Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

iLkay*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
28 Eyl 2005
Mesajlar
1,210
Aldığı Beğeniler
1
Konum
Şehr-i İstanbul
Takım
Galatasaray
Medinede bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşı ı bir a abeyimiz; işin son günü sabah mesâisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken, Rasûlullahın (SAV) [canım, rûhum ve dahi her şeyim Ona (SAV) ve yoluna fedâdır] Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefât eder ve Cennet-ül Bâkîye defnedilir. Tabii ailesi mecbûri istikâmet Türkiyeye döner.

O zaman 7 yaşında olan o lu, bugün ortaokul ö rencisi&

Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makâle yazmış ve birincilik almış.

İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan minik bir yüre in yansımaları..

Biliriz ki dil kalpten geçen her şeyi ifâde edemez.

Allah bize de bu kardeşimiz gibi Rasûlullah sevgisi nasip etsin. Amin.





Bir Seni güneşim, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geldi im yerde&

Bir ilkbahar gününde, güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmıştım.

Do du um hastahâne, Senin Ravzanın hemen yanıbaşında oldu u için, duydu um ilk koku Senin bahçenin gül kokuları olmuş&

Babam gelip de daha kula ıma ezan okumadan, kulaklarım Senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş&

40 günlük oldu umda ilk ziyaretimi de Senin Hâne-i Saâdetine yapmışım&

İlk adımlarımı Senin Ravzandaki mermerlerinde atmış, ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım&

Hemen hemen yaptı ım her ilkte Sen varsın...

Daha konuşmasını ö renmeden Seni sevmeyi ö rendim ben...

Belki Seni çok tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim Seni.



Senin evini her ziyarete gelişimizde, Seni görmesek bile senin varlı ını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik.



Çocuklar evde sıkılınca babaları onları parka, e lence yerlerine götürsün isterler.

Biz Medinede yaşadı ımız sürece, hiç babamızdan bizi parka götürmesini istemedik&

Bizim canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç?

Sanırım Medinedeki hiçbir çocu un canı sıkılmazdı...

Çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik Efendisi vardı...

Bizim vaktimizin ço u o bahçede geçerdi.

Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde.

Kim bilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten...



Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi.

Babama sormuştum bir seferinde:

-Babacı ım; neden Medine bu kadar sıcak? diye.

Babam da:

-Evladım; Medinede iki tane güneş var da ondan. derdi.

-Nasıl olur babacı ım, güneş bir tane de il mi? derdim.

Babam gülerek:

-Bak yavrum; do ru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de âlemleri ısıtan ve aydınlatan bir güneş var. O Güneş de Medinede olunca sıcaklık iki kat oluyor.



Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım&

Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama Senin güneşin de, sıcaklı ın da içimizi ısıtıyordu.

Medineden ayrıldı ımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü Güneşimizin en büyü ünü orada bırakmıştık.

Ben güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi ışı ı taa buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için Onun Ravzasında yalınayak koşmam lazımdı.



Bahçende yürürken ezanlar okunurdu...

Öyle güzel okur ki Medine müezzini ezânı; sanki Bilâl-i Habeşi okuyor sanırsınız.

Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez...

Babamın yanında namaz kılardık&

Büyük sütunların altından gelen so uk havadan saçlarımızı savurturduk.

Zemzem bardaklarından güller yapardık.

Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu.

Babam:

-İncitmeyin sakın; onlar Ebû Hüreyrenin kedileri. derdi, biz de inanırdık.

Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü.



Çarşamba günleri hep Uhud'a giderdik. Senin çok sevdi in amcanı ziyâret etmeye&

O, bizim de amcamızdı&

Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar, oradan Uhudda yatan 70 şehide selam verirdik.

Uhud da ına her baktı ımızda sanki orada Seni görür gibi olurduk&

Uhud da Senin Ravzanın kokusu gibi gül kokardı...

Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki.

İşte benim yedi senem -ki en de erli, en güzel yıllarım- Senin köyünde, Senin gül bahçende, Senin savaştı ın yerlerde; sanki yanımda Sen varmışsın gibi Seninle dopdolu

geçti...

Seni görmesem de Seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki Senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı.

Buraları bana gurbet oluverdi&



Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar&

Ben sırf Senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum.

Senin yanına geldi im zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşaca ım. Ta ki güneşin içimi ısıtana kadar...

Senin hasretinden içim üşüyor...

Belki hasretin herkesi yakar& Beni de üşütüyor işte...

Çünkü benim ruhum, do du umdan beri Senin sevginle ısınmaya alışkın&



Senin sıcaklı ına o kadar muhtacım ki...

Ne olur ben Sana gelemesem bile, Sen beni hiç bırakma.

Işı ınla gecelerimize nûr ol&

Sıcaklı ınla bütün zerrelerimizi ısıtıver&

Hani Sana Medinedeyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı.

Senin varlı ın bize güven verirdi hep...

Yine öyle ol, arasıra da olsa evimizi şereflendiriver...



Hem benim adım Nebî; aynen Seninki gibi.

Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş.

Di er adım da Muhammed& Yine senin gibi.

Bu ismi de canım babacı ım koymuş... Buraya gelirken Senin köyünde bıraktı ımız babacı ım&



Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de Senin gibi babasız büyüyorum.

Ben çok şanslıyım, Sen bize asla yetimli imizi hissettirmedin.

Medineden ayrıldı ımızdan beri sanki sen hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum...

Geceleri korkmadan, güvenle uyuyorum hep.

Seni tanıdı ım ve Seni sevdi im için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim&



Babam Senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken a abeyimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım&

Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı...

Babamı son ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terli imi babamın kabri üstüne gömüverdim.

İşte şimdi benim terli im de hep babamla kalacaktı&.



Evet; demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride...

Babam ve terliklerim hep oradaydı, gelemezlerdi&

Ama Güneşim hep yanımızdaydı&

Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı?

Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık da bizi bırakmayaca ını biliyordum.



Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır Efendim.

Rûhumuz, içimiz; sıcaklı ınla ısınır.

Birgün sana gelişim geç bile olsa; bana,

Gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et.

Tâ ki AŞKınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun...

Terliklerimi bıraktı ım o güzel mâbed; son dura ım olsun&



Nebî Doganay
 
H

hayrunisa

Guest
Seni görmesem de Seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki Senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı ;( ;(

binlerce salat ve selam olsun efendime ;(
 

nureyda

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
27 Eyl 2005
Mesajlar
72
Aldığı Beğeniler
0
-'Evladım; Medine'de iki tane güneş var da ondan. 'derdi.


Yaşadıklarıyla peygamber aşkının tam içinde do muş bir çocuktan da böyle bir yazı beklenirdi zaten.
İyi ki ona ve bize bu aşkı ö retenler var. İki cihanda O'ndan uzak bırakmasın Mevla'm.
 

Destina1

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
29 Eyl 2005
Mesajlar
310
Aldığı Beğeniler
1
Orjinal Yazarı hayrunisa
Seni görmesem de Seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki Senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı ;( ;(

binlerce salat ve selam olsun efendime ;(

;( ;(
Amın Amın

Allahumme salli ala seyyidina muhammed
 

sbetül

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2005
Mesajlar
923
Aldığı Beğeniler
1
rabbim şefaatinden ayırmasın çok etkileyici gerçekten
 

nevbahar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
13 Eyl 2005
Mesajlar
4
Aldığı Beğeniler
0
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed


Daha o mübarek beldelerin kokuları üzerimde iken okuyunca tekrar o havayı teneffüs ettim sanki,

Buraya taşıyan arkadaşlardan da Allah cc. razı olsun
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Mevlid yazarı, ceddimiz Süleyman Çelebinin bu şaheserinin yazılış sebebi olarak şu mesele anlatılır:



Bursa Ulu Camide vaiz kürsüde sohbet etmektedir. Camiyi dolduran müminlerin arasında Süleyman Çelebi de vardır. Bir rivayete göre de Süleyman Çelebi caminin imamıdır. Kürsüdeki vaiz, risalet, nübüvvet konularını işlerken son peygamber Hz. Muhammed aleyhisselamın üstünlüğüne, derecesine, faziletine gereğince, yeterince vurgu yapmamıştır. Süleyman Çelebiye göre konunun hakkını vermemiştir ve bu durum kendisini son derece rahatsız etmiştir. İşte yüzyıllardır hiç eskimeyen, her satırından, her bölümünden peygamber aşkı, Muhammed Mustafa sevdası fışkıran Mevlidin yazılış sebebi budur, yazılış kararı orada verilmiştir. Her devirde nice peygamber aşıkları nice naatlar, nice mevlidler yazmışlar ama hepsi de Çelebinin mevlidinin gerisinde kalmış, onu aşan olmamış. Arif Nihat Asyanın Naatını Galip yazsın, Mevlidini Süleymanlar demesi de bundandır.



Mirac bölümünde yer alan şu mısralar yüzyıllardır okuyanı da, dinleyeni de mest eder ve ne kadar gönülden, ne kadar içten söylediğini de ispat eder:



Hep gök ehli cümle karşı geldiler



Mustafaya izzet ikram kıldılar



Merhaban bik ya Muhammed dediler



Ey şefaat kânı Ahmed dediler



Her biri kutladı miracını



Dediler, giydin saadet tacını



Yürü ki, meydan senindir bu gece



Sohbeti sultan senindir bu gece



Ermedi evvel gelen bu devlete



Kimse layık olmadı bu rifate



***



Bi hurufi lafzı savt ol padişah



Mustafaya söyledi bi iştibah



Dedi ki mahbubu matlubun benem



Sevdiğin can ile mabudum benem



Gece gündüz durmayıp istediğin



Nola ki görsem cemalin dediğin



Gel Habibim Sana aşık olmuşam



Cümle halkı Sana bende kılmışam



Ne muradın var ise kılam reva



Eyleyem bir derde bin türlü deva.



1425 hicri yılının Rabiül evvel ayının onikinci gecesini idrak ediyoruz ve Süleyman Çelebi nin Mevlidi yepyeni, taptaze ama, Süleyman Çelebiyi Mevlid yazmaya mecbur eden sebepler o kadar çok ki, merhum Çelebinin torunları, yani Hz. Muhammed aşıkları, sevdalıları, bağlıları, bendeleri aşk ile kaleme sarılmalı, yeni şaheserler ortaya koymalıdırlar. Ey Muhammed Mustafanın mübarek cemalinin nuruna müştak olanlar! Tam bir teslimiyetle Ona salat ve selam okuyun.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Mevlana ve AŞK

Her türlü kemale erişi aşkta gören Mevlana'nın bütün eserleri aşka dairdir. Zira aşk hayatin aslidir, özüdür. Kainatın yaratılış sebebi aşktır. 'Sen olmasaydın bu gökleri yaratmazdım.' Kudsi hadisiyle ; varlık alemlerinin yaratılmasındaki yegane maksadın, Cenab-i Hakkin Hazreti Peygambere duyduğu sevgi olduğu belirtilir. Mademki varlığın mayası aşktır, aşkın en ileri noktası olan Allah aşkı ve muhabbeti her şeyin üzerinde değere sahiptir. Mevlana bu düşünceden hareketle , binlerce beyitte ilahi aşkı söylemiştir. Onun aşka dair düşüncelerini dört grupta toplamak mümkündür. Akil ve aşk mukayesesi, aşkın üstünlüğü ve değeri, fanilere duyulan aşkın geçersizliği, aşktan nasibi olmayanların zavallılığı ...

Mana Padişahı Mevlana'ya göre akıl ve ilim, gayb aleminin gerçeklerini kavramada yetersizdir. Bunlar insanı bir noktaya kadar götürür, ancak hedefe ulaştıramaz. Fakat insan aşktan kanatlara sahipse , ilim ve aşkın hayal edemeyeceği kadar yücelir. Tıpkı miraç gecesi olduğu gibi. O kutlu gecede Hazreti Peygamber ve Cebrail gök katlarında yükselirken , Sidre-i Müntehaya gelince ; Cebrail "Bir parmak ucu daha ilerlersem , yanarım." diyerek kalmış, Hazret-i Peygamber ise Sidre'yi geçerek Cenab- Hakka yakınlığın son derecesine ulaşmıştır.Sidre-i Münteha denen yer ; gerek melek gerekse peygamber, bütün varlıkların ulaşabildiği son noktadır. Bir başka deyişle emr-i İlahiden başka her şeyin son bulduğu yerdir. Mutasavvıflar buradan hareketle , Cebrail'i beşer idrakin , ilim ve aklın sembolü , Hazret-i Peygamber'i ise gönül ve aşkın timsali olarak görürler.

Hazret-i Mevlana bu hususa işaret eder :

"Gerçi başlangıçta akil muallimdi. Sonra akil üstatken ona talebe olur.
Akıl, Cebrail gibi ; ' Bir adım daha gitsem; bu kol, kanat yanar.
Sen bana bakma , yürü, geç ! Benim için daha ileri yer yok.' der. (Mesnevi,I/ 1112-14)

Bu yüzden Mevlana ; aşkı, her sufinin yaşaması gerekli bir hal olarak görür. Ona göre ancak aşkla sevgiliye, Hakk'a bağlanan gönül muteberdir. (Mesnevi,I / 1853). Cebrail gibi, akıl ile insan Allah'a ulaşamaz; yarı yolda kalır. İnsanla , Allah arası bir deniz mesafesi ise ; akıl bu denizde bir yüzücü, aşk ise bir gemidir. Yüzmek güzeldir ama uzun bir yolculuk için yeterli değildir. İnsan yüzerken yorulabilir, boğulabilir. Ama gemiye binen hedefine ulaşır. (Mesnevi IV/ 1423-27)

Diğer taraftan yalnızca görünen zahiri ibadetle de Cenab-ı Hakka ulaşmak yorucu bir iştir. Binde bir kişiye nasip olur. Nitekim ; "Kıyamette namazları, oruçları, sadakaları getirip teraziye koyarlar. Fakat sevgiyi getirdikleri zaman , bu İlahi aşk teraziye sığmaz. Bu yüzden asıl olan aşktır. (Fihi Mafih, 325-326)

Bu aşkın mahiyeti ise sözle anlatılmaz, satırlara sığmaz . Ancak tadanlar bilir:

Birisi sordu : 'Aşıklık nedir ?' Dedim ki : " Benim gibi olursan bilirsin !" (Mecalis-i Sab'a, 82)

Yüce Sultanın "Ben ol da bil!" sözü Cenab-ı Hakka ulaşma yolundaki , "bilmek, bulmak, olmak merhalelerinin son derecesinin aşk ile gerçekleştiğini ifade eder. İlim ve akıl ise sadece bilmeyi sağlar. Yine Mesnevide :

"Aşk ; her ne şekilde açıklasam da, anlatsam da onu tarifte insan dilsiz kalır.
Kalem, gerçi her şeyi yazar ama , aşka gelince başı döner.
Akıl, aşkı anlatmada çamura batmış eşek gibidir. Aşkı ve aşıklığı yine aşk izah eder.
Güneşe delil, yine güneştir. Sana delil lazımsa, güneşten yüzünü çevirme." (Mesnevi, I/ 117-121) beyitleriyle aşkın tarife sığmadığı söylenilirken , aklin acizliği bir kere daha dile getirilir.

Aşk yüzünden elbisesi yırtılanın , hırstan ve ayıptan temizlendiğini, aşkın bütün hastalıkların hekimi, kibir ve azametin ilacı olduğunu, topraktan yaratılan bedenin aşkla yüceldiğini (Mesnevi, I/22-25) söyleyen Mevlana; insanların hırs, tamah, kibir, kıskançlık ve kin gibi kötü huylardan ancak İlahi aşk ile arındığını belirtmek ister. Toplumda İlahi sevgi ile manevi alemi tanıyanlar çoğunlukta olursa aksaklıklar düzelir, huzur hakim olur. Diğer yandan insanın dünyadaki geçimi için bir sanat öğrendiği gibi , ahireti kazanmak için de bir sanat öğrenmesi , bu din sanatının , kazancının da aşk olduğu öğütlenir. (Mesnevi, II/2618-27)

Mevlana ;
"Anam aşk, babam aşk,
Peygamberim aşk, Allahım aşk,
Ben bir aşk çocuğuyum,
Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim."

sözleriyle aşkın dört hak mezhebin özü olduğunu belirtir. Buradan anlaşılan şudur ki , yalnızca dinin kurallarına uymakla yetinenler, dinin özünü tanımayıp , kabukta kalanlardır. Asil olan insanin ibadetlerine Allah aşkını katması, tam bir ihlas ve samimiyetle kulluk etmesidir.

Hazret-i Mevlana, Allah aşkının dışındaki sevgilere aşk denemez ;

"Aşk , renge ve kokuya bağlı olursa, o aşk değildir, kişiye bir utançtır." (Mesnevi,I/224)

"Faniye olan aşk ebedi değildir. Çünkü insan bu düzenin hükmüne , ebediliğe müsait değildir.

Her an gönüle feyizler veren , goncadan daha taze olan , gözün ve ruhun safası olan İlahi aşk bakidir.

Daima diri ve ebedi olana aşık ol, Sırrını o nura kavuştur.

Onun aşkını iste, Çünkü bütün peygamberler, veliler bu aşkı , iksirin ta kendisi bildiler.

"Bu aşka bende kabiliyet yok' deme. Kerem sahibinin ihsan etmediği bir nesne yoktur. (Mesnevi I /226-230)

"Külle aşık olanlar , cüz' e itibar etmez. Cüz' e meyleden , küllün isteyicisi değildir" (Mesnevi,I/ 2903) beytiyle Mevlana , Allah aşıklarının Cenab-ı Hak dışında , başka hiçbir şeye değer vermediğini, sevgisini fani unsurlara yöneltenin ise Allah aşkından yoksun olduğunu belirtir. Ancak bazen istisnai durumlar olabilir. İnsan faniye duyduğu aşkta kararlı, vefalı ve sadık ise , bu mecazi aşk onu gerçek sevgiye, ilahi aşka götürebilir :

"Vehme, hevese aşık olan sadıksa ; bu mecaz onu hakikate götürür." (Mesnevi , I /2861)

Mecnun, Leyla'nın aşkıyla yola çıkmış, neticede Mevla'nın aşkına ulaşmıştır.

Ama insanın ne mecazi, ne hakiki aşktan nasibi yoksa Hazret-i Mevlana , bunlara sert bir dille çatar:

"Mademki aşık olmuyorsun, git yün ör, iplik eğir.
Yüz işin var, yüz renge boyanmışsın , yüz rengin var, yüz alacan...
Mademki kafatasında aşk şarabı yok,
Var, geliri bol kişilerin mutfağında kase yala..."
(Rubailer,126)

"Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa; o, uçmayan, kanatsız kuş gibidir." (Mesnevi,I/31)

Yaradılışın özünü ve insanın fani benliğinden yükselişini aşkta bulan Mevlana; aşksız geçen ömrü, ömür saymaz:

"Baht sana yar olur, yaver kesilirse;
Aşk, seninle işe güce girişir.
Aşksız ömrü hesaba sayma;
O sayıdan dışarda kalacaktır çünkü..."

(Mecali-i Saba 43)
 

*_NaZLı_*

(*_BABASININ_KIZI_*)
 
Üyelik Tarihi
6 Mar 2009
Mesajlar
3,502
Aldığı Beğeniler
2,357
Konum
AfyonKaraHisar
Takım
Diğer
Medine’de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşimiz işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Resulullah’ın Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetul Bakiye defnedildi. Tabii ailesi mecburi istikamet Türkiyeye döndü. O zaman 7 yaşında olan oğlu Muhammed Nebi Doğanay bugün ortaokul ögrencisi. Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları..

Biliriz ki dil kalpten geçen her şeyi ifade edemez. Allah bize de bu kardeşimiz gibi Resulullah sevgisi nasip etsin. Amin.

..................................................

Bir seni güneşim, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geldiğim yerde…

Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine'de dünyaya gözlerimi açmıştım. Doğduğum hastane senin Ravzanın hemen yanıbaşında olduğu için, duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş. Babam gelip te daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravzandaki mermerlerinde atmış ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım. Hemen hemen yaptığım her ilkte sen varsın. Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben. Belki seni çok tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni.

Senin evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik. Çocuklar evde sıkılınca babaları parka, eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine’de yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka götürmesini istemedik. Bizim canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç? Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı. Çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik efendisi vardı. Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi.

Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kimbilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi. Babama sormuştum bir seferinde

- Babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye. Babam da:

- Evladım Medine’de iki tane güneş varda ondan, derdi.

- Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim. Babam gülerek:

- Bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan güneş var. O güneş de Medine’de olunca sıcaklık iki kat oluyor.

Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşinde, sıcaklığında içimizi ısıtıyordu. Medine’den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravzasında yalınayak koşmam lazımdı. Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okur ki Medine müezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez. Babamın yanında namaz kılardık.

Büyük sütünların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk. Zemzem bardaklarından güller yapardık. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam 'incitmeyin sakın, onlar Ebu Hüreyre’nin kedileri' derdi, biz de inanırdık. Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü.

Çarşamba günleri hep Uhud'a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye, o bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar oradan Uhudda yatan 70 şehide selam verirdik. Uhud dağına her baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud da senin Ravzanın kokusu gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki.

İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi seninle dopdolu geçti. Seni görmesem de seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı.

Buraları bana gurbet oluverdi. Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar. Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Ta ki güneşin içimi ısıtana kadar.

Senin hasretinden içim üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de üşütüyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın.

Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki. Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma. Işığınla gecelerimize nur ol. Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Hani sana Medineyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, arasıra da olsa evimizi şereflendiriver.

Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de
canım babacığım koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım.

Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben çok şanslıyım, sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin. Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum.

Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim.

Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken abimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son
ziyaret edişimizde ben de kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.

Evet demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliklerim hep oradaydı, gelemezlerdi. Ama güneşim hep yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı? Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum.

Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim. Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır. Birgün sana gelişim geç bile olsa bana, Gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et. Taki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun. Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun.
________________________________________________________________

Edeb bir tac imiş nur-u hüdadan giy o tacı kurtul her beladan...
 
Üst Alt