- Üyelik Tarihi
- 19 Eki 2005
- Mesajlar
- 1,050
- Aldığı Beğeniler
- 3
Peygamberimiz s.a.v.’in latifeleri
Rasul-i Ekrem s.a.v.’in latifelerinin pek çoğu eskilerin “tahsîlü’l-hâsıl” dediği bir tarz üzerinedir. Herkesçe bilinen bir gerçeğin, ilk anda farklı anlaşılacak şekilde ifade edilmesine dayanır.
Yaşlı bir kadına, “Kocakarılar cennete giremez.” demesi böyle bir latifedir. Kadının meyus olup ağlaması üzerine, “Sen o gün yaşlı değil, genç olursun” diyerek, Vâkıa Suresi’nin son ayetlerindeki, kadınların “yeniden bir yaratılışla gençleştirilerek cennete konulacağı” müjdesini hatırlatmış ve kadının gönlünü almıştır.
Efendimiz s.a.v.’in daha çok yaşlı kadınlara, çocuklara ve kölelere yaptığı bu tür şakalar, onlara merhametinin, onların gönlünü alma arzusunun ifadesidir. Özel bir ilgiyi, bir sevgiyi yansıtır; böylece onları “sıradanlık” duygusundan kurtarır.
Hz. Peygamber s.a.v. Ebu Talha r.a.’ı ziyaretlerinde onun Umayr adındaki küçük oğlu ile de ilgilenir, her defasında, “Yâ Ebâ Umayr, Nuğayr ne yapıyor?” diye sorardı. “Nuğayr” dediği, Umayr’ın arkadaş edinip oynadığı bir serçe yavrusudur ki Arapçada “nuğre” diye adlandırılır. Peygamber Efendimiz s.a.v.’in kendisini muhatap alması, “nuğre” ismini “nuğayr” şeklinde bilerek değiştirip onu kendi ismiyle kafiyeli hale getirmesi, nihayet bir serçe yavrusu olmasına rağmen arkadaşının hatırını sorması kadar Umayr’ın küçük kalbini ışıklandıran daha latif başka ne olabilir?
Hz. Peygamber s.a.v. böyle zarif latifeler yapmak yanında, hazırcevaplığıyla, mizaha yatkınlığıyla maruf Sahabilere de zaman zaman takılarak onların şakalarına zemin hazırlar, hatta bazen kendisine şaka yapılmasına müsaade ederdi.
Efendimiz s.a.v.’in “takılmaları” daha ziyade muhatabı kırmadan uyarmaya, bir yanlışı imaya matuf olurdu ki, terbiye sistemimizde böyle bir metodun kullanılabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Rasul-i Ekrem s.a.v.’in latifelerinin pek çoğu eskilerin “tahsîlü’l-hâsıl” dediği bir tarz üzerinedir. Herkesçe bilinen bir gerçeğin, ilk anda farklı anlaşılacak şekilde ifade edilmesine dayanır.
Yaşlı bir kadına, “Kocakarılar cennete giremez.” demesi böyle bir latifedir. Kadının meyus olup ağlaması üzerine, “Sen o gün yaşlı değil, genç olursun” diyerek, Vâkıa Suresi’nin son ayetlerindeki, kadınların “yeniden bir yaratılışla gençleştirilerek cennete konulacağı” müjdesini hatırlatmış ve kadının gönlünü almıştır.
Efendimiz s.a.v.’in daha çok yaşlı kadınlara, çocuklara ve kölelere yaptığı bu tür şakalar, onlara merhametinin, onların gönlünü alma arzusunun ifadesidir. Özel bir ilgiyi, bir sevgiyi yansıtır; böylece onları “sıradanlık” duygusundan kurtarır.
Hz. Peygamber s.a.v. Ebu Talha r.a.’ı ziyaretlerinde onun Umayr adındaki küçük oğlu ile de ilgilenir, her defasında, “Yâ Ebâ Umayr, Nuğayr ne yapıyor?” diye sorardı. “Nuğayr” dediği, Umayr’ın arkadaş edinip oynadığı bir serçe yavrusudur ki Arapçada “nuğre” diye adlandırılır. Peygamber Efendimiz s.a.v.’in kendisini muhatap alması, “nuğre” ismini “nuğayr” şeklinde bilerek değiştirip onu kendi ismiyle kafiyeli hale getirmesi, nihayet bir serçe yavrusu olmasına rağmen arkadaşının hatırını sorması kadar Umayr’ın küçük kalbini ışıklandıran daha latif başka ne olabilir?
Hz. Peygamber s.a.v. böyle zarif latifeler yapmak yanında, hazırcevaplığıyla, mizaha yatkınlığıyla maruf Sahabilere de zaman zaman takılarak onların şakalarına zemin hazırlar, hatta bazen kendisine şaka yapılmasına müsaade ederdi.
Efendimiz s.a.v.’in “takılmaları” daha ziyade muhatabı kırmadan uyarmaya, bir yanlışı imaya matuf olurdu ki, terbiye sistemimizde böyle bir metodun kullanılabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.