- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
“Babam Raif Denktaş, Şerif Hüseyin’in dostuydu. O zamanlar küçük bir çocuktum. Babamla birlikte zaman zaman Şerif Hüseyin'i ziyarete giderdik. Babamla yanına gittiğimizde hep aynı olay tekrarlanıyordu. Babam onun elini öper, o da anlatmaya başlardı. Şerif Hazretleri ‘Ahhh, ben ne yaptım, ahhh, ben ne yaptım? Yaptığımın cezasını çekiyorum. Niye Osmanlı'ya ihanet ettik?’ derdi. Çünkü İngilizler kendisine bazı Arapların kralı ve Müslümanların halifesi olacağını vaat etmişlerdi.
Hâlbuki Filistin'e İngilizler yerleşmişlerdi. Oraya Yahudiler mütemadiyen göç ediyorlardı. Suriye'ye Fransızlar kendi kültür ve dillerini yaymışlardı. İngilizler de Irak'a kendi dil ve kültürlerini götürmüşlerdi. Şerif Hüseyin babamın yanında hep iç geçirirdi. Bundan sonra babam onu teselli edecek birkaç laf söyler, ben de yanında bulunurdum.
Bir müddet sonra, Şerif Hüseyin, ‘Raif, anlat şu İstanbul havalarını dinleyelim’ derdi. Konuşma esnasında bir taş plak çalmaya başlardı. O zaman Şerif Hüseyin, ‘Ahhh İstanbul, pâyitaht’ diyerek ağlamaya başlardı. Babam da o sırada onu teselli edici sözler söylerdi: ‘Şerif Hazretleri, bu takdir-i İlahidir, üzülme… Sen hata yaptın; ama bundan çok pişman olduğun gözlerinden akan gözyaşlarından belli oluyor. Allah seni bundan dolayı affeder; yapma ağlama’.
Babam onu teselli ederken kendisi de ağlardı.
Plak bitince biraz daha sohbet ederlerdi. Daha sonra babam onun elini öperdi. Biz kalkıp giderken, Hüseyin: ‘Rauf gel’ deyip bana elini öptürür ve elime bir altın verirdi. Ben de bu yüzden hep babamla Şerif Hazretlerine gitmeyi isterdim... Şerif Hüseyin hastalandı, ölümü yaklaşmıştı. Ölümüne yakın Ürdün Prensi olan oğlu Abdullah'ın yanına gitti. Onu Amman'a biz uğurlamıştık. Bir müddet sonra ise onun ölüm haberi bize ulaştı...”
KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
(Mehmet Tosun, 21. yy.da Sultan II.Abdülhamid'e bakış, İst. 2003, sf. 252. Kaynak: Şerif Hüseyin’in akıbeti - Yavuz Bahadıroğlu)
Hâlbuki Filistin'e İngilizler yerleşmişlerdi. Oraya Yahudiler mütemadiyen göç ediyorlardı. Suriye'ye Fransızlar kendi kültür ve dillerini yaymışlardı. İngilizler de Irak'a kendi dil ve kültürlerini götürmüşlerdi. Şerif Hüseyin babamın yanında hep iç geçirirdi. Bundan sonra babam onu teselli edecek birkaç laf söyler, ben de yanında bulunurdum.
Bir müddet sonra, Şerif Hüseyin, ‘Raif, anlat şu İstanbul havalarını dinleyelim’ derdi. Konuşma esnasında bir taş plak çalmaya başlardı. O zaman Şerif Hüseyin, ‘Ahhh İstanbul, pâyitaht’ diyerek ağlamaya başlardı. Babam da o sırada onu teselli edici sözler söylerdi: ‘Şerif Hazretleri, bu takdir-i İlahidir, üzülme… Sen hata yaptın; ama bundan çok pişman olduğun gözlerinden akan gözyaşlarından belli oluyor. Allah seni bundan dolayı affeder; yapma ağlama’.
Babam onu teselli ederken kendisi de ağlardı.
Plak bitince biraz daha sohbet ederlerdi. Daha sonra babam onun elini öperdi. Biz kalkıp giderken, Hüseyin: ‘Rauf gel’ deyip bana elini öptürür ve elime bir altın verirdi. Ben de bu yüzden hep babamla Şerif Hazretlerine gitmeyi isterdim... Şerif Hüseyin hastalandı, ölümü yaklaşmıştı. Ölümüne yakın Ürdün Prensi olan oğlu Abdullah'ın yanına gitti. Onu Amman'a biz uğurlamıştık. Bir müddet sonra ise onun ölüm haberi bize ulaştı...”
KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
(Mehmet Tosun, 21. yy.da Sultan II.Abdülhamid'e bakış, İst. 2003, sf. 252. Kaynak: Şerif Hüseyin’in akıbeti - Yavuz Bahadıroğlu)