Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
Ne oluyoruz? Danimarka, derken Norvec, Almanya ve Fransa... Su karikatur kusatmasindan bahsediyorum. Kac gundur sabah aksam bu haberlerle dertleniyoruz. Bazi yazarlarimiz Danimarka mallarini kulliyen boykot cagrisi dahi yaptilar.

Bu uzucu haberleri isitip de Sultan Abdulhamidi anmamak mumkun mu? Devletin en muskil anlarinda bile Duvel-i Muazzamanin idarecilerine sozunu gecirebilen ve Islamiyet hakkinda kalem oynatir veya tiyatroda bir eser sahneye koyarken dinî degerlerimize karsi daha itinali olmalarini saglayan bir derin hassasiyetin degismez adresiydi Halife hazretleri.

Iste onun Peygamber Efendimiz (sav) ve ecdadinin haklarini, hem de su Yildiz Sarayi'ndan disariya adimini atmadan nasil savunduguna iliskin birkac olay.

Yillardan 1890'dir. Fransiz akademisi uyelerinden Marki de Bonnier, "Muhammed" adli bir dram yazarak Comedie Francaise teslim etmistir ve alinan haberlere gore oyunun provalari baslamak uzeredir. Sahnede bir aktor Hz. Peygamber rolune cikacaktir. Oyunun Efendimizin manevî sahsiyetini, dolayisiyla Islam dinini ve Muslumanlari kucuk dusuren hakaretamiz bolumler ihtiva ettigi haberleri Abdulhamidi "Halife-i Muslimîn" sorumluluguyla derhal harekete gecirecek ve yalniz o tiyatroda degil, butun Fransada sahnelenmesini engelleyecektir oyunun. Nasil mi? Fransa Cumhurbaskani Sadi Carnotya Paris Sefiri Salih Munir Pasa eliyle haber ucurarak. Tabii Carnot Cenaplarina, Islamiyete yaptigi bu muhim hizmet karsiliginda bir Nisan-i Imtiyaz takdim edildigini soylememe gerek yok.

Ancak de Bonnier de isin pesini birakmaya niyetli degildir. Bu defa eserini Abdulhamidin dis geciremeyecegini tahmin ettigi, devrin ABDsi olan Ingilterede oynatmak icin girisimde bulunur. Ne var ki, Irving adli bir aktorle anlasmis olmasina, bir nevi devlet tiyatrosu olan Lyceum Kraliyet Tiyatrosunda oynanmasi kararlastirilmasina ragmen, Abdulhamidin mudahalesinden kurtulamaz. Bu defa diplomatik kanallardan bizzat Ingilterenin ilimli Disisleri Bakani Lord Salisbury devreye sokularak piyesin yalniz o tiyatroda degil, butun Ingilterede oynanmasi yasaklanir.

Marki de Bonnier-Sultan Abdulhamid kovalamacasinin boylece noktalanmis oldugunu saniyorsaniz aldaniyorsunuz. Cunku bu isin bir de ucuncu raundu var.

Devir degismis, Lord Salisbury gitmis, yerine bir baska Lord, Islamiyete daha mesafeli duran Roserbery gecmistir. Bunun uzerine Marki de Bonnier yeniden ataga kalkar ve bir baska Londra tiyatrosuyla anlasir. Ancak bu defa da eserini sahneye koydurmayi basaramayacaktir. Velhasil Abdulhamidin mahir diplomasisi, bu mel'anetin icrasina musaade etmeyecektir. Nitekim 1900 yilinda Pariste oynanmak istenen Muhammed'in Cenneti adli bir baska piyesin ancak ismi ve muhtevasi degistirilerek sahneye konulur hale getirilmesi de onun ince diplomatik girisimlerinin eseridir.

Keza Roma'da oynatilmak istenen Fatih Sultan Mehmed uzerine bir piyes de, Osmanogullarinin kucuk dusurulecegi gerekcesiyle yasaklatilmistir. Isin ilginc yani, kendi gucunun yetmedigi durumda yakin dostu Alman Imparatoru Wilhelmi devreye sokarak bunu basarmasidir. Yasaklama olayini haber veren 15 Nisan 1890 tarihli bir Italyan gazetesi (Capitan Fracassa) aynen sunlari yazmaktaydi: "Bu dramin sahnelenecegi haberi uzerine, Sultan [Abdulhamid], kendisine, bir Rus filosunun Bogazicine dogru hareket halinde bulundugu bildirilmis gibi, heyecana kapildi. Imparator Wilhelm de ilgilenmis gorundu."

Abdulhamid Hanin sevgili Peygamberine, Islamiyete ve ecdâdina yonelik kucuk dusurucu tavirlara karsi, guclu Batili devletleri karsisina alma pahasina, musamahasiz, tavizsiz ve kararli tutumu kisa surede etkisini gostermis ve tiyatrolar Islamiyetle ilgili eserleri daha bir titizlikle secer olmuslardir. Sonucta gerek Fransa'da, gerekse Ingiltere ve Italyada, hatta Ingiliz isgali altinda bulunan Hindistanda Peygamber Efendimiz ve Osmanli padisahlarina yonelik bu tur hakaret iceren eserlerin sahnelenmemesi yolunda bir gelenek olusmustur. Nitekim Avrupali burokratlarin Osmanli'nin hassasiyetini nazar-i dikkate aldiklarini ve basini da zaman zaman uyardiklarini goruyoruz. Bu da Abdulhamid'in iktidar ve nufuzunun sadece iceride ve sadece Islam âleminde degil, Avrupa'da da oldukca yuksek oldugunu gosteriyor.

Bir piyes icin koca Alman Imparatoru II. Wilhelm'i bile devreye soktuguna bakilirsa onun bu isleri ne kadar ciddiye aldigi ve aldirdigi rahatlikla anlasilir. Aleyhteki propagandasina son vermek icin bir ara Ingiltere'nin unlu 'The Times' gazetesini satin almaya dahi kalkistigi soylenir Sultanin. Neden vazgectigini bilmiyorum. Ama hic de yabana atilacak bir fikir degil bence. Dusunsenize, "Times" gazetesi bizim olsaydi...

Mabeyn kâtiplerinden Tahsin Pasanin yalancisiyim. Sultan Hamid her sabah "Times", "Temps", "Kolnische Zeitung", "Tribune", "Standard" gibi Ingilizce, Fransizca ve Almanca gazetelerin siyasî makalelerini gunu gunune tercume ettirip inceler, tepki verilmesi veya duzeltilmesi gereken haber ve yazilari isaretler ve bazi unlu yerli ve yabanci yazarlara cevaplar yazdirarak o gazetelerde yayinlatirmis. Bununla da yetinmeyen propaganda ustadi Abdulhamid, Avrupa gazetelerinin temsilcilerini saraya cagirir, onlara iltifatlar edip hediyeler takdim ettikten sonra, cikan haberlerin duzeltilmesini rica edermis. Itiraz etmek ne mumkun! Birkac gun sonra bakarmissiniz ki, o muhabirler ayni gazetede bu defa Osmanli lehine haberler yazmislar.

Simdikiler ne yapiyor? Biliyorsunuz. Ve biz bu isleri becermis olan adama, sahsî iktidari icin diktatorluk yaptigi iftirasini atmaya devam ediyoruz. Peygamberinin hakkini savunmanin sahsî iktidar tutkusuyla ne alakasi var? Bilen varsa soylesin.

05.02.2006 - Mustafa Armagan / TURKUAZ
 

zeyno

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,699
Aldığı Beğeniler
6
Konum
Gümüşhane
Takım
Galatasaray
Bir kere duruş çok önemlidir.Kararlı ve ayakları üzerinde duran bir iktidar.Ilımlı İslam diye bir şey yoktur.Her daim her yerde her şeyde taviz veren İslam yoktur.Böyle olursa her daim heyelanlar olur ve çok saçma olaylara maruz kalırız.Padişahın tavrını gayet net görüyoruz.Ve sonucunu da tabi ki...İnceliği asla tartışılmaz.Çünkü ruhuyla yaşıyor ve yaşatıyor.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
MUBAREK ABDUL HAMİT HAN H.Z LERİNİ ANIPTA ŞU GÜZEL ŞİİR YAZMADAN GEÇEMİYCEM BU ŞİİR ONUN NE KADAR VATAN PERVER OLDUĞUNU AÇIK BİR İFADESİDİR HATTA ONA DÜŞMAN OLANLARIN KALEMİNDEN ÇIKAN BİR METHÜ SENADIR ADETA BİR PİŞMANLIK VE ÖZÜRDÜR

RABBİM RUHUNU ŞAD ETSİN ŞEFAATLERİNE NAİL KILSIN


Rıza Tevfik'in 'Sultan Abdülhamid Han'ın Ruhaniyetinden İstimdat' başlıklı şiirinin dizeleri ise unutulmaz:

Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör pe....... bak günâhına.

Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî padişâhına.

Pâdişah hem zâlim, hem deli dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik;
Şeytan ne dediyse, biz 'beli' dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına.

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!

Bunlar halkı didik didik ettiler,
Katliama kadar sürüp gittiler.
Saçak öpmeyenler, secde ettiler.
.................. pis külahına.

Haddi yok, açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
Lânetle anılan cebâbirenin
Bu, rahmet okuttu en küstâhına.

Çok kişiye şimdi vatan mezardır,
Herkesin belâdan nasîbi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Harab büldânın şen sabahına.

Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyânet yerde süründü,
Türk'ün ruhu zorla âsi göründü,
Hem peygamberine, hem Allâh'ına.

Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
Ahiretten bile himmet eylersin,
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefâat kıl şâhım mededhâhına.
 
Üst Alt