- Üyelik Tarihi
- 5 Eyl 2011
- Mesajlar
- 3,789
- Aldığı Beğeniler
- 13,779
- Takım
- Galatasaray
mehmet ali genç
ÖLÜMLÜ VEYA ÖLÜMSÜZ ŞİİR
Ters düz olan bu dünyada kum olup akıyor her şey üstümüze Sanki en ağır yeri benim tahterevallinin, bütün insanlar çullanıyor üstüme Kafamın içinde bir misket, gelmişime geçmişime gidiyor Sağım ve soluma bakınca iki omzum, ilerisi uçurum
Gözümden buğday damlaları bir cami avlusuna serpiliyor Ebabil soyuna yemin eden güvercinler geliyor sonra Yeni yürümeye başlayan bebekler koşuyor onların üstüne Damlalar taş oluyor gagalarında ve giderler her öfke nöbetinde Kollarımın kuşatmasını kabul etmeyen bir Müslümana
O önden gitti gölgesinde kalmak için koştum İçi klimalarla döşeli, karanlığını lambalarıyla aydınlatan, alnıma iz bırakacak halıları çiğnedim Beyaz topraklarını atarken gördüm, toplu mezar için açılan o mavi gökyüzünü Oysa bir Mehmet Ali'nin yer etmesi için cennetinde Kaç Mehmet Ali atılması gerekiyor cehennemine Bir bütün olarak düşerken yeryüzüne, düşündüm, daldım ve parçalandım Diğer parçalarımı bulmak için girdim cemaatin içine
Camiler çok, saflar az, saflarda kul yok artık meleklere farz Senin kanatların nerede derler bana Ben bilemem uçmayı yeryüzünden, secde ederken daha yükseklere uçuyormuşum Bir de gömülürken
Kaç namaz vakti geçti katlimden, yetmedi tesbihat Arkamdan şan bir ses, kapatıyoruz evladım hadi kalk Aklımda bir anı kaldı, o da raflara bıraktığım ayakkabı Sonra kulağımda o ses, yine kapanan bir kapı Ey kalbime sığan Allah, sana küçük geliyor bu camii Bana küçük geliyor bu dünya aç kapını
Göklere borçlu kalıyorum nefes aldıkça Bulutların cebi boş, iflasın eşiğindeler Karaborsaya düşen yağmur Melek eline küsen yağmur Çatlak bardaktan sızan yağmur Beni ateşten sanan yağmur Cehenneme fazla mı geliyorum Cennetten düşen her kadın içimde kavrulur Kur-an ziyafetine sazla mı gidiyorum
Sonbahar yığıntısıydım birikti kaldırımda yapraklarım Kalbim, tutuşan ellerin arasında sıkışıyor Etimin ham hali islak dudaklar; çamur, dişleri birbirine cephe Yabancı tat tükürükleri, dillerinde şüphe Şu ateşten esirgenen, işte barut dolu yolum
Doldurdum geber geber geber diyen bir şarjör dolusu öfkemi Gizli kameralar üstümde, herkes monitör başında Artik namluda imdat beklemez mermi
Tren çığlık atarken vurduğum adamın günahını boynuma aldım Kulunu sen affet Allah'ım
Ne insanların laneti ne de siren sesi artık bırakmaz peşimi
Ve geceye kapanan kapı güneşe açılan pencere
ÖLÜMLÜ VEYA ÖLÜMSÜZ ŞİİR
Ters düz olan bu dünyada kum olup akıyor her şey üstümüze Sanki en ağır yeri benim tahterevallinin, bütün insanlar çullanıyor üstüme Kafamın içinde bir misket, gelmişime geçmişime gidiyor Sağım ve soluma bakınca iki omzum, ilerisi uçurum
Gözümden buğday damlaları bir cami avlusuna serpiliyor Ebabil soyuna yemin eden güvercinler geliyor sonra Yeni yürümeye başlayan bebekler koşuyor onların üstüne Damlalar taş oluyor gagalarında ve giderler her öfke nöbetinde Kollarımın kuşatmasını kabul etmeyen bir Müslümana
O önden gitti gölgesinde kalmak için koştum İçi klimalarla döşeli, karanlığını lambalarıyla aydınlatan, alnıma iz bırakacak halıları çiğnedim Beyaz topraklarını atarken gördüm, toplu mezar için açılan o mavi gökyüzünü Oysa bir Mehmet Ali'nin yer etmesi için cennetinde Kaç Mehmet Ali atılması gerekiyor cehennemine Bir bütün olarak düşerken yeryüzüne, düşündüm, daldım ve parçalandım Diğer parçalarımı bulmak için girdim cemaatin içine
Camiler çok, saflar az, saflarda kul yok artık meleklere farz Senin kanatların nerede derler bana Ben bilemem uçmayı yeryüzünden, secde ederken daha yükseklere uçuyormuşum Bir de gömülürken
Kaç namaz vakti geçti katlimden, yetmedi tesbihat Arkamdan şan bir ses, kapatıyoruz evladım hadi kalk Aklımda bir anı kaldı, o da raflara bıraktığım ayakkabı Sonra kulağımda o ses, yine kapanan bir kapı Ey kalbime sığan Allah, sana küçük geliyor bu camii Bana küçük geliyor bu dünya aç kapını
Göklere borçlu kalıyorum nefes aldıkça Bulutların cebi boş, iflasın eşiğindeler Karaborsaya düşen yağmur Melek eline küsen yağmur Çatlak bardaktan sızan yağmur Beni ateşten sanan yağmur Cehenneme fazla mı geliyorum Cennetten düşen her kadın içimde kavrulur Kur-an ziyafetine sazla mı gidiyorum
Sonbahar yığıntısıydım birikti kaldırımda yapraklarım Kalbim, tutuşan ellerin arasında sıkışıyor Etimin ham hali islak dudaklar; çamur, dişleri birbirine cephe Yabancı tat tükürükleri, dillerinde şüphe Şu ateşten esirgenen, işte barut dolu yolum
Doldurdum geber geber geber diyen bir şarjör dolusu öfkemi Gizli kameralar üstümde, herkes monitör başında Artik namluda imdat beklemez mermi
Tren çığlık atarken vurduğum adamın günahını boynuma aldım Kulunu sen affet Allah'ım
Ne insanların laneti ne de siren sesi artık bırakmaz peşimi
Ve geceye kapanan kapı güneşe açılan pencere