İnsan, mana alemine açılan bir penceredir. Kur'an'da “Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife tayin edeceğim.” (Bakara, 30) buyuran Yüce Yaratıcı, mana alemini insandan pencerelerle donatmıştır.
Alemlerin tabakasına göre pencerelerin özellikleri de değişebilmektedir: “Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur.” (Enam, 165)
Üstünlük de bir imtihandır. İnsan için öncelik, ‘üstün olmak' değil, nefsinin azgınlığıyla taşlaşmış bedeninden, insan-özüne ve insan-ötesine bir pencere açmak olmalıdır.
Güneş herkese aynı derecede yansır. İnsanlar da kabiliyetleri ölçüsünde güneşten istifade ederler. Güneş, her eve yansır; her pencereden içeri girer, ama pencereniz açıksa...
Âdemiyet vasfını kazanabilmişseniz, pencereniz var ve açık demektir. Penceresi olan insanların gönül dünyaları sürekli ilâhi güzelliklerle yenilendiğinden, insana Allah'ı hatırlatırlar.
İnsan, penceresini açabilmesi ve o pencereden öteleri seyredebilmesi için, gerçek bir imana ve ilâhi aşka kavuşmuş olmalıdır. Tahkikî iman, mümin için metafizik aleme açılan bir penceredir. Bu düzeydeki bir iman, üstün kılınacak olanlar için bir lütuftur. İmanın kalitesindeki artış, insanın en yakın olan ile en uzak olanı aynı mesafede idrak edebilmesini sağlar.
İnsanın kendi fıtratını tanıması, böylece Yaradan'ı idrak edip sonsuzluğun derinliklerinde huzura kavuşabilmesi için, kendisine sürekli olarak yeni pencereler açılmaktadır. İnsan için her günün doğuşu ve batışı; doğum ve ölüm, her ilkbahar ve sonbahar birer penceredir. Her “dost”un gülüşü bir penceredir... Allah'ı tanımamız için bizlere sunulan bu pencereleri farkederek ötelere bakabilirsek, “kulluk makamı”na yaklaşabiliriz.
Kabirde açılacak olan pencere, acaba hayatta mı açılıyor? Aşk her “an” var olmakla yaşanılır kalıyor. İnsan aşkı yaşadıkça coşuyor ve tazelenen duygularla yeni pencereleri aralıyor kendine. Sonunda insanın kendisi, ilâhi güzelliklerin seyredilebileceği bir pencere haline geliyor.
Bilindiği üzere insan, aklı ve ruhu ile vardır, bunlarla bir anlam kazanır. Mücerred olan bu kavramlar, ruhani pencerelerle varlık değerine kavuşurlar. İnsana, kainata, Sevgili Peygamberimiz s.a.v.'e ve Allah'a açılan “pencere”ler, “ evimiz”in tam ortasındadır. Kalp, aşık olan insan için ilâhi bir penceredir.
Ne mutlu “pencere”si olabilen insanlara.
Ne mutlu bu “pencere”lerden sonsuzluğu seyredebilenlere..
semerkand Dergisi/
Ahmet Alemdar