Kişiliği ve niteliği her ne olursa olsun hiçbir insan Onun kadar sevilmedi. Hiçbir faninin ölümü geride kalanları Onunki kadar yakmadı. Hiçbir yaratılmış vefatının üzerinden bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen hala bu kadar diri ve sevgili olamadı. Öyle ki, Guinnesse geçecek biçimde, şu 21. yy. da bile dünya da en çok kullanılan erkek ismi Onun ismi oldu.
Ama Onun tadını Onu yaşayarak almışların, Ondan geride kaldıkları zaman içine düştükleri acı ve keder, destansı boyutlara ulaşmıştır.
Eşi Ümmü Seleme anlatıyor:
- O vefat ettiği gün biz bir araya toplandık. Hep ağlıyorduk. O gece sabaha kadar uyumadan ağladık. Cenazesini aramızda görmekle biraz teselli bulduk. Seher vaktiydi, ansızın kazma kürek seslerini işittik. Ağlamamız şiddetlendi. Mescide toplanmış olan arkadaşları da ağlıyordu. Adeta bütün Medine tek bir hıçkırık olmuş, sarsılıyordu. Derken Bilal sabah ezanını okudu. Muhammed dediğinde ızdırap, artık dayanılmaz noktadaydı.
Cenazesini defneden arkadaşlarının önünü biricik evladı kızı Hz. Fatma kesiyor ve hesap soruyordu.
- Onu toprağa gömüp te evinize dönmeye gönlünüz nasıl razı oldu. O gül bedene nasıl kıyabildiniz?
Her müslüman bir yana savruldu. Bütün başlar eğikti. Bütün omuzlarda ve bedenlerde deprem vardı. Bütün diller suskundu.
Geride bıraktığı acı vefatını takip eden ilk günlerle sınırlı kalmamıştı. Arkadaşlarının bir kısmı hala aynı şehirde oturmaya ve her gün Ona ait bin çeşit anıyı yaşamaya güç yetiremeyeceklerini anladılar. Medineyi terk ettiler. Bunlardan biri Habeşli Bilaldi. Şama gitti ve o günden sonra bir daha ezan okuyamadı. Çünkü ezanın içinde Muhammed vardı. Bir istisna hariç. Şamda bir gece rüyasında Onu gördü.
-Ey Bilal diyordu, beni üzdün. Komşuluğumu bıraktın. Beni ziyaret etmiyorsun.
Bilal üzerinden örtüyü attı ve Medine yoluna düştü. Ezan okumasını istediler. Israr ettiler. Dayanamadı. Onun günlerindeki yerine çıktı. Vakit öğleydi. Elini kulağına götürdü.
- Allahuekber, dediğinde Bilalin sesini çok iyi tanıyan, suskunluğunun sebebini çok iyi bilen ve yıllardır Bilalin sesine de vefatıyla onu susturan sebebe de hasret duyan Medine halkı bir kıyamet manzarasını andırır biçimde sokaklara döküldü. Hz. Muhammedin dirildiğini düşünmüşlerdi. Ezanı bitiren Bilal:
- Dostlar, sizlere müjdeler olsun dedi, Ona ağlayan göz cehenneme girmez
Arkadaşlarından birinin ayağının siniri kasılmıştı. Yanındaki bir tavsiyede bulundu.
- İnsanlardan en sevdiğinin ismini an, iyileşsin.
- Muhammed, dedi
Hz.Ömerin oğlu Abdullah Onun ardından kendi vefatına kadar yıllarca Onun adını her andığında, ağladı.
On sene hizmetine bakan o haşarı çocuk Enes, yüz yaşındaydı, çevresini saran torunlarına anlatıyordu.
- S evgilimden ayrılalı seksen sene oldu ve Allaha yemin ederim Onu rüyamda görmediğim bir tek gece geçirmedim.
Uzun söze ne gerek&
Bir Fransız tarihçinin deyimiyle O insandan büyük, Allah tan küçüktü. O, Hz.Muhammeddi.
Binler selam...
Al beni yanına GÜLÜM....!
Zor hasretlik sanki ÖLÜM...!
İçimdeki özlem bana ZULÜM...!
Zirvemdedir benim GÜLÜM...!
Elbette gül sensin RESULÜM...!
Ama Onun tadını Onu yaşayarak almışların, Ondan geride kaldıkları zaman içine düştükleri acı ve keder, destansı boyutlara ulaşmıştır.
Eşi Ümmü Seleme anlatıyor:
- O vefat ettiği gün biz bir araya toplandık. Hep ağlıyorduk. O gece sabaha kadar uyumadan ağladık. Cenazesini aramızda görmekle biraz teselli bulduk. Seher vaktiydi, ansızın kazma kürek seslerini işittik. Ağlamamız şiddetlendi. Mescide toplanmış olan arkadaşları da ağlıyordu. Adeta bütün Medine tek bir hıçkırık olmuş, sarsılıyordu. Derken Bilal sabah ezanını okudu. Muhammed dediğinde ızdırap, artık dayanılmaz noktadaydı.
Cenazesini defneden arkadaşlarının önünü biricik evladı kızı Hz. Fatma kesiyor ve hesap soruyordu.
- Onu toprağa gömüp te evinize dönmeye gönlünüz nasıl razı oldu. O gül bedene nasıl kıyabildiniz?
Her müslüman bir yana savruldu. Bütün başlar eğikti. Bütün omuzlarda ve bedenlerde deprem vardı. Bütün diller suskundu.
Geride bıraktığı acı vefatını takip eden ilk günlerle sınırlı kalmamıştı. Arkadaşlarının bir kısmı hala aynı şehirde oturmaya ve her gün Ona ait bin çeşit anıyı yaşamaya güç yetiremeyeceklerini anladılar. Medineyi terk ettiler. Bunlardan biri Habeşli Bilaldi. Şama gitti ve o günden sonra bir daha ezan okuyamadı. Çünkü ezanın içinde Muhammed vardı. Bir istisna hariç. Şamda bir gece rüyasında Onu gördü.
-Ey Bilal diyordu, beni üzdün. Komşuluğumu bıraktın. Beni ziyaret etmiyorsun.
Bilal üzerinden örtüyü attı ve Medine yoluna düştü. Ezan okumasını istediler. Israr ettiler. Dayanamadı. Onun günlerindeki yerine çıktı. Vakit öğleydi. Elini kulağına götürdü.
- Allahuekber, dediğinde Bilalin sesini çok iyi tanıyan, suskunluğunun sebebini çok iyi bilen ve yıllardır Bilalin sesine de vefatıyla onu susturan sebebe de hasret duyan Medine halkı bir kıyamet manzarasını andırır biçimde sokaklara döküldü. Hz. Muhammedin dirildiğini düşünmüşlerdi. Ezanı bitiren Bilal:
- Dostlar, sizlere müjdeler olsun dedi, Ona ağlayan göz cehenneme girmez
Arkadaşlarından birinin ayağının siniri kasılmıştı. Yanındaki bir tavsiyede bulundu.
- İnsanlardan en sevdiğinin ismini an, iyileşsin.
- Muhammed, dedi
Hz.Ömerin oğlu Abdullah Onun ardından kendi vefatına kadar yıllarca Onun adını her andığında, ağladı.
On sene hizmetine bakan o haşarı çocuk Enes, yüz yaşındaydı, çevresini saran torunlarına anlatıyordu.
- S evgilimden ayrılalı seksen sene oldu ve Allaha yemin ederim Onu rüyamda görmediğim bir tek gece geçirmedim.
Uzun söze ne gerek&
Bir Fransız tarihçinin deyimiyle O insandan büyük, Allah tan küçüktü. O, Hz.Muhammeddi.
Binler selam...
Al beni yanına GÜLÜM....!
Zor hasretlik sanki ÖLÜM...!
İçimdeki özlem bana ZULÜM...!
Zirvemdedir benim GÜLÜM...!
Elbette gül sensin RESULÜM...!