- Üyelik Tarihi
- 1 Kas 2005
- Mesajlar
- 4,662
- Aldığı Beğeniler
- 29
- Konum
- İstanbul - Eyüpsultan
- Takım
- Galatasaray
Mehmet Şevket Eygi
02.08.2008
Din Büyükleri Putlaştırılamaz
Evliyaullahın büyüklerinden Ahmed er-Rufaî hazretleri (Kaddesallahü sırrehülaziz), Abdülkadir Geylanî Efendimizin (Kaddesallahu sırrehu) âhırete yürümesinden sonra hem kutub, hem gavs rütbesine sahip olmuştu. Yani, yaşadığı devirdeki insanların mânevî makam ve mevki itibarıyla birincisi idi. Resulullah Efendimizin (aleyhissalatü vesselam) halifesi, vekili, varisi idi. İşte bu büyük zat, Bağdat’ın sokaklarında ve meydanlarında dolaşan uyuz köpekleri toplar, onları yıkar temizler, derilerinin hastalıklı yerlerine o mübarek elleriyle merhem sürerdi.
O “sövene dilsiz, dövene elsiz” idi.
Bir gün dergahındaki iki derviş arasına düşmanlık girmiş, birbirlerine verip veriştirmişlerdi. Geceleyin Şeyh hazretleri abdest tazelemek için dışarıya çıktığında, o dervişlerden biri karanlık dolayısıyla onu tanımamış, kavgalı olduğu kişi zannetmiş ve üzerine atlayarak tekme sille vurmaya başlamıştı. Efendi hazretleri yere düşmüştü. Gürültüyü duyanlar avluya ellerinde kandiller, çerağlar olduğu halde çıkmışlar ve feci manzarayı görünce akılları başlarından gitmişti.
Zamanın kutbu ve gavsı olan o büyük zat, üzerindeki tozları silkeleyerek “Bir şey yok, bir şey yok... Önemli değil...” diyordu.
O kadar hilim ve irfan sahibi idi ki, “Yavrum ne yaptın?.. Olur mu böyle şey?.. Niçin bana vurdun?..” bile dememişti. Belki canı yanmıştı, darbeler dolayısıyla vücudunda morarmalar olmuştu, üstü başı yırtılmıştı ama o ses çıkartmamıştı.
Hadiseden bir hafta sonra o derviş kahrından vefat etmişti.
İşte çok büyük insanlar böylesine mütevazı, böylesine kin tutmaz, böylesine bağışlayıcıdır. Onlarda benlik yoktur.
Resûl-i Kibriya Fahr-i Kainat aleyhi ekmelüttahiyyat Efendimiz, sevgili amcası hazret-i Hamza radiyallahu anhı şehid eden Vahşî’yi affetmemiş miydi?
Seyyidüşşüheda olan Hz. Hamza’nın ciğerini çıkartıp dişleyen Hind’i affetmemiş miydi.
Ebu Cehil’in oğlu İkrime’yi, ismi idamlıklar listesinde olmasına ve onca kötülük yapmasına rağmen affetmemiş miydi?
Kendisinde gurur ve kibir olan kimse, cahiller ve gafiller nezdinde büyük görülse ve sayılsa bile asla büyük değildir.
Bazı gafil Müslümanlar birtakım Hazretleri, Muhteremleri, Baronları erbab (rabler) haline getirip putlaştırıyor. Yüce İslâm dini böyle bir şeyi kabul etmez.
Bizden önce nice ümmet ruhbanlarını erbab haline getirdikleri için sapıtmışlar ve helâk olmuşlardır.
Hiçbir gerçek İslâm büyüğü putlaştırılmayı kabul etmez.
Hâtemülenbiya Efendimiz (Salat ve selam olsun O’na) “Meddahların (övücülerin, dalkavukların) suratlarına toprak saçınız” buyurmuşlardır.
Müslüman elbette gerçek, ‘amil (bilgisiyle amel eden), rabbanî âlimleri sever, onlara hürmet eder.
Müslüman elbette gerçek icazetli şeyhleri sever ve sayar.
Lâkin onları hiçbir şekilde putlaştırmaz.
Yalan veya doğru, övgülerden hoşlananlar büyük değildir.
Gerçek âlimler ve gerçek şeyhler böyle bir şeye izin ve fırsat vermezler. Peygamber efendimiz ne buyuruyor: “Ben Ademoğlunun seyyidiyim...” Arkasından hemen ilave ediyor; “Bunu fahr etmek için söylemiyorum...”
Azamet ve Kibriya Cenâb-ı Hakka aittir.
Bütün hamdler ve övgüler onundur.
Büyük insan olmanın en üst derecesi, son mertebesi hiç ve yok olmaktır.
“Ölmeden önce ölünüz” sırrı...
02.08.2008
Din Büyükleri Putlaştırılamaz
Evliyaullahın büyüklerinden Ahmed er-Rufaî hazretleri (Kaddesallahü sırrehülaziz), Abdülkadir Geylanî Efendimizin (Kaddesallahu sırrehu) âhırete yürümesinden sonra hem kutub, hem gavs rütbesine sahip olmuştu. Yani, yaşadığı devirdeki insanların mânevî makam ve mevki itibarıyla birincisi idi. Resulullah Efendimizin (aleyhissalatü vesselam) halifesi, vekili, varisi idi. İşte bu büyük zat, Bağdat’ın sokaklarında ve meydanlarında dolaşan uyuz köpekleri toplar, onları yıkar temizler, derilerinin hastalıklı yerlerine o mübarek elleriyle merhem sürerdi.
O “sövene dilsiz, dövene elsiz” idi.
Bir gün dergahındaki iki derviş arasına düşmanlık girmiş, birbirlerine verip veriştirmişlerdi. Geceleyin Şeyh hazretleri abdest tazelemek için dışarıya çıktığında, o dervişlerden biri karanlık dolayısıyla onu tanımamış, kavgalı olduğu kişi zannetmiş ve üzerine atlayarak tekme sille vurmaya başlamıştı. Efendi hazretleri yere düşmüştü. Gürültüyü duyanlar avluya ellerinde kandiller, çerağlar olduğu halde çıkmışlar ve feci manzarayı görünce akılları başlarından gitmişti.
Zamanın kutbu ve gavsı olan o büyük zat, üzerindeki tozları silkeleyerek “Bir şey yok, bir şey yok... Önemli değil...” diyordu.
O kadar hilim ve irfan sahibi idi ki, “Yavrum ne yaptın?.. Olur mu böyle şey?.. Niçin bana vurdun?..” bile dememişti. Belki canı yanmıştı, darbeler dolayısıyla vücudunda morarmalar olmuştu, üstü başı yırtılmıştı ama o ses çıkartmamıştı.
Hadiseden bir hafta sonra o derviş kahrından vefat etmişti.
İşte çok büyük insanlar böylesine mütevazı, böylesine kin tutmaz, böylesine bağışlayıcıdır. Onlarda benlik yoktur.
Resûl-i Kibriya Fahr-i Kainat aleyhi ekmelüttahiyyat Efendimiz, sevgili amcası hazret-i Hamza radiyallahu anhı şehid eden Vahşî’yi affetmemiş miydi?
Seyyidüşşüheda olan Hz. Hamza’nın ciğerini çıkartıp dişleyen Hind’i affetmemiş miydi.
Ebu Cehil’in oğlu İkrime’yi, ismi idamlıklar listesinde olmasına ve onca kötülük yapmasına rağmen affetmemiş miydi?
Kendisinde gurur ve kibir olan kimse, cahiller ve gafiller nezdinde büyük görülse ve sayılsa bile asla büyük değildir.
Bazı gafil Müslümanlar birtakım Hazretleri, Muhteremleri, Baronları erbab (rabler) haline getirip putlaştırıyor. Yüce İslâm dini böyle bir şeyi kabul etmez.
Bizden önce nice ümmet ruhbanlarını erbab haline getirdikleri için sapıtmışlar ve helâk olmuşlardır.
Hiçbir gerçek İslâm büyüğü putlaştırılmayı kabul etmez.
Hâtemülenbiya Efendimiz (Salat ve selam olsun O’na) “Meddahların (övücülerin, dalkavukların) suratlarına toprak saçınız” buyurmuşlardır.
Müslüman elbette gerçek, ‘amil (bilgisiyle amel eden), rabbanî âlimleri sever, onlara hürmet eder.
Müslüman elbette gerçek icazetli şeyhleri sever ve sayar.
Lâkin onları hiçbir şekilde putlaştırmaz.
Yalan veya doğru, övgülerden hoşlananlar büyük değildir.
Gerçek âlimler ve gerçek şeyhler böyle bir şeye izin ve fırsat vermezler. Peygamber efendimiz ne buyuruyor: “Ben Ademoğlunun seyyidiyim...” Arkasından hemen ilave ediyor; “Bunu fahr etmek için söylemiyorum...”
Azamet ve Kibriya Cenâb-ı Hakka aittir.
Bütün hamdler ve övgüler onundur.
Büyük insan olmanın en üst derecesi, son mertebesi hiç ve yok olmaktır.
“Ölmeden önce ölünüz” sırrı...