Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
Rabıta hakkında bilgi veren kaynaklar, oldukça muahhar devrin mahsûlleridir. Rabıtayı savunmak üzere eser yazan müellifler, bunun tatbikatını Hazreti Peygamber zamanına kadar indiriyorlarsa da, buna dair yazılı kaynağa rastlamak ancak H.10/M.16. asır müellifatı arasında mümkün olmaktadır. Araştırmalar bugünkü anlamda bir rabıta anlayışının, ilk defa Muhammed Bahaüddin Nakşibend (791/1388'e isnad edildiğini göstermektedir. Kendisine ve tarikâtine bu ismin verilmesinin, müridlerin mürşidlerinin sûretini kalplerine nakşetmeleri şeklinde tezahür eden rabıtadan aldığı da ileri sürülen fikirler arasındadır.

Rabıta konusunda yazılı en eski kaynak ise, İmam-ı Rabbani diye bilinen Ahmed Faruk es-Serhendi (1031-1621)'in Mektubat'ıdır. Mektubat'ın muhtelif yerlerinde rabıtanın zikirden de üstün erdirici bir yol olduğu, kamillerle sürdürülen manevi beraberliğin ve mürşidlerle uzaktan hayalen birlikte olmanın, Nakşibendiyye tarikatinde kemale götüren bir usûl olduğuna dair bilgiler verilmektedir. "Üveysilik" diye tanımlanan bu durum, tasavvuf tarihinde pekçok şeyhin hayatında görülen bir hususiyettir. Genellikle bu özelliğe sahip olan sufilerin herhangi bir tarikât mensubu olmadığı, kendilerine has bir meslekleri bulunduğu ya da bizzat bir tarikâtin kurucusu olduğu görülmektedir. Mevlâna Camii, "Meşayih-i tarikâtten çoğuna evail-i sülûkunda bu makama teveccüh vaki olmuştur." derken bu noktaya işaret etmektedir.

İster hayatta, isterse ölmüş bir şeyhin ruhaniyetinden feyz alınabileceğine ve bunlarla irtibat-ı kalb eden birine onlara ait halin sirayet edeceğine inanan "Üveysi"liğin, rabıta ile gerçekleşen bir hâl olduğu dikkâte alınırsa, bu usûlün Nakşibend' den daha önceleri kullanılmakta olduğu, Nakşibendiyye'ninse bunu sistemleştirerek tarikâtin rukûnleri arasına koyduğu söylenebilir. Nitekim "Üveysi"liği ile bilinen ilk sufî İbrahim b. Edhem (166/782)'dir. Kendisinin Veysel Karani'nin ruhaniyetinden feyz aldığı söylenir.

Manevi hallerin bir şeyhden diğerine rabt-ı kalble aktarılmasının usûlü diyebileceğimiz rabıta hakkında Mektubat'tan sonra en detaylı bilgi veren eser, Mevlâna Halid-i Bağdadi'nin "Er-risale fi hakkı'r-Rabıta"sı, Abdülhakim Arvasi'nin "Rabıta-ı Şerife"si, İbrahim Hilmi el-Kadîri'nin "Medaricû'l-hakika fi'r-rabıta'ınde ehli't-tarika"sı, Es'ad Sahib'in "Nurû'l-hidayeti ve'l-irfan"ı ve Mevlana Halîd'in halifelerinden Hasan ed-Duseri' nin "Er-rahmetü'l-habıta fi isbatı'r-rabıta"sı, Muhammed Sa'id Şeyda el-Cezeri'nin "ed-Dabıta fi'r-rabıta"sı zikredilebilir. Sufiler rabıtayı tabii bir olay olarak görmekle birlikte bazı ayetleri buna delil sayarlar. Bu ayetlerin bazıları şunlardır:

1. "Ey iman edenler! Allah'dan korkun. Bir de sadıklarla beraber olun. (İmanında, ahdinde, sözü ve özünde doğru olanlar, hakikatten ayrılmayanları tercih edin.) Ayetinde geçen "sadıklarla beraberlik" rabıtaya delil olarak ileri sürülmüştür. Hanefi imamlarından ve Nakşibendiyye meşayihinden Hace Ubeydullah Ahrar (Kuddise Sirrûhu) (895/1490) mezkûr ayetin tefsirinde "Buradaki "Kunu" emri, sadıklarla mutlak manada ve devamlı bir beraberliği ifade eder. Hakiki beraberlik, sadıklarla aynı mecliste, büyük bir kâlp huzuru ile fizik olarak bulunmaktan ibaret olduğu gibi, hükmi beraberlik de, onlarla aynı mekanda beraber olmanın imkansız olduğu zamanlarda, suret ve siretlerini gıyaben tahayyül ederek, onlarla hayali, fikri ve zihni bir beraberliği temin etmektir." diyerek salih ve salihlerle kurulabilecek ruhi ve manevi beraberliğin delili olarak göstermektedir.

Elmalılı Hamdi Yazır' da "sadıklarla beraber olunuz!" ayetine şöyle manâ vermiştir: "İmanlarında, ahidlerinde ve hak dinde niyeti, söz, fiil ve her haliyle sadık olanlarla beraber olunuz; sadıkların velayet ve beraberliğinden (onların desteğinden) ayrılmayınız! Münafıklardan sakınıp, Hazreti Muhammed ve Ashabı gibi sadıklara dost ve yakın olunuz, onlar gibi özü doğru, sözü doğru, işi doğru olunuz, onlara uyunuz!"

Müfessir Alûsi ise yukarıdaki ayetin tefsirinde; "Sadık ve salihlere karışınız, (onlarla iç içe olunuz) ki; onlar gibi olasınız. Çünkü herkes yakın olduğu kimseye uyar" demiştir.

İsmail Hakkı Bursevi; "Sadıklarla beraber olunuz!" ayetinin tefsirinde; "Bu ayet-i kerimede bahsi geçen sadıklardan murad, kamil mürşidlerdir. Ciddiyetle bir salîk onların kapılarında hizmet eder muhabbetiyle nazarlarına kabûl olunursa, onların feyz ve bereketleriyle masivayı terketmeye, Allah'ın yolunda, istikâmet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur, huzuru Hakka kavuşur" demektedir.

Tasavvuf klasiklerinde, salih ve sadıklarla birlikte bulunmaya, fasık ve dünya ehli ile bir arada bulunmaktan sakınmaya ayrı bir önem verilmiş, tabiâtın ve hâllerin sari olduğu dikkate alınarak; kişinin bu konuda dikkatli olması tavsiye edilmiştir.
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
ALLAH'ın yolunda, istikâmet üzere bulunmaya rahatlıkla muvaffak olur, huzuru Hakka kavuşur" demektedir.

paylaşım için sağol.....
 
Üst Alt