Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Ortadoğu’da değişim borsası açıldı ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Peki, gelişmeler sadece Tunus diktatörünün devrilmesiyle mi başladı? Genellikle ABD’de yuvalanmış, çoğunluğu alman asıllı Siyonistlerden oluşan ve dünyayı yönetme iddiasındaki küresel egemen güçler bu işin neresindeler?

İsrail’in Ortadoğu’da sırtını yasladığı Mısır rejimi yıkıldı mı? Bu kıvılcım kimlere sıçrar ve yeni dizaynda, kimlere ne tür görevler düşer? Bu değişim sürecinin sonucunda, siyasal ve ekonomik olarak ABD’nin en büyük müttefiki ve ekonomik olarak ABD’yi ayakta tutan Suud rejimi yara alır veya devrilir mi?

Mısır devriminde egemen güçlerin rolü ne? Eski Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Mısırlı laik ve liberal Baradey’i bu güçler destekler mi? Ya da Baradey, cepheye planlanarak sürülmüş bir yeni lider adayı mı?

Suud-i Arabistan rejimini, halk mı yoksa batılı güçler mi devirir? ABD ve egemen güçler, Suud rejiminin yıkılmasına hangi şartlarda göz yumar?

Bütün bu süreçte hemen tüm yorumcular, ‘Mısır’ın Tunus’a benzemediğini, rejimin kolaylıkla devrilemeceğini ayrıca Suud’un yıkılması içinde hiç bir neden olmadığı’ görüşünde birleşiyorlar. Peki, bu yorumcular hata ediyor olamazlar mı veya neyi göz ardı ediyorlar?

* * *

İsterseniz bir ay öncesine gidelim... Tunus’ta bir ay önce, ‘bir kişinin kendini yakması neticesinde, 29 yıllık Bin Ali rejiminin, dahası yarım asrı aşan dikta döneminin, sıradan sokak hadiseleriyle sona ereceğini’ planlayıcıların dışında kim söyleyebilirdi ki?

Bu süreç kendiliğinden gelişmiş olamaz ya da en zayıf ihtimal... Yarım asırdır her türlü zulme seyirci Tunus ordusu, insafa ve imana gelmiş olamaz. Fransa sömürgesi gibi yönetilen Tunus, batı için devrilmesi gereken bir rejimdi. Peki, batı, Tunus rejimine bu kadar süre neden sabretti? Hiç kuşku yok ki Müslümanların en güçlü olduğu ülkelerden biri Tunus’tu. Batı açısından bir diktatör, İslamcı bir iktidara karşı koşulsuz desteklenmeyi hak eder. Ama buda ilelebet süremez.

Çoğunluk aksini düşünse de, artık Mısır rejimi komada. Çok süreceğe benzemiyor. Ortadoğu’da yeni bir dizayn planlanmışsa –ki bu konu yeni değil ve batının bir planı olduğu uzun süredir biliniyor– Mısır ve Suud rejimi düşürülmeden, Ortadoğu yeni bir dizayna pek izin vermez. Ancak özellikle Mısır rejiminin düşmesi, Ortadoğu’daki diğer bütün rejimler için domino etkisine sahip olabilir.

* * *

ABD, dünyadaki en büyük destekçisi olan Suud rejiminin yıkılmasına neden göz yumar veya yumması durumunda hangi faktörler devreye girer? Bunun için, biraz tarihin tozlu raflarına göz atmak gerekiyor…

Geçmişte savaşlar, daha sonra askeri darbeler ve son zamanlarda Soros üzerinden yaptırılan kadife devrimleri ile değiştirilen rejimler, halklar tarafından mı yoksa derin bir güç tarafından mı yürütülüyor/yönetiliyor? Bunun için, ardında hangi güçlerin bulunduğu herkesçe malum olan Türkiye darbelerine bakmak yeterli.

Bu süreçlerin arka planını, eski ABD Yargıtay Başkanı ve Avusturyalı bir Yahudi olan Felix Frankfuter, “Bizleri yöneten güçler görünmez. Onlar perde arkasındadır” diyerek açıklar. Peki, Felix bununla neyi kasteder? Bunun için petro-dolar aşkı ve siyasi cinayetlere bakmak iyi bir kılavuz olabilir!

ABD Merkez Bankası yani FED/Federal Rezerv, 1913’de çıkarılan bir yasa ile özelleştirilir. Bu yasa toplumdan gizlenir. Bu özelleştirme ile bankanın yeni sahiplerinin kim olduğu uzun yıllar gizli kalır. Bir müddet sonra bu bankanın hisselerinin

Rothschild Banks / Londra ve Berlin / Siyonist
Lazard Brothers Banks / Paris / Siyonist
Israel Moses Seif Banks / İtalya / Siyonist
Warburg Bank / Hamburg ve Amsterdam / Siyonist
Lehman Brothers / New York / Siyonist
Kuhn, Loeb Bank of NY (Now Shearson American Express) / Siyonist
Goldman Sachs / New York / Siyonist
National Bank-Morgan Guaranty Trust (J. P. Morgan Bank) / New York / Siyonist
Hanover Trust / New York (William and David Rockefeller & Chase National Bank / Siyonistlere ait olduğu ortaya çıkar.
Kısacası, hepsi Siyonist olan bu yapının ana merkezi tahminlerin aksine New York değil Londra’dır. Banka ve finans kurumu adları farklı olsa bile, 5 Siyonist&Yahudi ortak var. Bunlar; Rothschild kardeşler, Rockefeller kardeşler, Morgan kardeşler, Israel Moses Seif, Lazard kardeşlerdir.

Peki, ABD dolarının Ortadoğu ile ne ilişkisi olabilir? 28. Başkan Wilson, FED’in yani ABD dolarının bu ailelerin eline geçmesini engelleyememesini, ‘seçim kampanyasında bu ailelerden finansal destek alarak seçimleri kazanmasına’ bağlayacaktır. İlk başkandan bu yana, başkanların seçim kampanyalarının finansmanı yine bu ailelerce sağlanır.

Amerika Merkez Bankası’nın yeni durumunu/özelleştirilmesini eleştiren Kongre Üyesi Louis McFadden, bir müddet sonra zehirlenerek öldürülür. Başkan Kennedy, 4 Haziran 1963’de FED’i ABD Devleti’ne kazandırmaya yönelik, kısmi bir başkanlık kararnâmesi çıkarmasından 5 ay sonra öldürülerek hayatıyla ödemiştir. Kardeşinin kaldığı yerden devam edeceği vaadiyle, Başkanlık koltuğuna göz koyan Robert Keneddy’de bir müddet sonra öldürülür.

1 Ocak 1995’de resmen faaliyete başlayan Dünya Ticaret Örgütü’nün önceki hali olan, GATT’ın kuruluşunda Bretton Woods, Amerikan Doları’nın dünyanın parası olduğunu ilan etmişti. Vietnam Savaşı’nda ekonomisi çıkmaza giren ABD’in, altın karşılığı olmaksızın para basması, büyük bir krize neden olur ve doların tahtı sarsılır. İtalya ve Fransa ise altına endeksli, alternatif bir ‘altın para’ fikrini ortaya atar.

ABD bir yana, FED’in sahipleri buna tahammül edemez ve Fransa ile İtalya’yı tehdit eder. Duruma aldırmayan İtalya Başbakanı Aldo Moro’nun sesinin kesilmesine karar verilir. İhale ise ‘Kızıl Tugaylar’ örgütünündür. Kızıl Tugaylar, 16 Mart 1978'de Aldo Moro’yu öldürür. Daha sonra bu emrin, ‘Kızıl Tugaylar’a, halen ABD’nin Dış Politika Başdanışmanı olan Kissenger tarafından verildiğinin belgelerine ulaşılır.

Bu süreçte, Suudi Arabistan yönetimi başta olmak üzere ‘Petrol İhraç eden Ülkeler Örgütü’ OPEC, petrol fiyatlarını dolara endeksleyerek, ABD’yi ve dolayısıyla küresel para unvanı verilen doları kurtarır. Suudi Arabistan yönetimi, bu sayede büyük bir ayrılacak elde eder. Bu ayrıcalık(!) öylesine bir boyuta ulaşır ki; ABD petrol alır, ama ödeme yapmaz. ABD, borcunu sürekli kıyamet sonrasında ödenmek üzere “bakkal defterine” yazdırır. Bu rakamların bugünlerde, 4 trilyon doları geçtiği iddia ediliyor.

Suudi Prens El Velid bin Tallal, Albaraka grubunun da sahibi olan DALLAH grubunun patronlarından. Prensin, Amerikan Citibank’ta yüzde 4,4 oranında hissesi vardı. Son ABD krizinde, Citibank’a el konulduğu ve dolayısıyla Prensin de hisselerini ve dolayısıyla büyük paralar kaybettiği biliniyor.

Suudi yönetimi, dünyada ABD’den sonra en çok silah yatırımı yapan ülke. Suud’un silah harcamaları, Rusya’nın harcamalarından bile yüksek. 2008’de 77 milyar dolar, 2009 yılında ise 102 milyar dolar silah alan ülkenin, 2010’da ne kadar harcadığı henüz bilinmiyor. Ancak, 2010’da bir defada 30, bir başka defada ise 60 milyar dolarlık savaş uçağı aldığı açıklanmıştı.

Dünyanın Gayri Safi Hâsılası, yaklaşık 61 trilyon dolar civarında. ABD’nin GSH’lası 15 trilyon dolar (yüzde 26), Suudi Arabistan’ın ise 0,6 trilyon dolar (yüzde 1) civarlarında. Dünyada, dolaşımdaki Amerikan Doları miktarı ise 1 trilyon doların bile altında (950 milyon). Oysa hep alacak defterine yazılan ve çoğunluğu Suud ailesinin kişisel hesaplarında olan miktar -en asgari seviye de-, ABD’nin yıllık GSH’nın üç de biri büyüklüğünde.

Kuzuyu yemek isteyen kurt için, hep bir bahane vardır. Suudi yönetimi bu parayı istese, ABD’nin bunu ödeyecek gücü zaten yok. Ödemek istese dahi, borcunun beşte biri kadar bile basılı parası yok. Bu sonsuza kadar devam edemez. ABD’de bu borçla yürütülemez


Saddam’la dostken, Saddam’ı yemek istediklerinde ne yapmışlarsa, diğerleri içinde bunu yapmaktan asla çekinmezler. Bu, Suudi rejimi içinde böyle. ABD için bunu yapmak zor değil. Rejim yöneticilerinin adına kayıtlı bu paralara, geçmişteki sayısız örnekte olduğu gibi bir gerekçe üretip el koyabilir. Ama bunun için rejimin devrilmesi şart. 30 yıl geçmiş olmasına karşın, Şah dönemine ait İran’ın, hâlâ paralarını ABD’den alamadığını da not edelim.

Suudi rejimini yemek için, Tunus’un düşmesi yetmez. Mısır’ın düşmesi de şart. Çünkü Mısır’ın düşmesi, Ortadoğu’nun düşmesi demektir. Dün akşama kadar hemen her yorumcu, Mısır’ın bu kadar basit eylemlerle düşmeyeceğini ve batının buna izin vermeyeceğini söylüyorlardı. Fakat Mübarek’in geceki konuşmasından ve bugün yaşananlardan bu yana, çok kişi görüş değiştirmiş olmalı.

Demek ki hiçbir şey, sadece salt görüntü ve haberler üzerinde değerlendirilmemeli. Gelişmeleri yorumlarken derin küresel güçlerin çıkar hesaplarını ve hangi ata oynadıklarını gözden ırak etmemek gerek…

Netice itibariyle bundan sonra, Ortadoğu eski Ortadoğu olmayacak. Eski Ortadoğu yoksa, eski dünya da yok demek... Dünya yepyeni bir tasarımla karşı karşıya. Herkes hesabını, bu yeni planı görerek yapmalı.

Bütün bunlardan halk hareketlerinin anlamsız olduğunu söylüyor değilim. Tabiî ki çok anlamlı… Ama bugüne kadar sokağa inmeyen halkın, sokak eylemlerinde, sadece Avustralyalı bir askerin (WikiLeaks) ABD yazışmalarını yayınlamasının tek faktör olduğunu söylemek, fazla iddialı olur ve küresel güçlerin tasarımlarını görmezlikten gelme yanlışına iter.

Tunus diktatörü kadar bile direnemeyen Mısır’ın Genelkurmay Başkanı ABD’de iken, küresel bir örgütün eski başkanı ve daha birkaç ay önce ülkesine dönmesine izin verilmeyen Baradey dönüyor. Bir gün önce, 30 yıldır uyuyan Mısır sokakları birden bire uyanıveriyor. Mübarek insafa(!) gelip isyanı bastırmıyor, asker olup biteni Tunus’ta olduğu gibi sessizce izliyor. Mübarek ise, kendi yerine İsrail’in korkularını yenecek birini giderayak atayarak kaçış hazırlıklarını başlatıyor.

Bütün bunların sadece Mısır halkı böyle istediği ve Mübarek rejiminin bunu bastırmaya gücünün yetmediği için olduğunu mu söylemeliyiz? Hayır, hayır! Bu işte de bir bit yeniği aramak zorundayız.

Elbette batının en büyük korkusunun, istenmeyen/beklenmeyen halk hareketleri olduğundan kuşku yok. Lakin bu halklar, bu despotik rejimlerden kurtulmayı hak edecek ne yaptılar?


Kemal Özer

 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Lakin bu halklar, bu despotik rejimlerden kurtulmayı hak edecek ne yaptılar?

Bu cümle çevremizde hızla alevlenen yangının sebebini net bir şekilde açıklıyor aslında.

Ortadoğu üzerinde oynanan oyunda yeni bir perde daha açıldı. Önce tunus, sonra mısır. Sırada suriye, ürdün, arabistan var. Ortadoğuda bugüne kadar hakim olan güçler birer birer devriliyor (!). İktidar sahipleri bilerek sahneden çekiliyorlar desek daha doğru olur.

ABD, yeni ortadoğu kurma hedefini fiili olarak afganistan üzerinden başlattı. Sonra ırak. Devir eski devir değil. Silahla saldırmak hem çağa uymuyor hem de ekonomiyi zayıflatıyor. Krizi kara dönüştürerek hedefte ilerlemek daha mantıklı. İç savaş çıkar. Hem silahını sat kar elde et. Hemde savaş nedeniyle ekonomin zayıflamasın. Asıl değerli olan kazanç ise hedefe ulaşırken yapılanlar tamamen meşru, tamamen bir ihtilal hüviyyetinde olsun. Ayrıca "müslümanlar uyanıyor" gibi müslüman dünyasının sempatisini kazanmaya yönelik propaganda da cabası. Daha ABD ne istesin. Mükemmel bir proje. Açıkçası tebrik etmek lazım.


"Lakin bu halklar, bu despotik rejimlerden kurtulmayı hak edecek ne yaptılar?" cümlesine gelelim. Bu halklar (müslüman olabilirler ama akıllı değiller) gerçek anlamda bu rejimden kurtulmak için ne yaptılar? Ne mi hiçbir şey..

Bir tanesi yıllarca fransanın sömürgesi olarak yaşamlarını sürdürdüler bir tanesi ise Allah'ın kendilerine bahşetmiş olduğu nimetlerin üzerine çöreklenerek yıllarca zulüm altında olan müslüman kardeşlerimize eziyet çektirdiler. Diğerlerinin ne kadar basiretsiz olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Durum böyleyken; bu zamana kadar en ufak bir kıpırtı bile yokken ne oldu da birden bire bu halk gaza geldi ve ülkede ihtilal sesleri yankılanmaya başladı. Ne oldu da halk isyan bayrağını çekti?

Fransız ihtilali yüzlerce yıl süren bir mücadelenin sonucu iken nasıl olduda bir ay içesinde iki ülke karıştı. (daha karışacaklar da var).

Yukarıdaki yazıya katılıyorum. İki ülkede iç dinamiklerin etkisi ne kadarsa dış dinamiklerin etkisi ona oranla kat be kat fazladır.

Burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri de şu: Türkiye bu kaos ortamının neresinde? Ki, Sayın Başbakanımız mübareğe tavsiyede bulunuyor.
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Öncelikle yorumunuza aklen ve de kalben katıldığımı belirtiyorum.Gelelim işin vecizesine, şimdiye kadar halkının üzerinde korku hegemanyosı kurmuş bu "dikdatörlerin" iktidarı ne oldu da peyderpey sallanmaya başladı.Kaldı ki daha düne kadar halkın çoğunluğu tomurcuk derdinde olmayan ağaç misali demokrasiden, uzak yolsuzluk,yoksuzluk,açlık ve işsizlik hüküm sürerken ne oldu da bu halk zapt ve rapt altında olmaktan zemberiği boşalan araba misali topyekün çıktılar?
Kaldık ki Ortadoğu'da Mısır'ın rolu çok farklı tamamen Amerika destekli ve İsrail yandaşlı bu ülkenin polis ve istihbarat, ajan kontrolü var, bunlar halkın arasında, en ufak organizasyonlar hemen istihbarat altına alınıyor.Mısır halkı şurta(polis)ismini dillerine bile almaya korkar iken karınca misali yaşayan bu insanlar ne oldu da devleşme sevdasına yakalandılar.Hadi diyelim: Ortadoğu'da roller değişiyor halk devrim peşinde! ee akıl, gibi yüce bir nimet var iken bir an düşünülmez mi devrik liderlerin yerine gelecek olan şahıslar piyangodan çıkan amorti gibi mi olacak sanki onlar da İsrail ve Amerika destekli olacak.Değişen ne o zaman bir dikdatör gidip diğeri gelecek.
Hepimiz biliyoruz ki ne Abd ne de İsrail kendi fırınlarından çıkmamış ekmeği piyasaya sürmezler gelecek olan iktidar yine dış mihrakların uşağı olack.
Bu kısır bir döngü girift bir düzen paranın hakimi kim ise düzenin ipi onun elindedir.Herkes de takdir eder ki bu gün sıcak para yahudi lobisi ve localarının elindedir bana yahudinin elinin altında olmayan bir taş gösterin onu başıma yastık yapayım! derim.
Bunlar danışıklı döğüşler kardeşim, biz hariç diğer İslam ülkelerinde iç savaş pozisyonu yoktu.Bu yönetim kadro değişikli adına yapılan infial ve ihtilal sevdacıları farkında olmadan hükümet karşıtları ve yandaşları olarak iki ayrı cpheye bölündüler.Bu gün tv de izlerken ne oluyor abi bunlara taş atanda muslim taşı yiyende silkenin bre avanaklar güdümlü füzenin namlusu üzerinizde İsrail kadrajı altındasınız dedim.Tamam amenna siyasi ve ekonomik kriz ayyuka ama bu sorun böyle eline pankart alan sokağa dökülsün şans bizden yana ise hoca misali ya tutarsa misali çözülecek bir sorun değil.Aksine, gerek hükümet gerek ülke kriz ortamında kan kaybeder kapanılası zor derin yaralar açar.El misal bizde ki 12 Eylül darbesi ülkemizi zaafiyet ve korku hegamanyosundan başka ne kazandırdı?
Traji komik olaylar bunlar bal gibi iç savaş ve soğuk savaş kardeşim bunun adı.
Aslan pusuda avının zayıf anını kolluyor.Birbir Arap ülkeleri ipten düşüyor malum son zamanlarda "one minute" ile başlayıp "mavi marmara" baskını ile devam eden süreç de Türkiye'nin rolu ve tutumu arap ülkelerinde takdir edilmiş önlenemez bir Tayyip sempatizanlığı başlamıştır.Bu gün Kırgız başkanın Tayyip abi diyerek başbakanımıza seslenişini duyunca gözlerim yaşardı ve heyy! gidi Osmanlı, bu saygı sanadır senin kanını damarında taşıyan aklı hür vicdanı hür adam gibi adam bu toprağın bağrında yetişen nezih evlatlarından biri olan Tayyip babanın senin rolune soyunduğundandır dedim.
Evet kardeşlerim İslam dünyasının boynu bükük yıllardır kominist,siyonist ve kapitalist düzenin tırnağında ezilerek can veriyor.Bu müslüman kanına ekmek doğrayan ******** ve alçaklar yeni bir senaryo koymuştur sahneye Türkiye uydusu altına giren Arap ülkelerini parçalamak,Türkiye-İsrail ilişkilerinde meydana gelen çatlaktan sızan faaliyetle bunlar.
Tayyip bey'in arabulucuğa soyunması gayet normal değil mi bunda anormal olan nedir?anlayamadım.Kendi yükü altında ezilen bu ükelerin cemiyyet üzerine çıklamaları için önderliğini Türkiye'nin yapacağı konfedarasyona ihtiyacı var.
Tayyip Erdoğan öngördüğünüz gibi sadece Mısır hükümetine değil Çin mezalimi altında ezilen Doğu Türkistan,lılara da destek vermiştir hakeza İsrail ve Rusya politikası ve ambargolarını sivri bir uslup ile deşmiştir.Takdir edilir ki her göğsünde iman cevheri taşıyan adam zulmu takdir edip zalimi alkışlamaz.
Aslolan son durumların tehlikeli bir tırmanıştan farksız olduğudur, söz dalaşını bırakıp sıradaki kurban kim?yağlı urgan kimin boynunda demeli sanırım cevap bariz!Demokratik reform talebiyle bir araya gelen bu ülkenini halklarının elinde kalan tek unsur parçalanmış halk allakbullak olmuş piyasa kaos ortamında tavan yapan borsa içtimai düzensizlik ve milis çatışmaları.
İşi averaja mı bırakmalı elbette hayır ama gün doğmadan meşime-i şebten neler doğar.El hükmi lillah "hakimiyet kayıtsız şartsız Allah'ındır.
Mısırda, idarenin temel taşları çöktü.Türkiye engin tecrübesiyle mısır halkının yanında olduğunu gösterdi.Su akar yatağını bulur.Halkın yanında olmayan idareler çökmeğe mahkumdur..Çöken idarelerin tarihdeki mezarlığına bakın hepsini görürsünüz.Hükümetimizin politikasını kutluyorum.Tek kaygım padişahın tahtını yıkmak isterken halkın kendi bindiği dalı kesmesidir.Ha bu arada ordunun olaylar karşısındaki kayıtsız tutumu sizi de rahatsız etmiyor mu? yarın öbürgün Nato destekli postalların asayişi sağlamak adına tanklarla bu ülkelere akın ettiğin gördüğünüzde şaşırmayalım malum ağaç içten çürür ve çürüyen ağacı keserler!Bu izlediklerimiz "A" planı daha bunun "B"side var... Ne diyelim:Essabru Cemil...
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Bu süreci egemen güçlerin bir oyunu-tezgahı olarak değerlendiriyorsak eğer, bu oyunda yer alan aktörlerin-oyuncuların birer rolü olduğunu kabul etmek gerekir. Bu varsayımın sonucu olarakta kazanı kaynatanlar, kazanın içine koydukları unsurlardan-malzemelerden birşeyler beklemektedir. Türkiye kazana malzemeyi koyan ve birşeyler bekleyen ülkelerden biri midir? Yoksa Türkiye kazanın içinde yer alan ve kendisinden birşeyler beklenen bir unsur-malzeme midir? Kısacası Türkiye'nin bu süreçte rolü nedir?

Mısır meselesiyle ilgili ilk yorum cılızda olsa ABD dışişleri bakanından gelmiştir. Bir gün sonra ise Sayın Başbakanımızın bizleri gururlandıran açıklamaları gelmiştir (ABD açıklama yapana kadar Türkiye süreçte sessiz kalmıştır). Açıklamadan iki gün sonra ise ABD ve diğer batılı ülkelerden mısır halkını destekleyen açıklamalar gelmiştir.

Evet Türkiye Filistin Halkına, Doğu Türkistan'daki kardeşlerimizin gördükleri zulümlere karşı sessiz kalmamıştır. Her platformda tepkisini göstermiştir. Kaldı ki, tunusta yaşananlar için Türkiye sessiz kalmayı tercih etmiştir.

Bu refleksler aslında mısırdaki durumun farklı olduğunu bizlere göstermektedir.
1- Mısır, israil-filistin olayından farklıdır. Çünkü olayda müslüman kimliğine bir sahip çıkış söz konusudur.

2- Mısır, Doğu türkistandaki olaylardan da farklıdır. Çünkü bu olayda da müslüman-türk kimliğine sahip çıkış söz konusudur.

3- Benzer durumlarda bulunan ülkeler için de türk-islam kimliğine sahip çıkış söz konusu olduğundan mısırdaki durumdan tamamıyle farklıdır.

Mısırda, müslüman X müslüman çatışması yaşanmaktadır. Mübarek ve güçleri müslüman, halkta müslüman. Bu durum bizim daha önce sahip çıktığımız değerlerden farklı bir değere sahip çıktığımızı göstermektedir. Biz neye sahip çıkıyoruz. Ezilen müslüman halka mı? Yoksa devrilen müslüman yönetime mi? Ve asıl soru neden sahip çıkıyoruz? Müslümanların yoğun olarak yaşağı hindistanda böyle bir durum olmuş olsa sesli düşünebilir miyiz?

Açıkçası anlamak istediğim şey şudur: Türkiye mevcut süreci yöneten ülkelerden biri midir? Yoksa mevcut süreçte yönetilen bir ülke midir?
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Yorumunuzdaki bir kaç hususa parmak çıtlatarak değinmek istiyorum.
Evvela Mısır'ın diğer ülkelerden farklı olmasının sebebi stratejik açıdandır. Mısır Kuzey Afrika'nın en kalabalık 2. ülkesidir ve Ortadoğu'da bir çeşit balans ayarı konumundadır.Özellikle Akdeniz ve Kızıldeniz'i birbirinden ayıran bunlara paralel kıyıları bulunan bir ülkedir.Bu yüzden limanları önem taşımaktadır.Ayrıca Mısır ordusu en güçlü ordu olarak bilinmktedir kaldı ki bu koca bir yalandır zira ordu siyaset ile taban tabana yaşamış İsrail, Arap savaşlarında vurdum duymaz! ve bihis tutum alarak kendi pozisyonu koruma güdüsüne yenik düşmüştür.
Bilinir ki, İsrail ile yaptığı mücadeleden mağlup ayrılan bu ülke Süveyş kanalına yönelen İsrail tehditini bertaraf edebilmek için yahudilerle aynı posta oturup barış imzalamıştır.
Hal böyle olunca Abd'den yardım geçikmedi haliyle it itin kuyruğuna basmaz askeri rejim ile yönetilen bu ülke çeşitli mali destekler ile güçlendirilip Arap dünyasına tekrar kazandırıldı.Bundan maksat müslümanın sırtını sıvazlamak değil kendi çıkarları uğruna bölgede güç ve söz sahibi olmak idi.
Zira Abd devletinin Arap dünyasında egemen olması için bermuda şeytan üçgenine yani Mısır-Ürdün-Suudi Arabistan'a ihtiyacı vardır.Nitekim de öyle olmuştur bu gün Arap halkının başında bulunan yönetim kadrosu Abd ve İsrail yandaşlıdır.Ama gelgelelim bu ülkelerdeki yönetim bozukluğu,halkına demokrasiden uzak bir düzen ile bu yönetim dikdatörlüğe dönüşmüştür.
Bunlar herkes tarafından bilinen sahneler.Gelgelim son zamanlardaki bu engellenemz bend vurulmaz revizyonun tınılarına bu aşamada en büyük rol Türkiye'nindir diğer yorumda belirttiğim gibi "one minute" resti, Arap halklarını fethetmiş ama İsrail"e gereken tepkiyi bir türlü göstermeyen Arap yönetimlerini de tedirgin etmişti. Arap yönetimlerinin kendi halkları nazarında liderlik zafiyetleri ve imaj kaybı ortaya çıkmıştı.Kendi aklını kullanma cesaretini göstren tek ülke TÜRKİYE olmuştur!Bu da domino etkisi yaratmıştır.
Geniş bir domino etkisinden sonraki dönemin bir önemli sonucu ise Tayyip Erdoğan"ın bir Ortadoğu lideri haline dönüşmesi.Son 1 yıldır izlediği siyasal propagandaya bakarsak figüranlıktan jönlüğe soyunduğunu görebiliriz.
20. yüzyılın başından beri bu ülkelerde halka rağmen başta tutulan bir rejim ileri gelmekte idi.Batının yapılandırdığı bürokrat,ordu ve aydınlarla bu düzen sindirilmiş.
Yıllarca kendi halkını yoksaymış,sindirmiş tabiri caizse bir tasma takmamış,halkını batılılaşma uğruna kültürünü,değerini yok etmiş bu düzene hayır deme mertliğini gösterene gerici,yobaz,milis,gerilla yaftasını boyunlarına asarak onları mevcut yönetimin düşmanı ilan etmiştir.Kaldı ki bir çok Arap ülkesinde bunun hezeyanlarını görüyoruz.Babadan oğuluna geçen çarpık bir yönetim ve her defasında mazlum halkın "hayır" demesine rağmen sözüm ona %90 lık oy oranları ile tekrar iktidara gelen mezalimler.İnsan, bir düşünmez mi ?bu düzen nasıl böyle yıllarca sürmüş?
Halkını iliğine kadar sömüren bu emparyalistler, temcit pilavı gibi nasıl tum olumsuz etmenlere rağmen iktidara gelmiş?.Cevap çok basit: "Batı eksenli düzen".Takdir edilir ki Batı, bu eksenin yörüngesinden çıkacak hiç bir ülkeyi kendi kılıfı içine almayacaktır.Yarın öbürgün Batı ve kuklası yönetimler “cihadist”, “radikal dinci” guruplarla savaştığını söyleyecek (Afnanistan'ı Taliban, avı adı altında vurduğu gibi)ve ayaklanan halkı yine “demokratik bir şekilde!” sindirecekler, presleyecekler. Batı, kukla yönetimlerle bu coğrafyaları sömürmeye devam etmek isteyecek!Ama gelgelim halk bu rejimden rahatsız globalleşen dünyada Araplar, halklar göz göre göre ezilmek, güdülmek istemiyorlar.Hele ki göz önünde Türkiye gibi bir örnek var iken,
Her ne kadar olaylar maniple edilmeye çalışılsada "ok yaydan" çıktı bir kere.Türkiye'nin son 1 yıldır,izlediği dış politikası Arap, halklarına büyük bir aydınlanma oldu.Kendi yönetimlerinin Abd, partneri olduğunu bariz bir şekilde gözlemlemişlerdir.Bunda Tayyip bey'in rolu elbette zirve yapmıştır.
Şu gün itibarı ile hükümetimizin Arap halkından yana yaptığı açıklamalar her hengi bir projenin ürünü değilde kendi politikasıda olduğu gibi doğrudan ve hakdan yana olma erdemidir.Türkiye, Arap ülkelerinin moderatörlüğüne soyunmuş mudur? neden olmasın? bulunduğumuz strateji konum itibarı ile bu işi en iyi yapabilecek ülke biziz.Zira ülkemiz Ortadoğu'da her zman barışı korumaya dönük politikalarda ısrarcı olmuştur.Ve bu ısrarı her plartformda kaygısızca dile getirmiştir.Biz de biliyoruz ki Arap ülkelerinin bir bir çöküşü bizi dar bir boğaza sokacaktır mevcut iktidarımızın izlediği konturollü eylemler dış mihrakları rahatsız etmektedir.Bölgede hem coğrafi olarak hem de diplomasi olarak kilit bir rolü olan Türkiye,nin her hangi bir sürecin piyonu olarak görmek haksızlık olur.Aksine yıllardır bitmeyen kürt,türk ve pkk meselesi ile nasıl aşındırıldığımızı komplike bir tezgahda öğütülmeye çalıştırıldığımızı müşahede ettikten sonra kalkıp Türkiye, mevcut düzenin içindedir demek hem haksızlık hem paranoya olur af buyurun!
Bu konuda yazılacak yığınla yorum olabilir ama şu saat itibarı ile gözlerim ellerimden baskın çıkmakta.Bu arada devrilen bir hükümet yok şimdilik Mübarek, kolay kolay gidici değil hatta çok kanlı bir sürecin bizi beklediğini düşünüyorum zira Mübareğin gidişi demek İsrail'in bölgede zayıflaması demektir.Elbette onların yeni "piyesleride" vardır sanırım, mübareğin hemen gitmeyip olayı askıya alması bu piyesin zeminini kuvvetlendirme sürecini uzatmak içindir.Ha! ayrıca ben sizin gibi hükümetin müslüman kimlikli olduğuna inanmıyorum Mübarek yaşayan bir firavn'dur.Benim nezdimde Habil'i katleden Kabil'den farksızdır!
 
Üst Alt