Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
Çelimsiz, küçük bir kız çocuğu sokağın köşesine oturmuş; yiyecek, para, ya da alabileceği herhangi birşey için dileniyordu. Üzerinde yırtık pırtık giysiler vardı. Yüzü gözü ise kir içindeydi. Çocuğun perişan bir hali vardı.

Kız dilenirken, sokaktan genç, sağlıklı, zengin görünümlü bir adam geçti. Kızı farketmişti. Ama, belli etmemek için, dönüp bir daha bakmadı. Geniş ve lüks evine, konfor içinde yaşayan ailesinin yanına geldiğinde, çok güzel hazırlanmış bir akşam sofrası onu bekliyordu. Fakat, az sonra, gördüğü o dilenci kız aklını takıldı yeniden. Duyguları birşeylere itiraz ediyordu.

Sonra, kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah'a yöneltti. Böyle durumların var olmasına izin veren O değil miydi?

İçin için, O'na karşı:

"Böyle birşeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için birşeyler yapmıyorsun?" diye yakınmaya başladı.

Biraz sonra, ruhunun derinliklerinden gelen şu cevabı işitti:

"Yaptım. Seni yarattım!"
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
BİR GÜN, BİR adam ellerini açıp yalvardı:

"Allahım! Benimle konuş!"

Tam o sırada bir çayırkuşu adamın bahçesinde en son şarkısını söylüyordu.

Ama adam çayırkuşuna kulak vermedi, ve devam etti yakarmaya:

"Allahım! Benimle konuş!"

Az sonra hava kapandı, gökgürültüsü ve şimşekle birlikte kuvvetli bir yağmur başladı. Fakat adam dinlemedi, yakarmaya devam etti:

"Allahım! Seni görmeme izin ver!"

O böyle yalvarırken, sağanak yağmur sona ermiş ve güneş bütün ihtişamıyla ışıklarını adamın evine kadar taşımaya başlamıştı. Fakat adam bu manzaraya aldırmadı bile. Her gün gördüğü birşey değil miydi bu?

Yalvarmaya devam etti adam:

"Bana bir mucize göster Allahım!"

O böyle yalvarırken, yakınlardaki evlerden birinden yeni doğmuş bir çocuğun ağlayışları geliyordu kulağına. Ama adam bunu da farketmedi.

Üzüntüden ağladı adam:

"Allahım! Cevap ver bana! Burada olduğunu bilmemi sağla."

O ara, bir kelebek adamın koluna kondu, ama adam öbür eliyle kelebeği iteleyip kovdu. Ve ağlamaya devam etti:

"Allahım! Neden bana cevap vermiyorsun?"
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
BİR ZAMANLAR, BAŞKALARININ sırtından geçinmeye meraklı bir adam vardı. Adam, kendi tarlasını ekip biçmeye üşendiğinden, komşu tarlaların hasadından azar azar çalmaya karar verdi ve:

"Hepsinden azar azar çalacağımdan, kimse olanın bitenin farkına varmaz" diye düşündü.

Yaramaz adam, planını uygulamak için, geceleri gökyüzünde ayın görülmez olduğu günleri bekledi ve o gün gelip çattığında, kızını geceleyin gelip gözcü olması için tembihledi.

Gece olunca, baba ve kız, yola çıktılar. Tarlalara geldiklerinde, baba ekinlerin arasına daldı ve dalarken, kızına o çuvalları doldururken biri görecek olursa sessizce haber vermesini istedi.

Adam, tarlanın bir kenarından hasadı devşirmeye başlayacaktı ki, kızının sesini işitti:

"Baba, biri seni görüyor."

Adam telaşla çuvalı kapıp kızının olduğu yere geldi ve bir müddet yürüyüp başka bir tarlaya girmeye karar verdi. Kızını bir kez daha tembihledi.

Biraz sonra, yine tam hasadı devşirecekken, kızının sesini duydu:

"Baba, seni gören biri var."

Adam telaşla çıktı tarladan. Biraz sonra, üçüncü tarlayı gözüne kestirdi. Gelin görün ki, tam tarladan hasadı devşirecekken, yine kızının:

"Baba, seni gören biri var" sesini duydu.

Dördüncü tarla, beşinci tarla derken, adam girdiği hiçbir tarladan birşey devşirememişti. Planını yürürlüğe koyamamanın sıkıntısıyla, kızına:

"Kızım" dedi, "sen her seferinde bana seslendin ama, ben ortalıkta hiçbir karaltı göremedim" dedi.

"Karaltı göremediğin doğru baba!" dedi kız. "Ama seni gören biri hep vardı. Allah bizi görüyor."
 

Onur

Geliştirici
 
Üyelik Tarihi
1 Eki 2005
Mesajlar
7,571
Aldığı Beğeniler
4,846
Konum
Karaman
Takım
Galatasaray
kerems ben sadece allahım benimle konus hikayesini biliyordum ama digerleri için teşekkürler bugun çok hızlısın :ok:
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
YÜZYILLAR ÖNCE İNGİLTERE Canute adlı bir kral tarafından yönetiliyordu. Diğer krallar ve önemli kişiler gibi Canute'nin etrafında da sürekli onu öven dalkavuklar bulunuyordu.

Bunlar arasında, ikide bir kral Canute'ye "Sen dünyanın büyüğüsün" diyeni de vardı, "Majesteleri, dünyada sizden güçlü kimse yok" diyeni de. Kimisi de, "Hiç kimse size karşı gelmeye cesaret edemez" diye övüyordu onu.

Kral akıllı bir adamdı ve böyle saçma şeyleri duymaktan sıkılmıştı.

Bir gün adamlarıyla deniz kıyısında yürürken dalkavuk ruhlu bazı kişiler yine onun hakkında övücü söz söyleme yarışına girdiler.

Bu duruma canı sıkılan kral Canute onlara bir ders vermeye karar verdi.

"Dediğiniz gibi, dünyanın en büyük adamı benim, değil mi?" diye sordu

"Evet, majesteleri!" diye bağırdılar.

"Ve herkes ve herşey benim emirlerime boyun eğer, değil mi"

"Tamamen. Bütün dünya sizin önünüzde eğilir" dediler.

"Anlıyorum" dedi kral. "Tahtımı getirin, sahile ineceğiz."

"Emriniz üzerine, efendimiz" diye bağrışarak kralın tahtını kumların üstüne taşıdılar.

"Biraz daha yaklaştırın, suyun yakınına koyun" dedi kral.

Tahtını getirdiler.

Kral önünde uzayıp giden okyanusa baktı, sonra da:

"Bir dalga gelmek üzere" dedi. "Emredersem, durur mu?" diye sordu.

Dalkavuklar şaşırmışlardı. Ancak hiçbirisi "hayır" demeye cesaret edemiyordu. diyemediler. Bir kısmı, açıkça, "Siz emrediniz efendim, dalga duracaktır" dediler.

Bunun üzerine, kral Canute:

"Sakinleş deniz" diye bağırdı. "Dalgalar gelmeyin, ayağımı ıslatmayın" diye emir verdi.

Bir süre bekledi. Sonra ince bir dalga geldi ve ayağını ıslattı.

Kral Canute:

"Bu ne cesaret!" diye bağırdı "Su, geri çekil!" diye emretti. "Önümden çekilmeni emrediyorum. Geri çekil!" diye bağırdı.

Deniz daha da yükseldi ve dalga kralın tahtının üzerine kadar geldi. Kralın sadece ayağı değil, üstü başı da ıslandı. Adamları önüne geçerek onu korumaya çalıştılar. Panik içinde idiler ve kralın delirip delirmediğini düşünüyorlardı.

Kral Canute ise:

"Arkadaşlarım" diye seslendi, "gördüğünüz gibi, sizin söylediğiniz kadar büyük ve güçlü değilmişim. Belki bugün birşey öğrendiniz. Belki, istediği zaman okyanuslara egemen olan bir Allah'ın varlığını hatırladınız. Şimdi lütfen övgülerinizi de O"na iletin bakalım."

Adamları başlarını salladılar. Canute tacını çıkardı ve bir daha hiç giymedi.
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
BİR GÜN, KIRLARDA gezintiye çıkan bir adam, kenarına oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını farketti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi. Adam, bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat kolay ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi.

Dakikalar dakikaları kovaladı, saatler geçmeye başladı, ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı.

Sanki, kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi adama. Kelebeğin elinden gelen herşeyi yaptığını ama kozadan dışarı çıkmayı başaramadığını düşündü. Bu yüzden, kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi. Cebindeki küçük çakıyı çıkarıp, kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı.

Böylece, bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi.

Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu.

Adam kozadan çıkmış kelebeği izlemeye devam etti. Çünkü kelebeğin kanatlarının az sonra açılıp genişleyeceğini, böylece narin bedenini havada taşıyabileceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar çabalarsa çabalasın, asla uçamadı.

Adamın bütün iyiniyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey şuydu: Kozanın kısıtlayıcılığı ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için göstermesi gereken çaba, kelebeğin uçuşu için lâzım olan şeylerdi. Allah'ın bedenindeki sıvıyı kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda kelebeğin uçmasını sağlamak için seçtiği yol, buydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde, hayat boyu unutamayacağı birşey de öğrenmişti iyiniyetli adam: Bazan, hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey, çabalardır. Eğer Allah hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, bir anlamda sakat kalırdık. Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman. Ve asla uçamazdık...
 

kerems

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
8 Kas 2005
Mesajlar
621
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Trabzonspor
Sağol Onur kardeşim yeni çıkan bir kitap bu bende sevdiğim öyküleri sizlerle paylaşmak istedim...
 

Onur

Geliştirici
 
Üyelik Tarihi
1 Eki 2005
Mesajlar
7,571
Aldığı Beğeniler
4,846
Konum
Karaman
Takım
Galatasaray
Yoksa Kitabın adı Paylaşılmış hikayeler mi ben bu hikayeyi ben orda okumustum..
 

mabed

Bir_Katre
 
Üyelik Tarihi
24 Eki 2005
Mesajlar
2,864
Aldığı Beğeniler
20
hikayeler için sağolasın hepsi birbirinden güzeldi.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ALAY ETMENİN CEZÂSI

Gavs-ül-Memdûh hazretleri, bir gün dergâhın önünde otururken Abdürrahîm Efendiyi huzûr-ı şerîflerine çağırdı. Şam'a gidip gitmediğini sordu. O da;
"Gitmedim efendim" deyince;
"Şu tarafa bak bakalım ne göreceksin?" buyurdu.
İşâret ettiği yöne baktığında, yemyeşil bahçeleriyle, Şam'ın karşısında durduğunu hayretle gördü. Şam'ı merakla seyrettiğini gören Gavs-ül-Memdûh;
"Abdürrahîm! Boşi köyü buradan uzakta mıdır görülebilir mi?" buyurunca, rüyâdan uyanır gibi Şam gözlerinden silindi ve hocasına;
"O köy buraya uzaktır, görünmez efendim." diye cevap verdi.
Bunun üzerine;
"Doğu tarafına bak!" buyurdu.
O anda küçük bir tepenin yamacında kurulmuş olan Boşi köyü gözünün önüne geldi. O anda köyün bir kenarında, Gavs-ül-Memdûh'un talebelerinden birkaç tânesi oturmuş sohbet ediyorlardı. Köy bekçisi de yanlarında sırt üstü uzanmış yatıyor, talebelerle alay ediyordu.
Gavs-ül-Memdûh;
"Abdürrahîm! Bekçinin arkadaşlarınla alay ettiğini görüyor musun?" diye sordu.
O da;
"Görüyorum efendim. Eğer müsâade buyurursanız hemen hakkından geleyim." diye sordu.
Hocasının hiç cevap vermemesinden cesâretlenerek ayağını hızla bekçiye doğru salladı. Allahü teâlânın izniyle, ayağı bekçinin tam karnına isâbet etmiş ki, birden karnını tutmaya ve feryâd etmeye başladı. Bir daha vuracaktı, fakat Gavs-ül-Memdûh;
"Yeter yâ Abdürrahîm!" buyurunca, durdu.
Boşi köyü de gözünden kayboldu. Hocasının bu kerâmetlerine hayran kalmıştı.

Aradan on gün geçmişti. Boşi köyünün bekçisi, yüzü sarılı bir hâlde Gavs-ül-Memdûh'un huzûruna çıkarıldı. Ağzı sol kulağına kadar eğilmişti. Eğilen taraf kırış kırış olmuş, diğer tarafı da davul zarı kadar gerginleşmişti. Bu sebeple ne ağladığı ne güldüğü, ne de konuştuğu anlaşılıyordu. Zor konuşabilen bekçi;
"Aman yâ Hocam! Allahü teâlâyı zikreden talebelerinle alay ederken, birisi şiddetle karnıma vurdu. O anda bütün vücûdum hareketsiz kaldı. Ağzım da bu hâle geldi. Bundan böyle hatâmı anladım ve tövbe ettim. Ne olur beni affediniz ve ağzımın eski hâle gelmesi için duâ ediniz." diyerek ağladı.
Gavs-ül-Memdûh onun bu durumuna çok üzüldü. Merhamet edip ellerini kaldırarak duâ etmeye başladı. Sonra mübârek elini bekçinin yüzüne sürdü. O anda bekçinin ağzı, Allahü teâlânın izniyle eski hâline geldi.

Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi, İhlas Yayınları
 
Üst Alt