Derdini anlatamamaktan yakınıyorsun,
Sesini duyuramamak canını yakıyor,
Varlığını hiçe sayanlara içerliyorsun.
Anlaşılamamak yüreğini kanatıyor...
Seni sen söylemeden anlayan biri olsaydı ne çok sevinirdin...
Yüreğini senin göğsüne koyan YARATICIN
yüreğinden geçenleri bildiğini bildiriyor sana.
Sen dile getirmesende içindeki sızıları,ruhunu kemiren pişmanlıkları
açık bir söz gibi duyuruyor sana...
Diyorki:
"Başkalarından sakladığını bildiğim gibi,
kendinden sakladıklarını da biliyorum..."
Seni en çok "O"anlıyor..
Sesini bir yükseltte öyle konuşalım demiyor.
Bir dilekçe yazda sonra değerlendirelim demiyor..
"RABBİN sana küsmedi"
"RABBİN seni terketmedi"
...
Her nekadar onu her terkedişinde ve geri dönüşünde..
Terketmek ihanet değilmiydi?
Verilmiş söz nerde?
Kalu belaların çınlamaz mı kulaklarında her ihanetinde...
KAlu bela,kalu bela,kalu bela..
Söz veriyorum,söz veriyorum,söz veriyorum..
Senin herdaim seveceğime
Söz veriyorum senin adına seveceğime..
Yozlaşmış sevgilerimizle yaptık ihanetimizi..
Sevmeyi bildikmi?
Sevmeyi becerebildikmi?
Maddeyi mi sevdik manayımı?
Sınırlı olan mıydı sevgiler?
Eller,yüzler,gözler..
Kimi zaman sözler..
Demişse kul bunlara kalu bela
İşte o zaman gelir kula bela..
Hayır hayır ben bunlara söz vermemiştim
Ben bunlara Kalu bela dememiştim..
Belki sevebilirim
Belki sevmeyi becerebilirim
Ama bu olacaksa seninle olacak
Kulağımda gelen her sesinde senin adın olacak
Senin adın anılacak..
O zaman bana zaten küsmezsin değilmi?
Kırılmazsın bana sevdim diye
Hayır kırılmazsın.
Çünkü;
Aslında onuda Senin için Sevdim...
Onu severken aslında Seni Sevdim...
O da Senin için sevdi..
Sevmek bu.
Verdiğim söz bu.
Sahi o da sevdimi?
Sahi o da söz vermişmiydi?
Sahi Kimdi o?
...