- Üyelik Tarihi
- 23 Ocak 2011
- Mesajlar
- 3,957
- Aldığı Beğeniler
- 1,393
Bir hadîs-i şerifte beş şeyin kıymetinin iyi idrak edilmesi gerektiği ifade edilirken bunlardan birisinin de ömür olduğu ve insan hayatının nerelerde ve nasıl geçirildiğinden de sorulacağına dikkat çekilir. İnsan ömrünün ne kadar olduğu belirtilmemiş ancak, vakit tamam olunca da bir an önce veya sonraya bırakılmadan bu dünya hayatının sona ereceği ifade edilmiştir. Bundan dolayı Müslüman, büluğ yaşından itibaren mükellef olduğu ibadetleri yerine getirmekle, haramlardan kaçınmakla, vakitlerini hayırlı işlerde harcamakla emrolunmakta, velhasıl yaptığı her şeyden sorguya çekileceği hatırlatılmaktadır.
Dünyada kazandığımız sermâyeyi nasıl kazanıp, nereye harcadığımızdan mes'ûl olduğumuz gibi, ömür sermâyemizi veren Cenâb-ı Hak da bizi bundan hesaba çekecektir. Neyin bizim yararımıza veya zararımıza olduğunu bize öğreten gerçek dost Allah (c.c.), O'nun rasûlü ve bu yolda giden Allah dostları olan âlimler ve sâlih kullardır.
İnsan zaman zaman, mal mülk, evlâd u ıyâl derdinde koşarken Allah'a olan kulluk vazifesini yerine getirememekte, bâkî olan âhiret azığının elde edileceği dünya hayatını gafletle hebâ etmektedir. Bu gaflet uykusundan ne kadar erken uyanırsa insan kendini o kadar bahtiyar hissetmelidir. Gaflet içinde geçen zamanlarına pişmanlık duyarak, tövbe ederek, eksikliklerini tamamlayarak kendine dönmelidir.
Hataya düşmek, dünyaya dalıp gitmek, Allah'tan gâfil olarak yaşamak, zaman zaman insanın mübtelâ olduğu mânevî hastalıklardır. Maddî hastalıklardan kurtulmak için çarelere başvurduğumuz gibi, bunlar için de kendine derman aramalıdır. Akıllı insana lâzım olan içine düştüğü bu durumdan en kısa zamanda kendine gelebilmektir. Gittiği yoldan geri dönmek, bilerek veya bilmeden yaptığı hatalardan dönmek, yapamadığı hayırlara yönelmek yapılması gereken en güzel davranıştır. Nitekim şu beyit bunu çok güzel ifade etmektedir:
Tevbe yâ Rabbi hatâ râhına gittiklerime
Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime
Bu beyitte yanlış yola giden bir kulun bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahlardan dolayı Allah'a el açıp tevbe ettiği dile getirilmektedir. Bu şuurda olmak, Rabbimizin afv ve mağfiretine, rahmet ve merhametine, ikram ve inâyetine giden yoluna girmek demektir. Çünkü yüce Rabbimiz Rahman ve Rahîm'dir.
Dostlarımızın bizimle olan ilişkileri bizi Allah'a olan sorumluluklarımızdan alıkoymamalıdır. Dost bildiklerimiz kırılacak diye Allah'ın râzı olmayacağı bir davranışı, hayat tarzını benimsemek akıl kârı değildir. Böyle durumlarda ne olursa olsun, onlardan gelecek menfaatler, imkân ve ikramlara karşı, "Allah bes, bâkî heves" demeliyiz.
Mehmet Akkuş
Dünyada kazandığımız sermâyeyi nasıl kazanıp, nereye harcadığımızdan mes'ûl olduğumuz gibi, ömür sermâyemizi veren Cenâb-ı Hak da bizi bundan hesaba çekecektir. Neyin bizim yararımıza veya zararımıza olduğunu bize öğreten gerçek dost Allah (c.c.), O'nun rasûlü ve bu yolda giden Allah dostları olan âlimler ve sâlih kullardır.
İnsan zaman zaman, mal mülk, evlâd u ıyâl derdinde koşarken Allah'a olan kulluk vazifesini yerine getirememekte, bâkî olan âhiret azığının elde edileceği dünya hayatını gafletle hebâ etmektedir. Bu gaflet uykusundan ne kadar erken uyanırsa insan kendini o kadar bahtiyar hissetmelidir. Gaflet içinde geçen zamanlarına pişmanlık duyarak, tövbe ederek, eksikliklerini tamamlayarak kendine dönmelidir.
Hataya düşmek, dünyaya dalıp gitmek, Allah'tan gâfil olarak yaşamak, zaman zaman insanın mübtelâ olduğu mânevî hastalıklardır. Maddî hastalıklardan kurtulmak için çarelere başvurduğumuz gibi, bunlar için de kendine derman aramalıdır. Akıllı insana lâzım olan içine düştüğü bu durumdan en kısa zamanda kendine gelebilmektir. Gittiği yoldan geri dönmek, bilerek veya bilmeden yaptığı hatalardan dönmek, yapamadığı hayırlara yönelmek yapılması gereken en güzel davranıştır. Nitekim şu beyit bunu çok güzel ifade etmektedir:
Tevbe yâ Rabbi hatâ râhına gittiklerime
Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime
Bu beyitte yanlış yola giden bir kulun bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahlardan dolayı Allah'a el açıp tevbe ettiği dile getirilmektedir. Bu şuurda olmak, Rabbimizin afv ve mağfiretine, rahmet ve merhametine, ikram ve inâyetine giden yoluna girmek demektir. Çünkü yüce Rabbimiz Rahman ve Rahîm'dir.
Dostlarımızın bizimle olan ilişkileri bizi Allah'a olan sorumluluklarımızdan alıkoymamalıdır. Dost bildiklerimiz kırılacak diye Allah'ın râzı olmayacağı bir davranışı, hayat tarzını benimsemek akıl kârı değildir. Böyle durumlarda ne olursa olsun, onlardan gelecek menfaatler, imkân ve ikramlara karşı, "Allah bes, bâkî heves" demeliyiz.
Mehmet Akkuş