ÖLÜM GELSEDE GELMESE DE
Küçük bir kız vardı. Adı Hülya idi. Hülya çok şirin bir kasabada oturuyordu. Yeşil gözlü, sarışın yani çok güzel bir kızdı. Ama çok arsızdı. Melek adında bir kapı komşusu vardı. Kapı komşusu ile arasında 1 yaş vardı. Hülyanın babası bir fabrikada çalışıyordu kasabada. Hülyaların evlerinin karşısında büyük bahçeli bir ev vardı. Onların evi apartmandı. Bahçeleri yoktu. O yüzden oynamaya karşıya Raci amcasına giderdi. Raci amcasını çok severdi. Raci amcası da onu çok severdi. Her zaman bahçeye alırdı Hülyayı acıktığı zaman yemek yedirirdi. Raci amcanın inat mı inat, sinirli mi sinirli bir oğlu vardı. Adı Fuattı. Fuat bahçelerini herkesten kıskanırdı hatta bahçeye gelenlerden bazılarını da döverek kovardı. Hülyaya da çok kızardı aslında. Ama Hülyaya bir şey diyecek olsa babasından ya azar işitirdi ya da dayak yerdi. Hülya acıktığı zamanlarda Raci amcasının sofrasına konuk olur, Fuatta babasının Hülyayla daha çok ilgilenmesini kıskanarak hep surat asardı. Hülyanın kapı komşusu Melek Hülyaya göre daha çekingendi. Yaşantısı ona Raci amcanın bahçesine girmesine engelmiş gibi geliyordu.
Bir gün Fuat evlerinin bahçesindeki salıncakta sallanıyordu. Bu sırada Hülya geldi. Fuat yine somurtmuştu her zamanki gibi. Ama yine de dalga geçer gibi Hülyaya sevdiği kimsenin olup olmadığını sordu. Hülya önce birkaç isim saydı. Sonra sustu. Aradan beş on dakika geçtikten sonra Fuata dönerek yalan söylediğini, aslında Fuatı sevdiğini söyledi. Fuat yine her zamanki siniriyle o kızı oradan kovdu. Aradan 1 ay zaman geçmişti. Ne Hülya Fuatla, ne de Fuat Hülya ile konuşmuyordu. Bu arada Hülyanın babasının çalıştığı fabrika işçi çıkarmaya başladı. Maalesef Hülyanın babası da işten çıkarılmıştı. Ve daha sonra o kasabadan taşınmak zorunda kaldılar.
Fuatın kafası çok karışıktı. Hülya taşınalı beri sürekli hayalini görüyor, onu aklından bir an olsun çıkaramıyordu. Neden sonra Hülyaya aşık olduğunu anladı. Ama iş işten geçmişti. Hülya bazen tatillerde, bazen bayramlarda eski kasabalarını ziyaret ediyordu. Ama Fuatın kafasında bir soru vardı. Acaba birkaç ay önce Hülya söylediklerinde samimi miydi? Yoksa laf olsun diye mi söylemişti. Bir gün Hülyanın kapı komşusu Melek Fuatla karşılaştı. Melek Fuata onu sevdiğini söylemişti. Melek Hülyaya çocukluğundan beri yakın olduğu için Fuat bu yakınlığı kullanarak Hülyanın söylediklerinde samimi olup olmadığını öğrenmek istedi. Melekin verdiği cevap ilginçti. Meleğin demesine göre hem Melek hemde Hülya Fuatı seviyorlardı.Fakat Hülya önce söyleyince Melek söylemekten vazgeçmişti.
Artık Fuat için çile dolu günler başlamıştı. Bu arada orta okulu bitirip liseye başlayan Fuat lise 1 de tam bir bunalım dönemi yaşayacaktı. Ve artık o kara dönem gelmişti. Hülyayı düşünmeden bir an olsun duramıyordu. Nereye baksa onu görüyor, içtiği her sigarada sanki Hülyanın kokusunu içine çekiyordu. Tabiki Hülyanın bütün bu olanlardan haberi var mıydı bilinmez. Ama o sene Fuat ne derslerine çalıştı, ne de okulun kapısından içeri girer oldu. Ve o sene sınıfta kaldı. Bir şekilde af çıktı ve Lise 2 ye geçti. Bu geçen süreler içerisinde biricik sevdiği Hülyası için yüzlerce şiir yazdı. Şiirleri okullarda ün yaptı, onun şiir okurken çıkan tok ve gür sesi her yerde ün yaptı. Ama ne yazık ki o yine de her zaman huzursuzdu. Hülyaya kendince azda olsa sezdirmişti onu sevdiğini. Ama Hülyanın duygularından haberi yoktu.işte bu düşünce onun beynini kemiriyordu. Aradan koskoca 5 sene geçmişti. ama Fuat yine de Hülyanın ona karşı hislerini bilmiyordu.Bu arada Hülya ara sıra kasabaya geldiğinde Raci amcasına uğruyordu. ve Fuatı görmeden de ayrılmıyordu. bunlar Fuatın kafasını kemiriyordu.Ne yapacağını bilemiyordu. bir gün aklına bir fikir geldi. Hülya gittiği okulun adını söylemişti. O adrese bir mektup gönderebilirdi.Bir kaç güzel söz yazardı mektubunda, ve kısa bir hikaye. Ve Fuat bunu yaptı. Mektubun sonuna birde mail adresi bıraktı. Eğer Hülya onu merak edecek olursa bu mail adresinden ona ulaşabilecekti. Mektup gönderildi. Ama henüz bir cevap gelmemişti. Fuat sürekli mail adresine bakıyordu. ve cevabın geleceği günü iple çekiyordu...
Aradan aylar geçmesine rağmen Fuat bir cevap alamamıştı. Havalar güzel olduğu için artık deniz kenarında sahillerde geçiriyordu vaktini. Ama yinede canı çok sıkkındı. Aklında kalan sadece Hülyanın gözleri idi. Zaten Fuatı eritip bitiren de o gözler olmuştu. Bir gün Fuata bir haber geldi. Hülya onu sevmiyordu. Fuata sevdiğini söylediği zaman onunla dalga geçtiğini ve onu kale bile almadığı söyleniyordu. Fuatın aramaya cesareti yoktu. Arasa bile ne diyebilirdi ki. Artık yapacağı tek bir şey vardı. Zaten bu haberi alır almaz aklına ilk bu fikir gelmişti. Fuat kendini denizin serin sularına bırakacaktı. Ve ebediyen bir daha Hülya ismini duymayacaktı. Önce hiçbir şeyi çaktırmadan arkadaşlarına gidip şehir dışına çıkacağını söyledi. Annesini babasını da bir şekilde kandırdı. Ve bir gece sahile gitti. Artık geri dönüş yoktu.Hem gururu kırılmıştı, hem de artık canına tak etmişti. Ve kendini saldı denizin sularına. Deniz derindi. Artık Fuat nefes almayacaktı. Aradan aylar geçmişti. Ama ne Fuatın arkadaşları ne de ailesi ondan haber alamamışlardı. Bir gün Fuatın cesedi karaya vurdu. Arkadaşları onu tesadüfen görmüşler fakat gördüklerine inanamamışlardı. Fuatın elinde bir sustalı bıçak, yumruğu sıkılı, yüzü bembeyaz ve kaya gibi soğuk. Yüzü koyun vurmuştu cesedi karaya. Fuatı sırtüstü çevirdiler. Gördükleri karşısında bir kez daha şaşkın oldular. Fuat aşkını ölümsüzleştirmiş elindeki bıçakla göğsüne son yazısını yazmıştı: ÖLÜM GELSE DE GELMESEDE ACI ÇEKECEĞİM,YAŞAMAK VEYA ÖLMEK FARKETMEZ
Fuatın gazetelerde fotoğrafları yayınlanmıştı. Artık bütün ülke Fuatın Hülyayı nasıl bir aşkla sevdiğini biliyordu. Ve Hülyada bunu öğrenince şok olmuştu. Artık onun içinde karanlık günler başlayacaktı. Fuat her gece bir vicdan azabı gibi Hülyanın rüyalarına giriyordu. Hülya uyumamak için ne kadar kahve içerse içsin dayanamayıp uyuyordu ve Fuat ı rüyasında görüp uyanıyordu.Artık içine dert olmuştu. Raci amcasının yanına geldi bir gün. Ama eskiden Hülyayı hep koruyan Raci amca artık Hülyaya nefretle bakıyordu. Çünkü oğlu onun yüzünden ölmüştü. Hülya artık bunalımlardaydı. Bir süre psikolojik tedavi gördüyse de kâr etmedi. Artık rahatça yaşayamayan Hülya kendini tamamen sorumlu hissetmeye başlamıştı. Ve bu vicdan azabı onu ölümün eşiğine getirmişti. Ve bir gün jileti alarak vurmuştu koluna. Kan fışkırarak aktığı için beş dakika içinde o da hayata gözlerini yummuştu.Onu bu halde gören annesi ve babası her ne kadar uğraştıysalar da onu ölümden kurtaramadılar. Birden komidin üzerindeki bir zarf onların dikkatini çekmişti.ONU ALACAĞIMA AND İÇMİŞTİMyazıyordu zarfın içinde. Bu zarfta yazılanlar bizim buraya kadar anlatacaklarımızın sonu olacaktır. Artık yorum yapmak bu hikayeyi okuyana kalacaktır.
Küçük bir kız vardı. Adı Hülya idi. Hülya çok şirin bir kasabada oturuyordu. Yeşil gözlü, sarışın yani çok güzel bir kızdı. Ama çok arsızdı. Melek adında bir kapı komşusu vardı. Kapı komşusu ile arasında 1 yaş vardı. Hülyanın babası bir fabrikada çalışıyordu kasabada. Hülyaların evlerinin karşısında büyük bahçeli bir ev vardı. Onların evi apartmandı. Bahçeleri yoktu. O yüzden oynamaya karşıya Raci amcasına giderdi. Raci amcasını çok severdi. Raci amcası da onu çok severdi. Her zaman bahçeye alırdı Hülyayı acıktığı zaman yemek yedirirdi. Raci amcanın inat mı inat, sinirli mi sinirli bir oğlu vardı. Adı Fuattı. Fuat bahçelerini herkesten kıskanırdı hatta bahçeye gelenlerden bazılarını da döverek kovardı. Hülyaya da çok kızardı aslında. Ama Hülyaya bir şey diyecek olsa babasından ya azar işitirdi ya da dayak yerdi. Hülya acıktığı zamanlarda Raci amcasının sofrasına konuk olur, Fuatta babasının Hülyayla daha çok ilgilenmesini kıskanarak hep surat asardı. Hülyanın kapı komşusu Melek Hülyaya göre daha çekingendi. Yaşantısı ona Raci amcanın bahçesine girmesine engelmiş gibi geliyordu.
Bir gün Fuat evlerinin bahçesindeki salıncakta sallanıyordu. Bu sırada Hülya geldi. Fuat yine somurtmuştu her zamanki gibi. Ama yine de dalga geçer gibi Hülyaya sevdiği kimsenin olup olmadığını sordu. Hülya önce birkaç isim saydı. Sonra sustu. Aradan beş on dakika geçtikten sonra Fuata dönerek yalan söylediğini, aslında Fuatı sevdiğini söyledi. Fuat yine her zamanki siniriyle o kızı oradan kovdu. Aradan 1 ay zaman geçmişti. Ne Hülya Fuatla, ne de Fuat Hülya ile konuşmuyordu. Bu arada Hülyanın babasının çalıştığı fabrika işçi çıkarmaya başladı. Maalesef Hülyanın babası da işten çıkarılmıştı. Ve daha sonra o kasabadan taşınmak zorunda kaldılar.
Fuatın kafası çok karışıktı. Hülya taşınalı beri sürekli hayalini görüyor, onu aklından bir an olsun çıkaramıyordu. Neden sonra Hülyaya aşık olduğunu anladı. Ama iş işten geçmişti. Hülya bazen tatillerde, bazen bayramlarda eski kasabalarını ziyaret ediyordu. Ama Fuatın kafasında bir soru vardı. Acaba birkaç ay önce Hülya söylediklerinde samimi miydi? Yoksa laf olsun diye mi söylemişti. Bir gün Hülyanın kapı komşusu Melek Fuatla karşılaştı. Melek Fuata onu sevdiğini söylemişti. Melek Hülyaya çocukluğundan beri yakın olduğu için Fuat bu yakınlığı kullanarak Hülyanın söylediklerinde samimi olup olmadığını öğrenmek istedi. Melekin verdiği cevap ilginçti. Meleğin demesine göre hem Melek hemde Hülya Fuatı seviyorlardı.Fakat Hülya önce söyleyince Melek söylemekten vazgeçmişti.
Artık Fuat için çile dolu günler başlamıştı. Bu arada orta okulu bitirip liseye başlayan Fuat lise 1 de tam bir bunalım dönemi yaşayacaktı. Ve artık o kara dönem gelmişti. Hülyayı düşünmeden bir an olsun duramıyordu. Nereye baksa onu görüyor, içtiği her sigarada sanki Hülyanın kokusunu içine çekiyordu. Tabiki Hülyanın bütün bu olanlardan haberi var mıydı bilinmez. Ama o sene Fuat ne derslerine çalıştı, ne de okulun kapısından içeri girer oldu. Ve o sene sınıfta kaldı. Bir şekilde af çıktı ve Lise 2 ye geçti. Bu geçen süreler içerisinde biricik sevdiği Hülyası için yüzlerce şiir yazdı. Şiirleri okullarda ün yaptı, onun şiir okurken çıkan tok ve gür sesi her yerde ün yaptı. Ama ne yazık ki o yine de her zaman huzursuzdu. Hülyaya kendince azda olsa sezdirmişti onu sevdiğini. Ama Hülyanın duygularından haberi yoktu.işte bu düşünce onun beynini kemiriyordu. Aradan koskoca 5 sene geçmişti. ama Fuat yine de Hülyanın ona karşı hislerini bilmiyordu.Bu arada Hülya ara sıra kasabaya geldiğinde Raci amcasına uğruyordu. ve Fuatı görmeden de ayrılmıyordu. bunlar Fuatın kafasını kemiriyordu.Ne yapacağını bilemiyordu. bir gün aklına bir fikir geldi. Hülya gittiği okulun adını söylemişti. O adrese bir mektup gönderebilirdi.Bir kaç güzel söz yazardı mektubunda, ve kısa bir hikaye. Ve Fuat bunu yaptı. Mektubun sonuna birde mail adresi bıraktı. Eğer Hülya onu merak edecek olursa bu mail adresinden ona ulaşabilecekti. Mektup gönderildi. Ama henüz bir cevap gelmemişti. Fuat sürekli mail adresine bakıyordu. ve cevabın geleceği günü iple çekiyordu...
Aradan aylar geçmesine rağmen Fuat bir cevap alamamıştı. Havalar güzel olduğu için artık deniz kenarında sahillerde geçiriyordu vaktini. Ama yinede canı çok sıkkındı. Aklında kalan sadece Hülyanın gözleri idi. Zaten Fuatı eritip bitiren de o gözler olmuştu. Bir gün Fuata bir haber geldi. Hülya onu sevmiyordu. Fuata sevdiğini söylediği zaman onunla dalga geçtiğini ve onu kale bile almadığı söyleniyordu. Fuatın aramaya cesareti yoktu. Arasa bile ne diyebilirdi ki. Artık yapacağı tek bir şey vardı. Zaten bu haberi alır almaz aklına ilk bu fikir gelmişti. Fuat kendini denizin serin sularına bırakacaktı. Ve ebediyen bir daha Hülya ismini duymayacaktı. Önce hiçbir şeyi çaktırmadan arkadaşlarına gidip şehir dışına çıkacağını söyledi. Annesini babasını da bir şekilde kandırdı. Ve bir gece sahile gitti. Artık geri dönüş yoktu.Hem gururu kırılmıştı, hem de artık canına tak etmişti. Ve kendini saldı denizin sularına. Deniz derindi. Artık Fuat nefes almayacaktı. Aradan aylar geçmişti. Ama ne Fuatın arkadaşları ne de ailesi ondan haber alamamışlardı. Bir gün Fuatın cesedi karaya vurdu. Arkadaşları onu tesadüfen görmüşler fakat gördüklerine inanamamışlardı. Fuatın elinde bir sustalı bıçak, yumruğu sıkılı, yüzü bembeyaz ve kaya gibi soğuk. Yüzü koyun vurmuştu cesedi karaya. Fuatı sırtüstü çevirdiler. Gördükleri karşısında bir kez daha şaşkın oldular. Fuat aşkını ölümsüzleştirmiş elindeki bıçakla göğsüne son yazısını yazmıştı: ÖLÜM GELSE DE GELMESEDE ACI ÇEKECEĞİM,YAŞAMAK VEYA ÖLMEK FARKETMEZ
Fuatın gazetelerde fotoğrafları yayınlanmıştı. Artık bütün ülke Fuatın Hülyayı nasıl bir aşkla sevdiğini biliyordu. Ve Hülyada bunu öğrenince şok olmuştu. Artık onun içinde karanlık günler başlayacaktı. Fuat her gece bir vicdan azabı gibi Hülyanın rüyalarına giriyordu. Hülya uyumamak için ne kadar kahve içerse içsin dayanamayıp uyuyordu ve Fuat ı rüyasında görüp uyanıyordu.Artık içine dert olmuştu. Raci amcasının yanına geldi bir gün. Ama eskiden Hülyayı hep koruyan Raci amca artık Hülyaya nefretle bakıyordu. Çünkü oğlu onun yüzünden ölmüştü. Hülya artık bunalımlardaydı. Bir süre psikolojik tedavi gördüyse de kâr etmedi. Artık rahatça yaşayamayan Hülya kendini tamamen sorumlu hissetmeye başlamıştı. Ve bu vicdan azabı onu ölümün eşiğine getirmişti. Ve bir gün jileti alarak vurmuştu koluna. Kan fışkırarak aktığı için beş dakika içinde o da hayata gözlerini yummuştu.Onu bu halde gören annesi ve babası her ne kadar uğraştıysalar da onu ölümden kurtaramadılar. Birden komidin üzerindeki bir zarf onların dikkatini çekmişti.ONU ALACAĞIMA AND İÇMİŞTİMyazıyordu zarfın içinde. Bu zarfta yazılanlar bizim buraya kadar anlatacaklarımızın sonu olacaktır. Artık yorum yapmak bu hikayeyi okuyana kalacaktır.