- Üyelik Tarihi
- 1 Kas 2005
- Mesajlar
- 4,662
- Aldığı Beğeniler
- 29
- Konum
- İstanbul - Eyüpsultan
- Takım
- Galatasaray
Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök geçen hafta ahlaksız yazısıyla gündeme gelmişti.Daha bu küstahlık soğumadan aynı ahlaksızlığına yeni bir yazı ile devam ediyor
Hüriyet Başyazarı bu aralar malzeme bulamamış olacak ki seviyeden yoksun yazılarına bir yenisini ekleyerek Müslümanları tahrik etmeye devam ediyor.
İşte o seviyesiz yazı....
_________________________________________
O sarışın kadın da örtündü
"EBRU", tanınmış bir senatörün kızıydı.Bugün size, hayatı partilerde, eğlencelerde geçmiş bu sarışın ve güzel kızın nasıl "örtündüğünü" anlatacağım.
Yani bu bir "aşk ve hidayete erme" hikáyesidir.
Hikáyeye, Ebru'nun "Dağ ayısı" dediği o erkeğe gerçek anlamda ilk ilgi duyduğu anı anlatarak başlayacağım.
"Dağ ayısı" dediği erkeğin adı "Ata"dır. Ama yanılmayın, "Ata" Müslüman bir gençtir.
* * *
Senatörün şımarık, hafifmeşrep kızı Ebru, Ata'yı şöyle anlatıyor:
"İdeal fiziği, insanı kendine çeken bir görünümü var.
Ondaki ciddilik, benim için açıklanması güç bir duygu: İnsana hem yakın hem de uzak durmak istiyor.
Boyu uzunca. Yürüyüşünden, oturup kalkmasından fazlaca ağırbaşlı biri olduğu anlaşılıyor.
Diğer erkekler 'Gör beni' dercesine insanın üstüne giderken, o dikkat çekmemek için neredeyse başını bacaklarının arasına sokup öyle yürüyecek.
Kızların yüzüne, hele gözlerine zorunluk duymadıkça bakmamaya çalışıyor.
Belki yoldan çıkarırız diye kızları musallat ediyorum, bana mısın demiyor.
Nefis bir bakışı var. Gür, kıvırcık saçlar.
Ama hep düzgün ve kısa kesilmiş saçlar.
Kalınla ince arası kaşlar ve bebekleri simsiyah büyükçe iki ceylan göz.
Kalın etli dudaklar ve buğday rengi bir ten."
Bir erkeğin, "ceylan gözlü", "etli dudaklı" olarak tarif edilmesine pek alışık değiliz.
Ama diyorum ya, Ata pek öyle alıştığımız bir erkek tipi değil.
* * *
İlgisizliğiyle Ebru'yu çıldırtıyor:
"Güzelliğimi, dişiliğimi, servetimi görmezden geliyor. Senatör Kemal Solak'ın kızı olmam, üniversitede herkesten ayrı ve daha saygın bir insan muamelesi görmeme neden oluyor.
O bu siyasi avantajımı da hiçe sayıyor."
Ebru, Ata ile tanışmak için ısrar eder.
Onu arabasına binmeyi teklif eder; ama Ata'dan şu cevabı alır:
"İnançlarıma aykırı."
Sonra bir şartla arabaya biniyor: "Tebliğ" için.
Yani Ebru'yu "hidayete erdirmek" amacıyla.
Ebru, bu Müslüman erkeğe teslim oluyor ve örtünüyor.
Sakın bunu yaşanmış bir hayat hikáyesi sanmayın.
M.Talat Uzunyaylalı'nın "Senatörün Kızı" adlı romanından aldım.
Önümde Ahmet Sait Akçay'ın "Bellekteki Huriler" adlı kitabı duruyor.
Akçay, son zamanlarda iyice belirgin hale gelen İslamcı popüler kültür üzerine çok güzel bir inceleme yapmış.
Anladığım kadarıyla İslamcı popüler romanlar, epeyce bir rötarla Peride Celal dönemini yaşıyor.
Ama çok daha klişe tiplerle.
Yazarın "hidayet romanları" dediği bu kitaplarda kadınlar hep zengin, sarışın, şımarık, tercihen Robert Kolejli ve ateist.
Yani hepsi genç birer Lale Belkıs.
Erkekler ise ağırbaşlı, utangaç, Müslüman, terbiyeli.
Onların hepsi de birer Müslüman Ediz Hun.
Erkek ile kız hep üniversitelerin "lağım" gibi kantinlerinde veya içki, sigara ve **** kokan partilerde görüşüyor.
Bütün romanlar, erkeklerin kadınları "hidayete erdirmesi" ve kadınların huzur bulmasıyla mutlu sona eriyor.
* * *
Ancak 90'lı yıllardan itibaren Müslüman dünyanın romanı, Peride Celal tipi romantik duyarlığı aşarak cinselliği, mahremiyet alanından kamusal alana çeken bir döneme giriyor.
Yazar buna "İslam'ın itiraf romanları" diyor. Siz "Güzin Abla" dönemi diyebilirsiniz.
O romanlarda mesela şöyle bölümler bile görünüyor:
"Ben evli ve dört çocuk annesiyim. Birine áşık oldum. Gözlerim ondan başkasını görmüyor. Namuslu bir kadın olduğum için bu durumu kendime hiç yakıştıramıyorum, kahroluyorum."
Veya şöyle cümleler:
"Söyler misin Can, şehvet sarası tutan bakışların, senin olan bir kadının üzerinde kilitlenmesi, hatta hayallerinde bile olsa ilişki kurmak için çalıştıkları tabloların zihinlerde resimleştirilmesini ister misin?"
Veya "Çiçekler gerdek gecesinde açarmış Can" türünden bir cümle.
* * *
Cihan Aktaş bir makalesinde, Müslüman aşk romanının yeni dönemini şöyle tarif ediyor:
"Kadınlar saçlarını boyatabileceklerini, topuklu ayakkabıyla dolaşabileceklerini, tesettüre uygun herhangi bir kıyafet giyebileceklerini, dahası bisiklet kullanabileceklerini keşfettiler."
Ben de bütün bunları okuyup merak ediyorum.
Yoksa hidayet misyonerleri de "Müslüman gerçekçiliğini" mi keşfediyorlar?
(*) Ahmet Sait Akçay: "Bellekteki Huriler: İslamcı popülist kültüre eleştirel bakış. Selis Kitaplar, Mayıs 2006."
Hürriyet / 14/05.2006
Ertuğrul Özkök
Hüriyet Başyazarı bu aralar malzeme bulamamış olacak ki seviyeden yoksun yazılarına bir yenisini ekleyerek Müslümanları tahrik etmeye devam ediyor.
İşte o seviyesiz yazı....
_________________________________________
O sarışın kadın da örtündü
"EBRU", tanınmış bir senatörün kızıydı.Bugün size, hayatı partilerde, eğlencelerde geçmiş bu sarışın ve güzel kızın nasıl "örtündüğünü" anlatacağım.
Yani bu bir "aşk ve hidayete erme" hikáyesidir.
Hikáyeye, Ebru'nun "Dağ ayısı" dediği o erkeğe gerçek anlamda ilk ilgi duyduğu anı anlatarak başlayacağım.
"Dağ ayısı" dediği erkeğin adı "Ata"dır. Ama yanılmayın, "Ata" Müslüman bir gençtir.
* * *
Senatörün şımarık, hafifmeşrep kızı Ebru, Ata'yı şöyle anlatıyor:
"İdeal fiziği, insanı kendine çeken bir görünümü var.
Ondaki ciddilik, benim için açıklanması güç bir duygu: İnsana hem yakın hem de uzak durmak istiyor.
Boyu uzunca. Yürüyüşünden, oturup kalkmasından fazlaca ağırbaşlı biri olduğu anlaşılıyor.
Diğer erkekler 'Gör beni' dercesine insanın üstüne giderken, o dikkat çekmemek için neredeyse başını bacaklarının arasına sokup öyle yürüyecek.
Kızların yüzüne, hele gözlerine zorunluk duymadıkça bakmamaya çalışıyor.
Belki yoldan çıkarırız diye kızları musallat ediyorum, bana mısın demiyor.
Nefis bir bakışı var. Gür, kıvırcık saçlar.
Ama hep düzgün ve kısa kesilmiş saçlar.
Kalınla ince arası kaşlar ve bebekleri simsiyah büyükçe iki ceylan göz.
Kalın etli dudaklar ve buğday rengi bir ten."
Bir erkeğin, "ceylan gözlü", "etli dudaklı" olarak tarif edilmesine pek alışık değiliz.
Ama diyorum ya, Ata pek öyle alıştığımız bir erkek tipi değil.
* * *
İlgisizliğiyle Ebru'yu çıldırtıyor:
"Güzelliğimi, dişiliğimi, servetimi görmezden geliyor. Senatör Kemal Solak'ın kızı olmam, üniversitede herkesten ayrı ve daha saygın bir insan muamelesi görmeme neden oluyor.
O bu siyasi avantajımı da hiçe sayıyor."
Ebru, Ata ile tanışmak için ısrar eder.
Onu arabasına binmeyi teklif eder; ama Ata'dan şu cevabı alır:
"İnançlarıma aykırı."
Sonra bir şartla arabaya biniyor: "Tebliğ" için.
Yani Ebru'yu "hidayete erdirmek" amacıyla.
Ebru, bu Müslüman erkeğe teslim oluyor ve örtünüyor.
Sakın bunu yaşanmış bir hayat hikáyesi sanmayın.
M.Talat Uzunyaylalı'nın "Senatörün Kızı" adlı romanından aldım.
Önümde Ahmet Sait Akçay'ın "Bellekteki Huriler" adlı kitabı duruyor.
Akçay, son zamanlarda iyice belirgin hale gelen İslamcı popüler kültür üzerine çok güzel bir inceleme yapmış.
Anladığım kadarıyla İslamcı popüler romanlar, epeyce bir rötarla Peride Celal dönemini yaşıyor.
Ama çok daha klişe tiplerle.
Yazarın "hidayet romanları" dediği bu kitaplarda kadınlar hep zengin, sarışın, şımarık, tercihen Robert Kolejli ve ateist.
Yani hepsi genç birer Lale Belkıs.
Erkekler ise ağırbaşlı, utangaç, Müslüman, terbiyeli.
Onların hepsi de birer Müslüman Ediz Hun.
Erkek ile kız hep üniversitelerin "lağım" gibi kantinlerinde veya içki, sigara ve **** kokan partilerde görüşüyor.
Bütün romanlar, erkeklerin kadınları "hidayete erdirmesi" ve kadınların huzur bulmasıyla mutlu sona eriyor.
* * *
Ancak 90'lı yıllardan itibaren Müslüman dünyanın romanı, Peride Celal tipi romantik duyarlığı aşarak cinselliği, mahremiyet alanından kamusal alana çeken bir döneme giriyor.
Yazar buna "İslam'ın itiraf romanları" diyor. Siz "Güzin Abla" dönemi diyebilirsiniz.
O romanlarda mesela şöyle bölümler bile görünüyor:
"Ben evli ve dört çocuk annesiyim. Birine áşık oldum. Gözlerim ondan başkasını görmüyor. Namuslu bir kadın olduğum için bu durumu kendime hiç yakıştıramıyorum, kahroluyorum."
Veya şöyle cümleler:
"Söyler misin Can, şehvet sarası tutan bakışların, senin olan bir kadının üzerinde kilitlenmesi, hatta hayallerinde bile olsa ilişki kurmak için çalıştıkları tabloların zihinlerde resimleştirilmesini ister misin?"
Veya "Çiçekler gerdek gecesinde açarmış Can" türünden bir cümle.
* * *
Cihan Aktaş bir makalesinde, Müslüman aşk romanının yeni dönemini şöyle tarif ediyor:
"Kadınlar saçlarını boyatabileceklerini, topuklu ayakkabıyla dolaşabileceklerini, tesettüre uygun herhangi bir kıyafet giyebileceklerini, dahası bisiklet kullanabileceklerini keşfettiler."
Ben de bütün bunları okuyup merak ediyorum.
Yoksa hidayet misyonerleri de "Müslüman gerçekçiliğini" mi keşfediyorlar?
(*) Ahmet Sait Akçay: "Bellekteki Huriler: İslamcı popülist kültüre eleştirel bakış. Selis Kitaplar, Mayıs 2006."
Hürriyet / 14/05.2006
Ertuğrul Özkök