Ölüm gerçeği ile her an iç içe yaşamak& Nasıl mümkün oluyor? Nasıl dayanabiliyoruz? Yaşama azmimizi nasıl buluyoruz? Her gün bir dostumuzu mezara koymak& Sonra dünyanın fâniliğine dönüp hiçbir şey olmamış gibi, kaldığı yerden devam etmek& Dünyaya tutunmak& İnsana mantıklı gelmiyor. Çünkü ölümün yaşı yok. Şu önce şu sonra diyebileceğin bir durum söz konusu değil. Her an her şey olabilir. Fakat insanlar yıldız böceği misüllü duyarsız. Yıldız böceği gibi güneş gerçeğine gözünü kapayıp, gece dışarı çıkıyor. Küçük kafa fenerine güveniyor. Veya deve kuşu gibi kafasını kuma sokmuş, koca gövdesinin dışarıda olduğunun farkında değil. Kendi görmemesini yeterli buluyor. Gerçeklere insan bu derece duyarsız olursa, maneviyât gözü dumura uğramış demektir. Maneviyât gözü körleşmiştir.
Evet! Ölüm yok oluş değildir. Ölüm, bir tebdil-i mekândır. Bu gerçek olmasa, bir dostumuzun veya bir yakınımızın yatağında eridiğini görerek yaşayabilir miydik? Evet! Ölüm vatan-ı aslîmize, ilk toprağımıza dönmektir. Hakikatı olmasaydı, dünya nimetleri boğazımızdan geçebilir miydi? Yakınımızı kara toprağa bırakıp hayata tutunabilir veya devam edecek enerjiyi bulabilir miydik? Hayır, ölüm Âdem babamızın memleketine gitmektir. Bu söz bizlere, ölümde var olmayı öğretiyor. Bizlere ebediyeti, ebed yurdunu haber veriyor, hatırlatıyor. Bir yakınımızın yatağında, başucunda beklerken sabretmeyi, bir gün bizlerin de aynı kaderi paylaşacağını, hazırlıklı olmamızı bildiriyor. Canlı ve hakkalyakîn bir öğreti oluyor. Elinle koymuş gibi, gaybı görür gibi hatırlatmada bulunuyor. İbret al! Kendine gel! Yol yakınken dön! Maddede yok olma! Mânâ âlemine dal! Tâ ki çift kanatlı yaratıldığını bil! Ayıl! Sadece dünya için mi yaratıldın ki, hep dünyaya çalışıyorsun.
Ölümde var olmak bu olsa gerek& Mevtte vuslatı bulmak& Kavuşmak& Asıl benliğine dönmek& Dünyanın fanilik perdesini yırtıp, ebed ebed diye haykıran gerçeklerin arkasından gitmek& Sonsuzluğa uçmak& Fanide bakiyi görmek& Tenteneli dünya perdesini aralayıp ahirete pencere açmak& İşte o zaman insanlığın efendisi, âlemin eşref-i mahlukatı olursun. Yaratanın muhatabı olursun. Azizleşirsin. Değer kazanırsın. Küçük gördükçe kendini, büyürsün. Mânâya daldıkça gerçek insan olup, diğer canlıları geride bırakırsın. Makamı sabit olan melekleri imrendirir, evc-i bâlâya uçarsın. Gıpta ile bakmalarına sebep olursun.
Cihat Erdoğan
Evet! Ölüm yok oluş değildir. Ölüm, bir tebdil-i mekândır. Bu gerçek olmasa, bir dostumuzun veya bir yakınımızın yatağında eridiğini görerek yaşayabilir miydik? Evet! Ölüm vatan-ı aslîmize, ilk toprağımıza dönmektir. Hakikatı olmasaydı, dünya nimetleri boğazımızdan geçebilir miydi? Yakınımızı kara toprağa bırakıp hayata tutunabilir veya devam edecek enerjiyi bulabilir miydik? Hayır, ölüm Âdem babamızın memleketine gitmektir. Bu söz bizlere, ölümde var olmayı öğretiyor. Bizlere ebediyeti, ebed yurdunu haber veriyor, hatırlatıyor. Bir yakınımızın yatağında, başucunda beklerken sabretmeyi, bir gün bizlerin de aynı kaderi paylaşacağını, hazırlıklı olmamızı bildiriyor. Canlı ve hakkalyakîn bir öğreti oluyor. Elinle koymuş gibi, gaybı görür gibi hatırlatmada bulunuyor. İbret al! Kendine gel! Yol yakınken dön! Maddede yok olma! Mânâ âlemine dal! Tâ ki çift kanatlı yaratıldığını bil! Ayıl! Sadece dünya için mi yaratıldın ki, hep dünyaya çalışıyorsun.
Ölümde var olmak bu olsa gerek& Mevtte vuslatı bulmak& Kavuşmak& Asıl benliğine dönmek& Dünyanın fanilik perdesini yırtıp, ebed ebed diye haykıran gerçeklerin arkasından gitmek& Sonsuzluğa uçmak& Fanide bakiyi görmek& Tenteneli dünya perdesini aralayıp ahirete pencere açmak& İşte o zaman insanlığın efendisi, âlemin eşref-i mahlukatı olursun. Yaratanın muhatabı olursun. Azizleşirsin. Değer kazanırsın. Küçük gördükçe kendini, büyürsün. Mânâya daldıkça gerçek insan olup, diğer canlıları geride bırakırsın. Makamı sabit olan melekleri imrendirir, evc-i bâlâya uçarsın. Gıpta ile bakmalarına sebep olursun.
Cihat Erdoğan