Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Davam

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
5 Şub 2009
Mesajlar
751
Aldığı Beğeniler
5
Konum
Dün-ya
Takım
Galatasaray
İsrail Başbakanlarından birisi soruyor: "Biz bu toprakları idare edemiyoruz, ne yapsak kavga çıkıyor. Osmanlı, tek şeritli jandarma onbaşısı ile buraları idare etmiş, bunun sırrı nedir?"

Bunun değişik cevapları var. Bunlardan birisi de, otoritedir. Lakin otorite sadece güce dayandığında meşruiyetini kaybeder ve aşınır. Dolayasıya hakkaniyet ve adalete de dayanmalı ve istinat etmelidir. Osmanlı'nın idare sırlarından birisini Fransız tarihçi Grengur şu sözlerle dile getirmektedir, "Osmanlı imparatorluğu, beşer tarihinin en büyük ve hayrete değer vakalarından biridir." Peki, Osmanlı niye yıkıldı ? Bunun çok yönlü cevapları var. Bu cevaplardan birisi Batılılar nezdinde heybetinin kaybolması ve kendisini güçlü ve aziz kılan değerlere sırtını dönmesi ve yabancılaşmasıdır. Muhammed Gazali belki de son döneme intibak eden bu tabloyu şöyle dile getirir :" Biz Araplar olarak Osmanlı'ya ihanet ettik veya isyan ettik Türkler de bize kaba ve zalimane davrandılar..." Evet, kimi Araplar, Yavuz ile Cemal Paşa arasında benzerlik kurmaktadırlar. Halbuki, birbirlerinden sera ile Süreyya kadar ayrı ve uzaktırlar. Yavuz, Mısır'a gittiğinde ehline hürmet etmiş ve yöneticileri yerinde ibka etmişti. Cemal Paşa ise hadislerde belirtildiği gibi imaretü's sibyan anlayışını yani çocuksu idareleri temsil etmektedir. Yani ahir zamanın ruvaybidaları yani erazil/ayaktakımı yöneticileri sınıfındandır. İkinci Abdulhamid Han idaresi nasıl pederşahi veya patriarchal bir yapı arzediyorsa yani babacan idare ise öteki yani İttihatçıların temsil ettiği anlayış ise çocuksu idare olmuş ve bu tarz ve anlayış imparatorluğun sonunu getirmiştir. Yani Osmanlı'yı koruyan ve kollayan Yavuz ve Sultan Abdulhamid idaresi iken yıkan da Cemal Paşa anlayışı olmuştur.

Lakin karşımıza birisi çıkıyor ve tabloyu tersine çeviriyor. Diyor ki, aslında Osmanlı'nın Arap dünyasındaki 400 yıllık egemenliğinin arkasında Cemal Paşa anlayışı yatmaktadır. Osmanlı, Arapları otoriter yapısıyla yönetmiştir. Bunu söyleyen de yine bir İsrail başbakanının babası. 99 yaşında olan ve oğlunun ikinci kez olgunlaşmış başbakanlık dönemini ve siyasi mürüvvetini idrak eden Benzion Netanyahu Osmanlı'nın Arapları dipçikle yönettiğini söylemiştir. Evet, Hazreti Ömer de idaresinde hayzaran ve dirre denilen sopaları kullanmıştır. Lakin bu usul adaletsizlik için değil taşkınlıkları tedip için uygulanmıştır. Hapishaneye doldurmak yerine pratik bir yararı da olmuştur. Tazir cezası bugün ABD gibi ülkelerde de uygulanmaktadır. New Yorker'e konuşan baba Benzion Netanyahu'ya göre, Osmanlı, Arapları 400 yıl boyunca elinde sopa idare etmiştir. Benzion Netanyahu, Araplar ve Yahudileri iki inatçı keçiye benzetiyor ve bunların hayatta konuşarak ve anlaşarak ve diyalogla bir araya gelemeyecekleri ancak ikisinin bir arada kalmasının fiili otorite ile olacağını yani taraflardan birisinin baskın çıkmasıyla otorite tesis edilebileceğini söylemektedir. 'Araplar bizi ele geçirirse bir kaşık suda boğar ve bize hayat hakkı tanımaz' diyen baba Netanyahu devamında şöyle söylemektedir: "Sihirli formül Osmanlı formülüdür. Onlar bu formülü kullanarak başarılı oldular. Biz de olsa olsa bu yolla başarılı olabilir ve Araplar üzerinde otorite kurabiliriz..." Ona göre Arapları yönetmek için Osmanlı tokadına ihtiyaç vardır.

Aslında İsrail 62 yıldan beri aynı mantığı güdüyor ve aynı yöntemi kullanıyor ama bir arpa boyu yol kat edebilmiş değil. Öyleyse çözüm Osmanlı modelinde olmakla birlikte çözümsüzlüğün nedeni Osmanlı'yı yanlış anlamada yatmaktadır. Şairin dediği gibi: Beni bir tek kişi anladı ama o da yanlış anladı. İsrail, Osmanlı'yı yanlış anlıyor. Osmanlı'yı ehil kılan son dini mesaj olan İslamiyetin mensupları olmaları ve getirdiği kuralları nispeten düzgün uygulama ve tatbikatlarıdır. Maalesef buna rağmen Araplar arasında da Türklerin sıfatı zaman zaman 'muh naşif/ kuru kafa ve statik kafaya' çıkmıştır. Sofistike olmadıkları ve dolayısıyla dinamizmin dışında kaldıkları ve bu vesile ile Arapları geri bıraktıkları rivayet edilir. Herhalde bu intiba ve algı Ruslarda da olmalı ki Kruşçev çok kızdığı adama küfür anlamında Türk dermiş. Demek ki baba Netanyahu da Türk algısını Kruşçev gibilerden edinmiş ve almış olmalı.

Mustafa Özcan - Vakit
 

vakkas

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
6 Eki 2008
Mesajlar
7,027
Aldığı Beğeniler
42
Konum
karaman,almanya
Takım
Diğer
Evet kardes osmanliyive sistemini co k ariycaklar vede ariyorlar

cÜnki osmanli ecdadim; :hz: Kur´´ana gÖre yasiyodu

vesselam

allah razi olsuin kardesim
 

uhibbu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eki 2007
Mesajlar
18,383
Aldığı Beğeniler
39,770
Konum
istanbul
Takım
Galatasaray
Şairin dediği gibi: Beni bir tek kişi anladı ama o da yanlış anladı. İsrail, Osmanlı'yı yanlış anlıyor.

Güzel payLAşımın için teşekkrLer
HakkaniyetLi bir yazıydı
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
İşte Osmanlı ...

19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında
Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.

Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü
toplayıp götürüyorlardı.

O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses
çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına
durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.

Mektupta şöyle denmektedir:

"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar.
Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet'in de
halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi
bu sene olsun toplama imkanı sağlayın."

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen
padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker
elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp

mektubu okurlar:

"Fransızlar korkak ademlerdir.
Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur.
Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir."

Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin.
Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören
Fransızlar için bu kâfidir."

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar.
Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında
dolaşmaya başlarlar.

Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar'ın sevinç çığlıkları atmalarına
sebep olur:

"Osmanlılar'dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini
de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar.
Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir."

Bu olay, Mülhaymli'lerin gönüllerin de taht kurmuştur.
Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.

Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen
olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip ,
hadiseyi temsilen kutlarlar..
 
Üst Alt