Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Ahmet AY

Réwi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2009
Mesajlar
13
Aldığı Beğeniler
0
Konum
Diyarbakır
Takım
Galatasaray
ORTADOGU ve SAVAŞ(ıM) 2

Anlattığımız gibi Ortadoğu'da dünyanın en kanlı savaşlarının yaşandığı bir gerçektir.

Son 10 yılda Ortadoğu'da sadece o malum katillerin sebep oldukları kirli ve iğrenç katliamlardan/çatışmalardan (dikkat edin lütfen savaş değil; çatışmalar ve katliamlar) dolayı 2 milyon (1999 rakamları 2 milyon 2009 itibariyle 4,5 milyon)a yakın insan hayatını kaybetti. Yüz binlerce dul ve yetim oluştu, on binlerce ev yerle bir edildi. On binlerce insan sakat kaldı. Yüz binlerce genç yarınlarına bakamaz oldu zira hiçbir ümitleri kalmadı...

Kimin umurunda?..

Hatırlarsınız bir gözü dönmüş Türkiye için şu ifadeleri kullanmıştı:

"Gerekirse birkaç milyon insanın gözden çıkarılması lazım".

Tanıdınız değil mi bu dehşet lafı (ifade diyemiyorum)?

Demem o ki bunlar her yerde; kendi ülkeleri de dâhil bütün yeryüzünde milyarların kaybını göze alabilecek kadar zalim, gaddar ve insanlıktan nasibi olmayan yaratıklardır. Eğer kendilerine müdahale edilmeyeceğini bilseler yeryüzünde kendilerine kölelik (modern köleliği kastediyorum) yapmaları için birkaç milyon insan dışında insanın kalmasını istemezler.

Şimdi durum bu... Bizler yerimizde oturup tiranların istedikleri gibi munis (uysal) koyun mu olacağız?

"Sus sıra sana da gelmesin" mi diyeceğiz?

"Canım dünyayı sen mi kurtaracaksın" diyenlere mi uyacağız?

Yoksa

"Kaderimizde ne varsa göreceğiz" anlayışına mı teslim olacağız?

Hele hele;

"Allah zalimlerin başına kıyameti koparacak" diyen inanca uyup mazlumların yok edilip, kıyamet dehşetini zorbaların tatmasını! mı bekleyeceğiz?

Çok beklersiniz!..

Her kim ki böyle vurdumduymaz vaziyette olmak istiyor ise on(lar)a söylenecek tek bir sözümüz bile yok. Çünkü bu düşünüş tarzı Abdulmutalib'e nispet edilen bir teslimiyetçi ruh halini yansıtan sözü hatırlatır:

Hani Ebrehe Kâbe'yi yıkmaya teşebbüs edip Mekkelilerin bazı mal ve mülklerine de el koyunca develerini kurtarmak için Ebrehe'ye durumu anlatır Abdulmuttalip. Ebrehe şaşkınlıkla kendisine; "Kâbe'ye dokunmamam için geldiğini sanmıştım" der, bu söz üzerine Abdulmuttalip; o kabul edilir tarafı olmayan;

"Ben develerimi istemeye geldim, Kâbe'nin sahibi evini korusun" sinmişliğini ifade ile işi sadece Kâbe'nin Rabbine havale ederek sıvışır. (söylenmiş bir söz olmamasını temenni ediyor olsam da sinmiş, silikleşmiş kişilikler/kişiliksizler için çarpıcı bir örnektir)

Bu anlayış ‘nemelazımcılığın, korkaklığın, pısırıklığın' en somut ifadesidir.

Biz bunları söylerken "silahları kuşanın vuruşalım" deyip işin zeybekliğinde değiliz. Asla şiddet yanlısı olmadığımızı, ancak Allah göstermesin şimdi bazı ülkelerde olduğu gibi bir durum olur ise elbetteki öyle de olacaktır.

Durum böyle iken her insanın ille de mücadeleci olması beklenemez.

Gayet tabii insanlar böyle bir mücadele içinde yer almayıp "bana ne" deme haklarına sahiptirler. (Bunun çeşitli sebepleri üzerinde ayrıca duracağız)

Hatta hatta başkaları ile beraber kendileri için de,

"Canları(mız) cehenneme" diyebilme hakkına da sahiptirler.

İnandıkları halde böyle düşünenlerin her zaman çeşitli -sözüm ona mazeretleri! vardır. Gençlik dönemlerinde çok hızlı bir şekilde illegal yapılanmalara heves duyanlar okul sonu ve iş hayatı sürecinde yavaş yavaş normalleşme dönemine girerler. Öyle normalleşme ki anormalleşme dönemine de uzun adımlarla sıçrayarak geçerler.

Bunlar ya aşk, ya iş/mevki, ya istikrarsız kişilik (yetersizliği) ya da neyin nasıl yapılmasının gereklerini bilmemenin verdiği ürkeklikten dolayı rahatlarını bozmamayı esas alırlar. Bu onların tercihidir elbet. Ancak insanlık vicdanındaki yer ve mahkûmiyetleri hiç kimsenin arzu etmeyeceği şekilde olacaktır.

Sonuncusundan başlarsak neyin nasıl yapılacağını bilmeyenler "acaba kast edilen mücadele de insanlara yönelik ‘terör, tedhiş illegal' vs. gibi yollara mı düşeceğiz" diye acizliklerini geri kalmaya gerekçe olarak gösterip sözüm ona nefislerini temize çıkarırlar! İnsanlarımız illegal, şiddeti esas alan yerel ve uluslar arası örgütlerden çok çekti ve halen de çekmektedirler. Kastımız kesinlikle bu değildir, olamaz da... Her halükarda "onurlu" yaşam -hakkı değil, bu zaten hakları- mücadelesi vermelidirler. Aynı şekilde dünyanın neresinde olursa olsun herkese -ama herkese- onurlu, özgür hayat istemelidirler.

Mazeret üreten "vicdan" sahipleri iş/kariyer gibi beklentilerin "pabuç yalayıcısı" konumuna düşüreceğini ya bilmezler ya da bildikleri halde onurlarını değil "olurlarını" tercih ederler. Ne yazık ki onurlu duruş sergileyip aynı zamanda da kariyer yapmış kişilikleri tanımaz gibi davranırlar. Onların sadece bu anlayışla mücadeleden kaçmaya bahaneleri olsun yeter.

Bunlar kendi onurlarını kurtarma derdinde olmadıkları gibi aşkta da bilmem kaçıncı kez kandırılmayı göze alan "aşkta ve aşktan" kaybedenlerdir. Zira görecekler ki onur mücadelesi aşkta başlar. İddia ediyorum; yeryüzünde yaşandığı varsayılan birkaç aşk hikâyesi dışındaki bütün onuru esas almayan aşklar -evlilik olsa da- korkunç bir hüsrandır. Bunu bile bile tutkuya kapılıp geri dönülmez pişmanlık girdabına girişlere hayret etmemek elde değil...

Üstelik bu hüsran sonrası uygun olmayan beraberlikler (adına ister beraber çıkma, ister flört, ister ‘şimdilik' arkadaşlık) deyin ciddi defektler bırakır. Dönülmez yola girilir, zira bu kutsal düşüncede "nayâre yâr diyenlerin yâr olana yâre dışında verebilecekleri bir şeyleri kalmaz"[1] artık. Değil mi ki "kutsal" duygu dezenfekte edilecek bir şey muamelesine tabi tutulamaz.

Oysa "aşkı" tadanlar o kutsal duygunun verdiği inanılmaz manevi güç sayesinde basiretini kazanıp o mutluluğun kimlerden esirgendiğini ve bu "kutsal" için mücadelenin niçin, ne kadar gerekli olduğunu görecekler. O "kutsal" için nelerden fedakarlık yapılabileceğini görecekler. Hatta hatta o "kutsal" için "ondan" bile vazgeçebilirsiniz fani ve geçici dünyada (yine) onun için...

Şimdi sona doğru gelmişken kimler mücadeleye nasıl katkı sunabileceğinin cevabına geçelim.

Şahsen yoğunlaştığım alan olması hasebiyle dostluklar ve dayanışma konusunda bir şeyler söylemek istiyorum. İnşallah daha sonraki bir zaman diğer alanlarla da ilgili düşüncemizi paylaşmamız mümkün olacaktır.

Öncelikle her ülkeye, her topluluğa, her insana onuru ve özgürlüğü esas alıp kalifiye/akademik/siyasi/dürüstlük numunesi kişiliklere sahip olmanın bu mücadelede olmazsa olmaz olduğunu vurgulamamız lazım.

Böyle bir mücadele neleri gerektirir?

2000'li yıllara birkaç ay kala;

Kimler, kimlerle bu sürece (mü)dahil olabilirler?

Bu dayanışma ve yardımlaşmanın temelleri nasıl oluşturulmalıdır?

Gerçekten bu anlayışla mücadele edenlerin "essah" birliktelikleri olmalı mıdır?

Olmalıysa bunun ilke ve sınırları nasıl olmalıdır, gibi soruların cevap bulması gerekmektedir.

Bu konuda bizlerin (şahsen fikrim olmakla beraber) neleri ortaya koyabileceğimizi inceden inceye düşünmeliyiz. Cevabını da ilerde hep beraber oturup tartışmalıyız.

Haydi, fikir üretmeye...

(Aşağıda okuyacağınız bölüm 24 Nisan 2009 itibariyle yeniden gözden geçirilmiştir.)

Bu konuda yarınlara yönelik neler düşünülmeli sorusuna cevabımız;

Essah, ebedi, izzete dayalı, çıkarsız, fedakârane; Allah'ın ifadesiyle "buryan-un mersus; birbirine veli olanlar"ın oluşturacağı dostluklar kaçınılmazdır. Mağdurların yıkılmış yüreğinin fethi ile meşgul olmalıdırlar.

En sıkıntılı anlar, en ağır sorunlar dostların varlığıyla sıkıntı sahibini bükmemeli ve o derdin ağırlığı ona kuru yaprak tanesi gibi olmalıdır.

Öyle dostluklar ki dostlarından biri en ufak rahatsızlık hissettiğinde dostların ona huzur getirmesi için -ister seher vakti, ister gece olsun- estirecekleri meltemin ve taşıdığı yasemin kokusunun varlığıyla teselli bulabilsin. "Benim başıma ne gelirse gelsin en azından paylaşacak aziz dostlarım vardır" diyebilsin.

Bunlar;

Birbirinize ihtiyaç hissettiğinizi sezdiklerinde çağırmadan hazallar gibi, tavuş kuşları gibi süzüle süzüle yürüyüp gelmeyi göze alabilenlerdir.

Canınızın yandığını -ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar- gönül'den hissedecek ve sessiz sedanıza hemen cevap verecek bağa sahip olanlardır.

Bunlar;

Sadece kendileri için değil- masum ve mağdurlar başta olmak üzere- (h)erkes için; ama hiç olmazsa imkân sunabileceklere onurlu yarınlar inşa edebilen mertlerdir.

Hayatta oldukları sürece kırgınlıklar, dargınlıklar, farklı görüşler, yanlış anlamalar olsa bile "dostumdu ve ebedi dostuz, bu tür olumsuzluklar her yerde ve her zaman olabilir, dost dostun kahrını çekendir" deyip huzurun devamı için ilk ve önemli adımı atıp "aziz" olan dostluklarını sürdürenlerdir.

Bunlar;

Mağdurların, kimsesizlerin feryadını duyan ve bu feryada yıldırım hızıyla yetişip gereğini yerine getirenlerdir.

Bunlar infakın sınırını "arta kalan/fazlalık" olanı değil cevat adam gibi verebildikçe verenlerdir.

Bunlar;

Dünyanın sorunlarını dert edinen ve bunun için dünyayı okuyabilen; siyasetten bilim adamlığına, yazarlıktan meslek erbaplığına varıncaya dek kalifiye/adam gibi adam yani "erler"in var olmasına (şahsı için hiçbir menfaat beklemeden) imkân sunanlardır.

Bu dostlar birbirine; ey şanlı dostlar! İyi ki varsınız diyebilsinler.

Ve bunlar bütün insanlığı kuşatan vahdet anlayışına binaen yapılmalıdır.

Zorluklarla mücadelede ister Hacer (as) gibi yapayalnız kurak bir beldede, ister Meryem gibi bakire ama çocuklu bir şekilde kavminin içinde, ister Ortadogu'da ve isterse dünyanın başka bir bölgesinde olsun fark etmemeli onlar için.

Bu dostlar dar günde, sıkıntıda, musibet, bela ve tehlikelerde eminellerde olma hesabını yapmamalıdırlar.

Bu dostluklar çölde serap değil; semadan gelen rahmet yağmurları gibi olmalıdır.

Bu tür dostluklar tarlada ekin gibi işlenmeli, samimiyet, dürüstlük, kesin eminlik hâkim olmalıdır bu dostluklara...

Yoksa çeşitli yapılanmaların/örgütlerin -hele hele büyüyünce ve de ticaret işe bulaşınca- nasıl hüsrana dönüştüğünü bilmeyenimiz yoktur. Birbirlerini ihanetle, dinden çıkmakla, hırsızlıkla suçlayanlar da bu cenahtan çıktı.

Evet, Ortadoğu yeraltı- yerüstü kaynakları itibariyle verimli, insanlığın ilk yerleşkesi, dinlerin buluştukları mekânlar ve ulaşım araçlarının kullanımıyla stratejik ve jeopolitik konumu itibariyle en önemli bir bölgedir. Bu bölge insanının geri bırakılmışlığı, yöneticilerinin bağ(ım)lı olması sorunu paylaşımcılar açısından kolaylaştırmaktadır.

İşte bu dostlukları kurarak sürece pişman olmadan müdahil olabilirsiniz. Başkaca yol elbette ki vardır, bu yolları bulabilirsiniz ancak unutmayınız ki her işte ve yolda caydırıcı mazeretler üretmek mümkündür. Yeterki kafaya bu mücadeleden bir kere kaytarma işlesin... İnsanoğlu mazeret üretmede çok mahirdir.

"onlar sınanacaklar" fermanı havada mı kalacak?

Evet sınanacağız

Tarih önünde,

İnsanlığın vicdanında,

Mazlumların-mağdurların yüreğinde,

Yüreği yangın yerine dönmüş annelerin,

Eli kırılan çocukların,

Kınası tüterken dul kalan gelinlerin,

Sevgilisi gözleri önünde vurulan ceylan gözlülerin...

Evet,
Tüm insanlığın vicdanında sınanacağız...

Bazen de yaptıklarımızla oyalanıp "daha ne yapalım" mazeretlerini üretiriz. Giyinmiş elbiseler, gıda yardımları ile katkı sunanlar daha çok mazeret ve avuntuya sahiptirler.

Sıcak konu olması hasebiyle İsrail-Filistin sorununu örnek vererek bitirelim.

Anlatılanlardan daha iyisi bulunmadıkça;

Bizler 10 defa, 100 defa daha İsrail'in, ABD'nin, Rus'ların vs. Filistinlilerin, Iraklıların, Afganların dünyalarını başlarına yıkmalarını seyredeceğiz

Bu seyre katlan(a)mayanlar! Babaları vurulanların çocuklar ancak için kermesler düzenleyip -sözüm ona- vicdanlarını rahatlatırlar.

Ne vicdan ama?!

Tercih sizin...

Vesselam.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu sözün sahibi var mı, gerçekten de bilmiyorum. Yoksa şayet tarafıma kaydedilmesi gerekir diye düşünüyorum.
 

kuddusmeryem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Eyl 2009
Mesajlar
5
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
sizi söyledier girip uye oldum. çok etkili yazınız, devamını bekliyoruz.
 

rosa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
5
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
daha oncede okumus ve dinlemistim sizden
ortadogu canimiz ilkler onda dinler ve asklar
sagolun
 
Üst Alt