Bir insan “ölüm”ü neden kabullenemez? Yemek yeme, su içme, yatma, kalkma gibi günlük yapa geldiğimiz basit işlerde bir acayiplik ve sıradışılık görmeyiz. Öyle ki bir gün uykumuz kaçsa bunu alışılagelen üslubun dışında dillendiririz ve belki de ‘acayip’liğinden bahsederiz. Neden? Çünkü her gün yaptığımız bir eylem kesintiye uğramıştır ve bundan rahatsızlık duyduk, son tahlilde ‘kabullenemedik’.
Ölüm” dediğimiz olay, dünya kurulduğundan beri her devirde ve her yerde meydana gelmiştir. Günümüzde hâlen bu konjonktürün dışına çıkılamamıştır; istikbalde de çıkılamayacaktır. Aklı başında kime sorarsanız ‘iki kere iki dörtten daha kat’i bir gerçektir’ cevabını alırsınız. İndirildiğinden beri tek harfi dâhi değişmeyip kural ve kaideleri her devirde ve her insan için geçerli olan Kur’an da bu sadette “Her canlı ölümü tadıcıdır”(Âli İmran:185) karinesiyle fazla söze ihtiyaç bırakmaz doğrusu.
Bir “ölümlü” olarak bize düşen,
“Haberiniz olsun! O sizin kaçıp durduğunuz ölüm, mutlaka başınıza gelecektir” (Cuma:8 );
“Nerede olursanız olun, ölüm size yetişir” (Nisa:78 );
diyen, ölümü de öldürecek olan Rabbe ve “İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar” diyen Resul’ün kuşatıcı ifadeleri altında “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikretmek” (Hadis) ve
“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya; yarın ölecekmiş gibi Ahirete çalışmak”(Hadis) olmalıdır…
Son düzenleme:

