- Üyelik Tarihi
- 24 Mar 2008
- Mesajlar
- 2,584
- Aldığı Beğeniler
- 20
- Takım
- Fenerbahçe
Üstad Bediüzzaman, eserlerinde, bazı satır aralarında, afif ve nezih bir hayat yaşamak hususunda bize bir kısım ipuçları veriyor Onun hayat albümünden bir-iki tane fotoğrafa bakmak, hem onun bu konudaki hassasiyeti hakkında bize bir ders verecek hem biz de âhir zamanda emsaline nadiren rastlanabilecek bir örnek görmüş olacağız Üstad kendisi Emirdağ Lâhikaları'nda anlatıyor:
"Tarih-i hayatımı bilenlere malûmdur Elli beş sene evvel ben, yirmi yaşlarında iken, Bitlis'te merhum vali Ömer Paşa hanesinde iki sene onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım Onun altı adet kızları vardı; üçü küçük, üçü büyük Ben, üç büyükleri, iki sene beraber bir hanede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum O derece dikkat etmiyordum ki bileyim Hattâ bir âlim misafirim yanıma geldi, iki günde onları birbirinden fark etti, tanıdı Herkes ve ben de bu hale hayret ederdik Bana sordular: "Neden bakmıyorsun?"
Derdim: "İlmin izzetini muhafaza etmek, beni baktırmıyor"
Burada dikkati çeken iki husus var Bunlardan birincisi bu hadisenin Üstad hazretlerinin gençlik yıllarında meydana gelmiş olmasıdır Herkes takdir eder ki, yirmili yaşlar iffeti muhafaza hususunda insanın en fazla zorlanabileceği dönemlerdir Buna rağmen Üstad, iki sene kaldığı bir evin üç kız çocuğunu birbirlerinden tefrik edemiyor Demek ki, bir defacık bile olsun kasten onlara bakmamış
İkinci önemli husus şudur: 'Neden bakmıyorsun?' diye soranlara o, "Günahtır, yasaktır, Allah haram kılmıştır, ben dikkatli bir insanım, bakamam' gibi cevaplarla değil de 'İlmin izzeti beni menediyor' diyerek cevap veriyor Yani meseleyi kendine, kendi hassas yaşayışına, dikkatli oluşuna bağlamıyor Bu da Üstad'ın iffetinin yanında tevazuunu da göstermesi açısından bir hayli dikkat çekici bir nokta olsa gerek
Üstadın yine aynı eserde zikrettiği ayrı bir hadise de şudur:
"Hem kırk sene evvel İstanbul'da Kâğıthane şenliğinin yevm-i mahsûsunda, köprüden tâ Kâğıthane'ye kadar Haliç'in iki tarafında binler açık saçık Rum ve Ermeni ve İstanbul'lu kadınlar ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum meb'ûs Molla Seyyid Tahâ ve meb'ûs Hacı İlyas ile beraber kayığa bindik, o kadınların yanlarından geçiyorduk Benim hiç haberim yoktu Halbuki Molla Tahâ ve Hacı İlyas, beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassut ettiklerini bir saat seyahat sonunda itiraf edip dediler:
"Senin bu haline hayret ettik, hiç bakmadın"
Dedim : "Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin âkıbeti elemler, teessüfler olmasından, istemiyorum"
İşte Bediüzzaman hazretlerinin hayatından onun ne kadar iffetli ve ne kadar dikkatli yaşadığına dair iki cây-ı dikkat hadise! Şimdi de onun bir-iki tavsiyesine kulak verelim:
"Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor Hattâ bazan söner ve ölür
Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma!" (17 Lem'a)
"Nasıl ki, merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrip eder Öyle de, ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derine hissiyât-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrip eder" (25Söz)
Bu ifadelerden anladığımız da harama nazar gibi iffeti zedeleyen hususların imanın tesir gücünü kırdığı, İslam'dan istifadeye engel olduğu ve insan donanımındaki bir kısım latîfelerin fonksiyonlarını icra edemez bir hale getirdiğidir Üstadımız 'dikkatle bas; yoksa kayıp düşme ihtimali var' diyerek bizi teyakkuza davet ediyor Merhameti Sonsuz mekanını Firdevs, bizi de ona komşu eylesin!
Bir başka büyük zat hakkında duyduğum yaşanmış bir hadiseyi yeri gelmişken burada zikretmek isterim:
Büyük zatlardan birisi gençlik yıllarında çok iffetli ve çok dikkatli yaşarmış Medresedeki hocası dahil, çevresinden hiç kimse, onun bu hususta küçük ya da büyük herhangi bir inhirafına rastlamamış; dolayısıyla da ona hep gıpta nazarıyla bakarlarmış İşte küçük-büyük bütün haramlar karşısında bu dikkatli duruşu, onun zeki ve hafızasının sağlam olması yönüyle de etrafındakilerin dikkatini çekecek ölçüde kendini gösterir Bir gün iki arkadaşı bu 'molla'yı biraz da zorlayarak çarşıda dolaşmaya ikna ederler; üç arkadaş şöyle bir çarşıya çıkıp biraz dolaşırlar Ertesi gün ders okunurken basiret sahibi hocası, bu kadarcık 'dışarda dolaşma'nın bile onun üzerindeki menfî tesirini farkeder ve "Molla! Senin bugün neyin var?!" der
alintidir....
"Tarih-i hayatımı bilenlere malûmdur Elli beş sene evvel ben, yirmi yaşlarında iken, Bitlis'te merhum vali Ömer Paşa hanesinde iki sene onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım Onun altı adet kızları vardı; üçü küçük, üçü büyük Ben, üç büyükleri, iki sene beraber bir hanede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum O derece dikkat etmiyordum ki bileyim Hattâ bir âlim misafirim yanıma geldi, iki günde onları birbirinden fark etti, tanıdı Herkes ve ben de bu hale hayret ederdik Bana sordular: "Neden bakmıyorsun?"
Derdim: "İlmin izzetini muhafaza etmek, beni baktırmıyor"
Burada dikkati çeken iki husus var Bunlardan birincisi bu hadisenin Üstad hazretlerinin gençlik yıllarında meydana gelmiş olmasıdır Herkes takdir eder ki, yirmili yaşlar iffeti muhafaza hususunda insanın en fazla zorlanabileceği dönemlerdir Buna rağmen Üstad, iki sene kaldığı bir evin üç kız çocuğunu birbirlerinden tefrik edemiyor Demek ki, bir defacık bile olsun kasten onlara bakmamış
İkinci önemli husus şudur: 'Neden bakmıyorsun?' diye soranlara o, "Günahtır, yasaktır, Allah haram kılmıştır, ben dikkatli bir insanım, bakamam' gibi cevaplarla değil de 'İlmin izzeti beni menediyor' diyerek cevap veriyor Yani meseleyi kendine, kendi hassas yaşayışına, dikkatli oluşuna bağlamıyor Bu da Üstad'ın iffetinin yanında tevazuunu da göstermesi açısından bir hayli dikkat çekici bir nokta olsa gerek
Üstadın yine aynı eserde zikrettiği ayrı bir hadise de şudur:
"Hem kırk sene evvel İstanbul'da Kâğıthane şenliğinin yevm-i mahsûsunda, köprüden tâ Kâğıthane'ye kadar Haliç'in iki tarafında binler açık saçık Rum ve Ermeni ve İstanbul'lu kadınlar ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum meb'ûs Molla Seyyid Tahâ ve meb'ûs Hacı İlyas ile beraber kayığa bindik, o kadınların yanlarından geçiyorduk Benim hiç haberim yoktu Halbuki Molla Tahâ ve Hacı İlyas, beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassut ettiklerini bir saat seyahat sonunda itiraf edip dediler:
"Senin bu haline hayret ettik, hiç bakmadın"
Dedim : "Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin âkıbeti elemler, teessüfler olmasından, istemiyorum"
İşte Bediüzzaman hazretlerinin hayatından onun ne kadar iffetli ve ne kadar dikkatli yaşadığına dair iki cây-ı dikkat hadise! Şimdi de onun bir-iki tavsiyesine kulak verelim:
"Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor Hattâ bazan söner ve ölür
Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma!" (17 Lem'a)
"Nasıl ki, merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrip eder Öyle de, ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverâne bakmak, derinden derine hissiyât-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrip eder" (25Söz)
Bu ifadelerden anladığımız da harama nazar gibi iffeti zedeleyen hususların imanın tesir gücünü kırdığı, İslam'dan istifadeye engel olduğu ve insan donanımındaki bir kısım latîfelerin fonksiyonlarını icra edemez bir hale getirdiğidir Üstadımız 'dikkatle bas; yoksa kayıp düşme ihtimali var' diyerek bizi teyakkuza davet ediyor Merhameti Sonsuz mekanını Firdevs, bizi de ona komşu eylesin!
Bir başka büyük zat hakkında duyduğum yaşanmış bir hadiseyi yeri gelmişken burada zikretmek isterim:
Büyük zatlardan birisi gençlik yıllarında çok iffetli ve çok dikkatli yaşarmış Medresedeki hocası dahil, çevresinden hiç kimse, onun bu hususta küçük ya da büyük herhangi bir inhirafına rastlamamış; dolayısıyla da ona hep gıpta nazarıyla bakarlarmış İşte küçük-büyük bütün haramlar karşısında bu dikkatli duruşu, onun zeki ve hafızasının sağlam olması yönüyle de etrafındakilerin dikkatini çekecek ölçüde kendini gösterir Bir gün iki arkadaşı bu 'molla'yı biraz da zorlayarak çarşıda dolaşmaya ikna ederler; üç arkadaş şöyle bir çarşıya çıkıp biraz dolaşırlar Ertesi gün ders okunurken basiret sahibi hocası, bu kadarcık 'dışarda dolaşma'nın bile onun üzerindeki menfî tesirini farkeder ve "Molla! Senin bugün neyin var?!" der
alintidir....