeyen bir gün ve saattedir hareketimiz ya da yolculuğumuzun devamı…
Öleceğini unutma, ibret al!
Dünya durağına, ruhlar dünyasından çıkıp anne karnından geçerek geldik. Burada durdurulmayacağımız da kesin. Çünkü her gün binlercemiz bir başka âleme sevk ediliyor. Dönüş adresimiz bellidir. Orası ahirettir, ahir varacağımız yerdir, bir başka deyimle son duraktır.
Ahiret de, iki bölümdür: Cennet ve Cehennem… Tabii ki maksat, Cennet’e girmektir. İşte ölüm, bizi ikazlarıyla Cennet’e yöneltir, Cennetlik işler yapmaya çağırır.
Bu sebeple Hz. Ömer (radıyallahu anh) şöyle buyurur: “Eğer insanlar ölümden ders almıyorlarsa vaizler sussun.”
Gerçekten de ölümün ibret olmadığı yerde, insanları ne ile etkileyebiliriz ki?
Hz. Mevlana’nın babası, Âlimler Sultanı Bahaeddin Veled:
— Kimlersiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz? Diye seslenen Bağdat muhafızlarına şöyle seslenmişti:
— Bizler, Abdullah’ız, Allah’ın kullarıyız; Allah’tan geldik, Allah’a gideriz. Gücümüz, kuvvetimiz de Allah’tandır. Ondan başka bir varlığımız da yoktur.
Aslında bu cevap, her hakiki müminin cevabı değil midir?
Bu gerçek, bize her ölüm haberinde bir ayeti söyletir: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” Yani; “Muhakkak ki biz, Allah içiniz ve muhakkak ki O’na döneceğiz.”
Son düzenleme: