- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
ÖLÜM VE ÇARESİ
☆☆ Eğitimci Yazar Dr. Vehbi Karakaş'ın kaleminden ☆☆
Eskiden ne güzel adetler vardı. Dostlardan biri vefat ettiği zaman, bütün dostlara haber verirlerdi. Şimdi ya o güzel adetler kalmadı, ya da o güzel dostluklar.
Vahdet ağabeyin Hasekide ki dershanesinde Cuma derslerinde çok beraber olduğumuz ağabeylerden biriydi Ali Demirel ağabey. Bizden hayli yaşlı olmasına rağmen bir genç öğrenci gibi dersi dinlerdi. Şevkin, efendiliğin ve tevazuun doruk noktasındaydı. Cenazesinde bulunmayı çok isterdim. Erken haber alamadığım ve İstanbul dışında olduğum için o rahmetten mahrum kaldım.
Cenazelerde bulunmanın iki faydası vardır:
1-Ya vefat edenin cenaze namazına katılmakla onun bağışlanmasına vesile olursunuz ya da,
2- Vefat eden salih ve veli insan hürmetine Allah sizi bağışlar. Böylece siz de Allah’ın sevdiği kulları arasına katılma imkânı bulmuş olursunuz.
Hangi açıdan bakarsanız bakın cenaze namazına katılmakta kâr üstüne kâr var. Sosyal medyaya güvenmeyelim. Herkesin önüne her haber gitmeyebiliyor. Böylece dostlar birbirinden haberdar olamayabiliyorlar.
Ali Demirel ağabeyin cenazesine katılamamanın hüznünü yaşıyorum. Rabbim ona rahmetiyle muamele eylesin, Firdevs cennetlerinde ağırlasın. Oğlu Muhsin beye, diğer yakınlarına, Vahdet Yılmaz ağabeye ve diğer dostlarına sabr-ı cemil versin, hepinizi, hepimizi daha çok hayırlı hizmetlere vesile eylesin, rızasını kazanarak bu dünyadan uçup gitmeyi cennet-i alada buluşmayı nasip eylesin.
SORDULAR:
- Ölümün çaresi var mı?
CEVAP:
Var. Ölümün çaresi ölmektir. Çünkü ölüm, hayatın ta kendisidir. Allah, ölümü de, hayat gibi bir varlık gösteriyor. Kendisini de hayatın ve ölümün yaratıcısı olarak ilan ediyor.[1] Ölüm de hayat gibi bir mahluk ise öyleyse o mevcuddur. Çünkü her mahluk mevcuddur.[2] Şu halde ölüm, yokluk değil, varlıktır. Bunun içindir ki "İnsanlar uykudadırlar. Öldükleri zaman uyanırlar."[3] denilmiştir.
Eğer ölüm de hayat gibi bir varlık olmasaydı, Kur'an: "Siz hep dünya hayatını tercih ediyorsunuz, halbuki ahiret hayatı, çok daha hayırlı, çok daha süreklidir"[4] der miydi? Bundan da öteye geçip "Dünya hayatının bir oyun ve oyuncaktan ibaret olduğunu, ahiret yurdunun gerçek hayat olduğunu"[5] söyler miydi?
Bu konuda Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) güzel bir sözü var; buyurmuşlar ki: "Ölüm ve ihtiyarlık hariç hiçbir dert yoktur ki Allah onun dermanını indirmemiş olsun"[6] Yani her derdin çaresi var bu dünyada, sadece ölüm ve ihtiyarlığın çaresi yoktur.
Kur'an-ı Kerim: "Her nefis ölümü tadacaktır,"[7] derken, bu hakikate parmak basmaktadır. Demek, bu dünyada inanan inanmayan herkes ve her canlı ölecektir.
Fakat inananların ölümü, inanmayanlarınki gibi olmayacaktır. İnananlar için ölüm, ebedî cennete, ebedî saadete bir göç, ebedî gençliğe ve ebedî sevgililere bir vuslattır. Kâfirler içinse ebedî azaba bir sevkıyattır. Yunus:
"Yunus öldü deyu sala verirler
Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez"
Derken Bediüzzaman da ölümün bir terhis, bir tebdil, bir azad[8] olduğunu söylemektedir. Dünyaya gelen, askere gelmekte, dünyadan giden de terhis teskeresi almış olmakta, fani dünyadan baki dünyaya geçmekte, hizmet ve geçim külfetinden kurtularak ebediyyen sefa sürmek üzere cennte uçmaktadır. Böyle bakarsanız, ölüm, Müslüman için bir ödüldür, denilebilir.
Ne güzel diyor meşhur şair:
"Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun.
Ölümü öldüren Rabbe, secdeler olsun.”[9]
Çocukları oyuncaklarla avutabilir ve uyutabilirsiniz belki, ama büyükleri oyuncaklarla tatmin edemezsiniz.
İşte dünya, ahirete, ahiretteki cennete göre bir oyun ve oyuncaktan ibarettir. Bu oyuncakla dünya çocukları yani ahirete inanmayanlar oynayabilir ve oyalanabilirler, ama mü’minler, bununla oynamaz ve oyalanamazlar. Sadece buraya takılıp kalamazlar. Çünkü onlar kamil insanlardır. Olgun ve şuurludurlar. Kabrin öbür tarafını görebilecek kadar ileri görüşlüdürler. Fani mallarını, canlarını Allah yolunda harcamakla cennetten baki mal-mülk, ev-araba, bağ-bahçe alabilecek kadar akıllıdırlar…
Ebedi hayata giden yolun, ölümden geçtiğini bilir onlar. Çekirdeğin çürüdükten sonra ağaç olduğunu, kış mevsiminde yerin ölüp beyaz kefene büründüğünü, baharın yeniden dirildiğini görmektedir onlar. Kur'an'ın, "Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Yeri öldükten sonra, nasıl diriltiyor. Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka böyle diriltecektir. O, her şeye kadirdir."[10] ayetini okuyup ders almaktadırlar.
Onlar ölümden korkmaz, kabirden ürkmezler. Onların tek korktukları şey günahlarıdır, haramlardır; nefse, şeytana ve şeytanlaşmışlara aldanıp ta Allah'ın çizdiği helal ve haram sınırlarını çiğnemektir. Nefsin hoşlanıp ta, Allah'ın hoşlanmadığı bir durumla karşı karşıya gelmekten ödleri patlar onların. Bu sebeple onlar, yılandan ve akrepten kaçarcasına günahlardan ve gayri meşrû eğlencelerden kaçarlar.
Onlar bilirler ki müslümanı ölüm değil, günahlar ve gayri meşrû eğlenceler öldürür. Zaten bugün, insanlarımızı öldüren de günahlar ve meşrû olmayan eğlenceler değil mi?
Günahlar, ayıplar, haramlar, müstehcenlik, tefrika, kardeş kavgaları Müslümanların sırtında bir kambur, bir yüktür. Müslümanlar, Allah'ın ve Resûlü Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) günah ve haram dediği bütün ayıpları sırtından attığı ve farzları yaptığı gün hafifleyecek, rahatlayacak, kalkınma meselesini çoktan halletmiş olacak, dünyaya yeniden yol gösteren bir huzur toplumu haline geleceklerdir inşaallah.
Bu işe layık oluşumuz, salih olmamıza, yani günahları ve haramları terk ve farzları işleyen kullar olmamıza bağlanmıştır. Allah buyuruyor:
“And olsun ki, zikirden sonra Zebur'da da şunu yazmıştık: Şüphesiz ki yeryüzüne, benim salih kullarım varis (ve sahip) olacaktır.”[11]
☆☆ Eğitimci Yazar Dr. Vehbi Karakaş'ın kaleminden ☆☆
Eskiden ne güzel adetler vardı. Dostlardan biri vefat ettiği zaman, bütün dostlara haber verirlerdi. Şimdi ya o güzel adetler kalmadı, ya da o güzel dostluklar.
Vahdet ağabeyin Hasekide ki dershanesinde Cuma derslerinde çok beraber olduğumuz ağabeylerden biriydi Ali Demirel ağabey. Bizden hayli yaşlı olmasına rağmen bir genç öğrenci gibi dersi dinlerdi. Şevkin, efendiliğin ve tevazuun doruk noktasındaydı. Cenazesinde bulunmayı çok isterdim. Erken haber alamadığım ve İstanbul dışında olduğum için o rahmetten mahrum kaldım.
Cenazelerde bulunmanın iki faydası vardır:
1-Ya vefat edenin cenaze namazına katılmakla onun bağışlanmasına vesile olursunuz ya da,
2- Vefat eden salih ve veli insan hürmetine Allah sizi bağışlar. Böylece siz de Allah’ın sevdiği kulları arasına katılma imkânı bulmuş olursunuz.
Hangi açıdan bakarsanız bakın cenaze namazına katılmakta kâr üstüne kâr var. Sosyal medyaya güvenmeyelim. Herkesin önüne her haber gitmeyebiliyor. Böylece dostlar birbirinden haberdar olamayabiliyorlar.
Ali Demirel ağabeyin cenazesine katılamamanın hüznünü yaşıyorum. Rabbim ona rahmetiyle muamele eylesin, Firdevs cennetlerinde ağırlasın. Oğlu Muhsin beye, diğer yakınlarına, Vahdet Yılmaz ağabeye ve diğer dostlarına sabr-ı cemil versin, hepinizi, hepimizi daha çok hayırlı hizmetlere vesile eylesin, rızasını kazanarak bu dünyadan uçup gitmeyi cennet-i alada buluşmayı nasip eylesin.
SORDULAR:
- Ölümün çaresi var mı?
CEVAP:
Var. Ölümün çaresi ölmektir. Çünkü ölüm, hayatın ta kendisidir. Allah, ölümü de, hayat gibi bir varlık gösteriyor. Kendisini de hayatın ve ölümün yaratıcısı olarak ilan ediyor.[1] Ölüm de hayat gibi bir mahluk ise öyleyse o mevcuddur. Çünkü her mahluk mevcuddur.[2] Şu halde ölüm, yokluk değil, varlıktır. Bunun içindir ki "İnsanlar uykudadırlar. Öldükleri zaman uyanırlar."[3] denilmiştir.
Eğer ölüm de hayat gibi bir varlık olmasaydı, Kur'an: "Siz hep dünya hayatını tercih ediyorsunuz, halbuki ahiret hayatı, çok daha hayırlı, çok daha süreklidir"[4] der miydi? Bundan da öteye geçip "Dünya hayatının bir oyun ve oyuncaktan ibaret olduğunu, ahiret yurdunun gerçek hayat olduğunu"[5] söyler miydi?
Bu konuda Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) güzel bir sözü var; buyurmuşlar ki: "Ölüm ve ihtiyarlık hariç hiçbir dert yoktur ki Allah onun dermanını indirmemiş olsun"[6] Yani her derdin çaresi var bu dünyada, sadece ölüm ve ihtiyarlığın çaresi yoktur.
Kur'an-ı Kerim: "Her nefis ölümü tadacaktır,"[7] derken, bu hakikate parmak basmaktadır. Demek, bu dünyada inanan inanmayan herkes ve her canlı ölecektir.
Fakat inananların ölümü, inanmayanlarınki gibi olmayacaktır. İnananlar için ölüm, ebedî cennete, ebedî saadete bir göç, ebedî gençliğe ve ebedî sevgililere bir vuslattır. Kâfirler içinse ebedî azaba bir sevkıyattır. Yunus:
"Yunus öldü deyu sala verirler
Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez"
Derken Bediüzzaman da ölümün bir terhis, bir tebdil, bir azad[8] olduğunu söylemektedir. Dünyaya gelen, askere gelmekte, dünyadan giden de terhis teskeresi almış olmakta, fani dünyadan baki dünyaya geçmekte, hizmet ve geçim külfetinden kurtularak ebediyyen sefa sürmek üzere cennte uçmaktadır. Böyle bakarsanız, ölüm, Müslüman için bir ödüldür, denilebilir.
Ne güzel diyor meşhur şair:
"Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun.
Ölümü öldüren Rabbe, secdeler olsun.”[9]
Çocukları oyuncaklarla avutabilir ve uyutabilirsiniz belki, ama büyükleri oyuncaklarla tatmin edemezsiniz.
İşte dünya, ahirete, ahiretteki cennete göre bir oyun ve oyuncaktan ibarettir. Bu oyuncakla dünya çocukları yani ahirete inanmayanlar oynayabilir ve oyalanabilirler, ama mü’minler, bununla oynamaz ve oyalanamazlar. Sadece buraya takılıp kalamazlar. Çünkü onlar kamil insanlardır. Olgun ve şuurludurlar. Kabrin öbür tarafını görebilecek kadar ileri görüşlüdürler. Fani mallarını, canlarını Allah yolunda harcamakla cennetten baki mal-mülk, ev-araba, bağ-bahçe alabilecek kadar akıllıdırlar…
Ebedi hayata giden yolun, ölümden geçtiğini bilir onlar. Çekirdeğin çürüdükten sonra ağaç olduğunu, kış mevsiminde yerin ölüp beyaz kefene büründüğünü, baharın yeniden dirildiğini görmektedir onlar. Kur'an'ın, "Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Yeri öldükten sonra, nasıl diriltiyor. Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka böyle diriltecektir. O, her şeye kadirdir."[10] ayetini okuyup ders almaktadırlar.
Onlar ölümden korkmaz, kabirden ürkmezler. Onların tek korktukları şey günahlarıdır, haramlardır; nefse, şeytana ve şeytanlaşmışlara aldanıp ta Allah'ın çizdiği helal ve haram sınırlarını çiğnemektir. Nefsin hoşlanıp ta, Allah'ın hoşlanmadığı bir durumla karşı karşıya gelmekten ödleri patlar onların. Bu sebeple onlar, yılandan ve akrepten kaçarcasına günahlardan ve gayri meşrû eğlencelerden kaçarlar.
Onlar bilirler ki müslümanı ölüm değil, günahlar ve gayri meşrû eğlenceler öldürür. Zaten bugün, insanlarımızı öldüren de günahlar ve meşrû olmayan eğlenceler değil mi?
Günahlar, ayıplar, haramlar, müstehcenlik, tefrika, kardeş kavgaları Müslümanların sırtında bir kambur, bir yüktür. Müslümanlar, Allah'ın ve Resûlü Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) günah ve haram dediği bütün ayıpları sırtından attığı ve farzları yaptığı gün hafifleyecek, rahatlayacak, kalkınma meselesini çoktan halletmiş olacak, dünyaya yeniden yol gösteren bir huzur toplumu haline geleceklerdir inşaallah.
Bu işe layık oluşumuz, salih olmamıza, yani günahları ve haramları terk ve farzları işleyen kullar olmamıza bağlanmıştır. Allah buyuruyor:
“And olsun ki, zikirden sonra Zebur'da da şunu yazmıştık: Şüphesiz ki yeryüzüne, benim salih kullarım varis (ve sahip) olacaktır.”[11]