- Üyelik Tarihi
- 19 Tem 2010
- Mesajlar
- 1,008
- Aldığı Beğeniler
- 3
- Takım
- Galatasaray
Rahman ve Rahim olan Allah’ın (c.c) adıyla
Allah’a sonsuz hamd ve O’nun Habib-i Edibi Muhammed ’ül Mustafa s.a.v efendimize de salat ve selamdan sonra sözlerime başlıyorum.
Bildiğiniz gibi, bir süre önce, forumumuzda bana “Meczuba Rabıta Sorusu” başlığıyla bir soru sorulmuştu. Bende malum “Rabıta” konusuyla alakalı bu yazıyı, belirli bir zaman bekledikten sonra kaleme almayı uygun gördüm. Sebebine gelince de, ilk soru sorulan kısma başka görüş eklemek isteyen arkadaşlar olabilirdi. Diğer bir husus ise soruyu sorarak konuyu başlatan arkadaş, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak “haksız” muhalefette bulunmayıp, insaf dâhilin de, selim bir akıl ve kalp ile bu yazılanları okuyabilsin diye idi.
Soruyu soran arkadaşımız;
a- “Rabıta” uygulamasının Hz peygamber ve sahabesinden uygulamalı bir örneğini soruyor,
b- Bunun bir ibadet olduğu görüşünü savunuyor,
c- Tasavvuf ilminde bir otorite olan “Müceddidin” “Rabıtayı” ele alıp gerekirse kaldırmasından bahsediyor,
d- Rabıtayı terk edenlerin tarikatlarından aforoz edildiğini söylüyordu.
Bizim yazımızın merkezini de bu konular oluşturacaktır. Rabıta hakkında ki delillere ve görüşlere fazla değinmeyeceğim, çünkü forumumuzda “Rabıta Risalesi ve Rabıtayla Alâkalı Sorular” başlığı altında, yeteri kadar bilgi mevcuttur. Burada onları tekrar etmemiz gerekmiyor. Rabıtanın tarifi üzerinde de fazla ve detaylı bir şekilde durmayacağım. Elimden geldiği kadar da bu yazının kısa, öz ve herkes tarafından anlaşılabilir olmasına azami gayreti göstereceğim.
Kısaca Rabıtaya değinecek olursak, “Rabıta” hepimizin bildiği gibi kelime anlamı olarak, “ilgi – alaka – bağlanmak - iki şeyin birbirine bağlanması” gibi anlamlara gelmektedir. Fetevayı Ömeriyye Sahibi, Ömer Ziyaüddin Dağıstani “Mürşit Rabıtasını” şöyle tarif etmektedir:
“Rabıta Allah’a O’nun yüce rasulüne ve cenab-ı hakkın veli kullarına duyulan bir sevgiden ibarettir. Rabıta ile sevgi arasındaki alaka “zikri lazım ile irade-i melzum” (birinin bulunması halinde diğerinin de zaruri olarak bulunması) kabilindendir. Nasıl sevgi; sevgilinin hayalini, güzelliğini, şahsını, sıfatlarını, hal ve hareketlerini, yüz hatlarını düşünerek kalbi sevgiliye bağlamaktan ibaret ise rabıtada öyledir. O da: Sevginin fazlalığından kaynaklanan kalbi bir alakadan ibarettir. Bu, şahsına, hal ve durumuna göre mü’minin kalbinde az veya çok bulunur. Zira her mü’minin kalbinde az yada çok Hz. Peygamber S.A.V ve dört büyük halifesine yönelik bir alaka vardır.
Nakşibendiyye Tarikatı ıstılahında rabıta, dini bakımdan doğru kabul edilen bir yorum ile üç şekilde mütalaa edilmektedir.
1-Rabıtatül Huzur: Bu tür rabıta, müridin kalbini tam bir sevgi ile Allah’a bağlaması, “her ne kadar sen onu görmüyorsan da, O seni görmektedir.(ihsan)” ve “her nerede olursanız olun, O, daima sizinle beraberdir.” Emirlerinde ifade edilen şekliyle, Allah’ın her an kendisiyle beraber olduğu, her yerde hazır ve nazır bulunduğu, her şeyi en iyi gören, işiten ve bilenin Allah inancıyla hareket etmesidir. Böylece müridin “Amellerin en faziletlisi, nerede olursan ol, Allah’ın seninle olduğunu bilmendir.” Hadisinde ifade edilen bir çizgiye gelmesidir. Üç şekilde ele alınan rabıtaların en kıymetlisi budur. Hatta diğer rabıta türleri müridi bu noktaya getirmek içindir.
2-Rabıtatül Mevt: “Ölmeden evvel ölünüz.”, “Ahirette hesaba çekilmezden önce, bu dünyada kendinizi hesaba çekiniz”, “Dünyada sanki bir yolcuymuş veya bir garipmiş gibi yaşa.”, “Dünyada kendini ölülerden say.” Hadislerinde ifade edilen manalara uygun olarak, müridin kalbini, ölüme, kabire, kıyamet ve ahirete bağlaması, bunların şiddeti ve korkunçluğunu düşünmesi, böylece nefsinin kötülüğe yönelik eğilimlerini engellemeye çalışmasıdır.
3-Rabıtatül Mürşid: Ellerinde bir delil bulunmadığı halde, ehlullah’ın kemal ve feyzinden nasibsiz bazı alimlerin, çoğu taklidçi ve bilgisiz bazı kimselerin karşı çıktığı rabıta türü budur. Buda müridin kalbini, Allah’ın peygamberlerinden birine, veya O’nun veli kullarından bir veliye, veya hepsine birden, yada silsilesi Hz. Peygamber S.A.V. ulaşan kamil bir mürşide veya şeyhine, yada hakkında güzel duygular beslediği ve üstünlüğünü takdir ettiği birine bütün sevgi ve samimiyetiyle bağlanmasından ibarettir. Kullara emredilen ve onlardan istenen rabıta budur. Bunun gereği ise, müridin kalbini bağladığı kimselerden feyz alması, sıkıntıya düştüğü zamanlar onlardan yardım dilemesi, ve problemine onların söz, hareket ve halleriyle çözüm bulmaya çalışması, onların bedeni veya manevi suret ve siretlerini hayalinde canlı tutmasıdır.” (Merhum Ömer Ziyaüddin Dağıstani k.s hazretlerinin sözleri burada bitti)
Şimdi, buradan da görebileceğimiz gibi, Rabıtaya itiraz eden bir kişiye şunu sorsak “Ben her gün, bir kenara oturuyorum ve 15 – 20 dakika ölümü düşünüyorum. Bu dinen sakıncalımıdır?” Şahsen ben şu ana kadar bunun kötü bir davranış olduğunu söyleyen veya bunun şirk olduğunu iddia eden, ya da bunun bidat olduğunu ifade eden birisine rastlamadım, duymadım, bilmiyorum. Yine Rabıtaya itiraz eden birisine aynı sözleri söyleseniz, ama bu defa ölümü değil de Allah’ın sıfatlarını düşünmenin hükmünü sorsanız, yine olumsuz bir şey duymazsınız. Ancak, bu defa sevdiğiniz bir kişiyi düşünmenin hükmünü sorsanız, itiraz ettiğini görürsünüz. Bunun nedenini sorsanız, Kur’an-ı Kerim ve Sünnetten iddiasının delilini sorsanız, alacağınız net bir cevapta yoktur. Oysaki, insanlar Hz Ademden bu tarafa, sevdiklerini hayal etmektedir. Eğer bunun dinen sakınca içeren bir durumu olsa idi, bunun kitap ve sünnetten açıkça yasaklanmasına yönelik, hükümleri olurdu. Çünkü “şirk” günahların en büyüğüdür. Allah’ın (c.c) yada peygamberinin, toplumu şirke götürecek bir olay karşısında, tepkisiz kalmasını düşünmek, Allah’ı (c.c) ve peygamberini tanımamaktan başka bir şey değildir.
Biz diyoruz ki, Mürşit Rabıtası veya kişinin sevdiği birini hayal etmesini yasaklayan, Kur’an-ı Kerimden bir ayet, Resulullah’tan bir söz veya sahabesinden bir cümle varsa bulun getirin, Allah razı olsun der, hatamızı kabul eder, fiilimizden döneriz. Bu konuda ellerinde zanlarından, kişisel görüşlerinden ve kanaatlerinden başka hiçbir şeyleri yoktur. Zaten birçoğu “Rabıta” nın ne olduğu hakkında ciddi bir araştırma dahi yapmış değildir. Örneğin ismini vermeyeceğim bir profösör, bir yazısında diyor ki; “Rabıta Mevlana Halid-i Bağdadi tarafından ortaya atılmıştır”. Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s) yalnızca bir tarikat şeyhi değil, aynı zamanda fıkıhta da bir müçtehittir. İlmi seviyesinin yüksekliğine işaret etsin diye, talebelerinin arasında yer alan, dönemin iki büyük aliminin ismini sizlere vermek istiyorum, birisi “Alusi – kendisi müfessirdir” diğeri ise Hanefi fıkhında meşhur “Reddül Muhtar isimli kitabın yazarı – İbni Abidin’dir” Şimdi Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s) 1825 ler de vefat etmiştir. Oysa ki, “Rabıta ondan en az 600 yıl önce, Tasavvuf çevrelerinde uygulanmakta idi”. 1800 lü yıllara gelene kadar, hangi zahir âlimleri bu “Rabıtaya” itiraz etmiş bir bulun bakalım. Bir araştırın, bunun şirk olduğu, 1800 lü yıllara kadar kimsenin aklının ucundan geçmemiş mi?
Tasavvufta neden rabıta yapıldığını kısmen “seyru sulük, rabıta” yazılarımızda (forumun tasavvuf bölümünde mevcut” anlattığımız için, burada konunun detayına girmiyorum. İsteyen arkadaşlar o yazıları okuyabilirler. Soruları cevaplamaya başlamadan önce sizinle bazı ayetleri ve yazı uzamaz ise bazı hadisi şerifleri paylaşmak istiyorum.
Bizler “Rabıta” yaparak, hakkında hüsnü zanda olduğumuz, Allahın “Veli” bir kulunu hatırlamaya, anmaya ve yâd etmeye çalışırız. Rabbimiz ise Kur’an-ı Kerimde, bazı peygamberlerin ve peygamber olmayanların isimlerini belirterek “kitapta an” hatırla, yâd et demektedir. Bununla ilgili ayeti kerimeleri istifadenize sunuyorum:
وَدَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ إِذْنَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ
Enbiya 78. Davud ve Süleyman'ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı:
وَأَيُّوبَ إِذْنَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Enbiya 83. Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: "Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti.
وَزَكَرِيَّاإِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْداً وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
Enbiya 89. Zekeriyya'yı da (an). Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti:
وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَاوَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ
Enbiya 91. Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem'i de an.)
وَاذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنذَرَ قَوْمَهُ بِالْأَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتْ النُّذُرُمِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْعَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Ahkaf 21. Ad kavminin kardeşini (Hûd'u) an.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انتَبَذَتْمِنْ أَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِيّاً
Meryem 16. (Resûlüm! ) Kitap'ta Meryem'i de an.
وَاذْكُرْفِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقاً نَّبِيّاً
Meryem 41. Kitap'ta İbrahim'i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسَى إِنَّهُ كَانَ مُخْلَصاً وَكَانَ رَسُولاً نَّبِيّاً
Meryem 51. (Resûlüm!) Kitap'ta Musa'yı da an. Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem resûl, hem de nebî idi.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَصَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَّبِيّاً
Meryem 54. (Resûlüm!) Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı, resûl ve nebî idi.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِدْرِيسَإِنَّهُ كَانَ صِدِّيقاً نَّبِيّاً
Meryem 56. Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi.
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُبِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
Sad 41. (Resûlüm!) Kulumuz Eyyub'u da an.
وَاذْكُرْ عِبَادَنَا إبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَأُوْلِي الْأَيْدِي وَالْأَبْصَارِ
Sad 45. (Ey Muhammed !), Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim, İshak ve Ya'kub'u da an.
وَاذْكُرْإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِّنْ الْأَخْيَارِ
Sad 48. İsmail'i, Elyesa'yı, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir.
Aklımızda ve kalbimizde şüphe kalmasın diye, gayet açık olan bu ayetler hakkında, konunun uzmanları olan tefsir âlimlerinin sözlerine de değinmekte fayda vardır.
İmam Kurtubi: Yani sana indirilen kitab olan bu Kur'ân-ı Kerîm'de İbrahim'in de kıssasını, haberini oku… "Kitapta Musa'yı da an." Yani Kur'ân-ı Kerîm'den onlara Musa kıssasını da oku.
Fahreddin Razi: Ayetteki iz edatı "Meryem" lafzından bedel-i istimaldir. Çünkü, zaman, Hz Meryem'in başına gelen şeyi de kapsamaktadır. Burada, Meryem'in zikredilmesinin maksadı, bu enteresan hadisenin ne zaman meydana geldiğini anlatmaktır…
Elmalı: (Ey Muhammed !) Kur'ân'daki Meryem kıssasını da an (insanlara anlat)… Kur'ân'da İbrahim'i(n kıssasını da) an…
Ömer Nasuhi Bilmen: Ey Yüce Resulüm!. (Kitapta) Kur'an'ı Kerim'de bu surei mübarekede (Meryem'i de hatırla) İsrail oğullarının eşrafından olan Umran'ın kızı Meryem'in kıssasını da an… Ey Yüce Resulüm!. (Kitapta) bu surede veya Kur'an-ı Kerim'de (İbrahim'i de zikret)… (Ve) Ey peygamberlerin iftiharı!. (Kitapta) Kur'an'ı Kerim'de veya bu mübarek sürede (Musa'yı da an) onun kıssası, yüksek mertebesini de zikreyle…. (Ve) Ey Son Peygamber! (Kitapta) Kur'an-ı Kerim'de ve özellikle bu mübarek sürede güzel vasıfları bildirilen (İsmail'i de an) yani: İbrahim Aleyhisselâm'ın oğlu ve senin büyük ceddin olan o muhterem Peygamberi de zikret.
Sabuni: Ey Muhammedi Allah'ın sonsuz gücünü gösteren enteresan Meryem kıssasını hatırla… Ey Muhammedi Yüce kitapta Allah'ın dostu İbrahim'i an… Ey Muhammedi Kavmine Kur'an-ı Kerim'de Musa Kelimullah'm haberini anlat… Ey Muhammedi Kur'an-ı Kerim'de, İbrahim'in oğlu, deden kurbanlık İsmail'in haberini de an…
Bu tefsirlerden de açıkça görülüyor ki, anmak kelimesi hepimizin bildiği anlamda kullanılmıştır. Tefsirlerden özellikle Meryem suresini seçtim, çünkü Hz Meryem peygamber değildir. Şimdi hiç tanımadığınız birisini anmanız, hatırlamanız düşünmeniz size söylense, bu sizin zihninizde nasıl canlanır, birde tanıdığınız bildiğiniz birisini düşünmeniz istense bu sizin zihninizde nasıl canlanır. İşte bu canlanma, bu düşünme, bu hayal etme, bizim mürşit rabıtası dediğimiz değildir de nedir? Eğer bu hayal etme kötü ve şirk kokan bir fiil olsaydı, Allah (c.c) hiç bu Salih kullarının anılmasını kitabında emreder miydi? Sizin aklettiğinizi, Allah (c.c) ve Hz peygamber akledemedimi?
Yine Al-i İmran Suresi 193 ayetin sonunda “Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle beraber al.” buyrulmaktadır. İnsanın ölüm anı gibi kritik bir anında bile, Salih kullarla birlikte can vermesini istemesini Allah bize öğretmiyor mu? Ölüm anında bile bunu istememiz gerekiyorsa, normal zamanda bir Salih kulla birlikte olduğumuzu düşünmek Kur’ana ve İslama nasıl aykırı olur?
Yine Enfal Suresi 63 Ayette “Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin…” buyrulmaktadır. Burada Medineli Müslümanların kalbini Allah neyle birleştirdi? İslam la ve kendisinin temsilcisi Resulullah’la. Bizlerde rabıta ile Salih bir kimseyle kalbimizi birleştirmeyi hayal ederiz, şimdi bunun neresi Kur’ana aykırıdır?
Şimdi rabıtanın yapılabileceğine dair bazı Kur’an ayetlerine değindikten sonra, soruları cevaplamaya başlayabiliriz. Ben sorulara en sondan cevap vermeye başlayacağım. [/COLOR]
Allah’a sonsuz hamd ve O’nun Habib-i Edibi Muhammed ’ül Mustafa s.a.v efendimize de salat ve selamdan sonra sözlerime başlıyorum.
Bildiğiniz gibi, bir süre önce, forumumuzda bana “Meczuba Rabıta Sorusu” başlığıyla bir soru sorulmuştu. Bende malum “Rabıta” konusuyla alakalı bu yazıyı, belirli bir zaman bekledikten sonra kaleme almayı uygun gördüm. Sebebine gelince de, ilk soru sorulan kısma başka görüş eklemek isteyen arkadaşlar olabilirdi. Diğer bir husus ise soruyu sorarak konuyu başlatan arkadaş, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak “haksız” muhalefette bulunmayıp, insaf dâhilin de, selim bir akıl ve kalp ile bu yazılanları okuyabilsin diye idi.
Soruyu soran arkadaşımız;
a- “Rabıta” uygulamasının Hz peygamber ve sahabesinden uygulamalı bir örneğini soruyor,
b- Bunun bir ibadet olduğu görüşünü savunuyor,
c- Tasavvuf ilminde bir otorite olan “Müceddidin” “Rabıtayı” ele alıp gerekirse kaldırmasından bahsediyor,
d- Rabıtayı terk edenlerin tarikatlarından aforoz edildiğini söylüyordu.
Bizim yazımızın merkezini de bu konular oluşturacaktır. Rabıta hakkında ki delillere ve görüşlere fazla değinmeyeceğim, çünkü forumumuzda “Rabıta Risalesi ve Rabıtayla Alâkalı Sorular” başlığı altında, yeteri kadar bilgi mevcuttur. Burada onları tekrar etmemiz gerekmiyor. Rabıtanın tarifi üzerinde de fazla ve detaylı bir şekilde durmayacağım. Elimden geldiği kadar da bu yazının kısa, öz ve herkes tarafından anlaşılabilir olmasına azami gayreti göstereceğim.
Kısaca Rabıtaya değinecek olursak, “Rabıta” hepimizin bildiği gibi kelime anlamı olarak, “ilgi – alaka – bağlanmak - iki şeyin birbirine bağlanması” gibi anlamlara gelmektedir. Fetevayı Ömeriyye Sahibi, Ömer Ziyaüddin Dağıstani “Mürşit Rabıtasını” şöyle tarif etmektedir:
“Rabıta Allah’a O’nun yüce rasulüne ve cenab-ı hakkın veli kullarına duyulan bir sevgiden ibarettir. Rabıta ile sevgi arasındaki alaka “zikri lazım ile irade-i melzum” (birinin bulunması halinde diğerinin de zaruri olarak bulunması) kabilindendir. Nasıl sevgi; sevgilinin hayalini, güzelliğini, şahsını, sıfatlarını, hal ve hareketlerini, yüz hatlarını düşünerek kalbi sevgiliye bağlamaktan ibaret ise rabıtada öyledir. O da: Sevginin fazlalığından kaynaklanan kalbi bir alakadan ibarettir. Bu, şahsına, hal ve durumuna göre mü’minin kalbinde az veya çok bulunur. Zira her mü’minin kalbinde az yada çok Hz. Peygamber S.A.V ve dört büyük halifesine yönelik bir alaka vardır.
Nakşibendiyye Tarikatı ıstılahında rabıta, dini bakımdan doğru kabul edilen bir yorum ile üç şekilde mütalaa edilmektedir.
1-Rabıtatül Huzur: Bu tür rabıta, müridin kalbini tam bir sevgi ile Allah’a bağlaması, “her ne kadar sen onu görmüyorsan da, O seni görmektedir.(ihsan)” ve “her nerede olursanız olun, O, daima sizinle beraberdir.” Emirlerinde ifade edilen şekliyle, Allah’ın her an kendisiyle beraber olduğu, her yerde hazır ve nazır bulunduğu, her şeyi en iyi gören, işiten ve bilenin Allah inancıyla hareket etmesidir. Böylece müridin “Amellerin en faziletlisi, nerede olursan ol, Allah’ın seninle olduğunu bilmendir.” Hadisinde ifade edilen bir çizgiye gelmesidir. Üç şekilde ele alınan rabıtaların en kıymetlisi budur. Hatta diğer rabıta türleri müridi bu noktaya getirmek içindir.
2-Rabıtatül Mevt: “Ölmeden evvel ölünüz.”, “Ahirette hesaba çekilmezden önce, bu dünyada kendinizi hesaba çekiniz”, “Dünyada sanki bir yolcuymuş veya bir garipmiş gibi yaşa.”, “Dünyada kendini ölülerden say.” Hadislerinde ifade edilen manalara uygun olarak, müridin kalbini, ölüme, kabire, kıyamet ve ahirete bağlaması, bunların şiddeti ve korkunçluğunu düşünmesi, böylece nefsinin kötülüğe yönelik eğilimlerini engellemeye çalışmasıdır.
3-Rabıtatül Mürşid: Ellerinde bir delil bulunmadığı halde, ehlullah’ın kemal ve feyzinden nasibsiz bazı alimlerin, çoğu taklidçi ve bilgisiz bazı kimselerin karşı çıktığı rabıta türü budur. Buda müridin kalbini, Allah’ın peygamberlerinden birine, veya O’nun veli kullarından bir veliye, veya hepsine birden, yada silsilesi Hz. Peygamber S.A.V. ulaşan kamil bir mürşide veya şeyhine, yada hakkında güzel duygular beslediği ve üstünlüğünü takdir ettiği birine bütün sevgi ve samimiyetiyle bağlanmasından ibarettir. Kullara emredilen ve onlardan istenen rabıta budur. Bunun gereği ise, müridin kalbini bağladığı kimselerden feyz alması, sıkıntıya düştüğü zamanlar onlardan yardım dilemesi, ve problemine onların söz, hareket ve halleriyle çözüm bulmaya çalışması, onların bedeni veya manevi suret ve siretlerini hayalinde canlı tutmasıdır.” (Merhum Ömer Ziyaüddin Dağıstani k.s hazretlerinin sözleri burada bitti)
Şimdi, buradan da görebileceğimiz gibi, Rabıtaya itiraz eden bir kişiye şunu sorsak “Ben her gün, bir kenara oturuyorum ve 15 – 20 dakika ölümü düşünüyorum. Bu dinen sakıncalımıdır?” Şahsen ben şu ana kadar bunun kötü bir davranış olduğunu söyleyen veya bunun şirk olduğunu iddia eden, ya da bunun bidat olduğunu ifade eden birisine rastlamadım, duymadım, bilmiyorum. Yine Rabıtaya itiraz eden birisine aynı sözleri söyleseniz, ama bu defa ölümü değil de Allah’ın sıfatlarını düşünmenin hükmünü sorsanız, yine olumsuz bir şey duymazsınız. Ancak, bu defa sevdiğiniz bir kişiyi düşünmenin hükmünü sorsanız, itiraz ettiğini görürsünüz. Bunun nedenini sorsanız, Kur’an-ı Kerim ve Sünnetten iddiasının delilini sorsanız, alacağınız net bir cevapta yoktur. Oysaki, insanlar Hz Ademden bu tarafa, sevdiklerini hayal etmektedir. Eğer bunun dinen sakınca içeren bir durumu olsa idi, bunun kitap ve sünnetten açıkça yasaklanmasına yönelik, hükümleri olurdu. Çünkü “şirk” günahların en büyüğüdür. Allah’ın (c.c) yada peygamberinin, toplumu şirke götürecek bir olay karşısında, tepkisiz kalmasını düşünmek, Allah’ı (c.c) ve peygamberini tanımamaktan başka bir şey değildir.
Biz diyoruz ki, Mürşit Rabıtası veya kişinin sevdiği birini hayal etmesini yasaklayan, Kur’an-ı Kerimden bir ayet, Resulullah’tan bir söz veya sahabesinden bir cümle varsa bulun getirin, Allah razı olsun der, hatamızı kabul eder, fiilimizden döneriz. Bu konuda ellerinde zanlarından, kişisel görüşlerinden ve kanaatlerinden başka hiçbir şeyleri yoktur. Zaten birçoğu “Rabıta” nın ne olduğu hakkında ciddi bir araştırma dahi yapmış değildir. Örneğin ismini vermeyeceğim bir profösör, bir yazısında diyor ki; “Rabıta Mevlana Halid-i Bağdadi tarafından ortaya atılmıştır”. Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s) yalnızca bir tarikat şeyhi değil, aynı zamanda fıkıhta da bir müçtehittir. İlmi seviyesinin yüksekliğine işaret etsin diye, talebelerinin arasında yer alan, dönemin iki büyük aliminin ismini sizlere vermek istiyorum, birisi “Alusi – kendisi müfessirdir” diğeri ise Hanefi fıkhında meşhur “Reddül Muhtar isimli kitabın yazarı – İbni Abidin’dir” Şimdi Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s) 1825 ler de vefat etmiştir. Oysa ki, “Rabıta ondan en az 600 yıl önce, Tasavvuf çevrelerinde uygulanmakta idi”. 1800 lü yıllara gelene kadar, hangi zahir âlimleri bu “Rabıtaya” itiraz etmiş bir bulun bakalım. Bir araştırın, bunun şirk olduğu, 1800 lü yıllara kadar kimsenin aklının ucundan geçmemiş mi?
Tasavvufta neden rabıta yapıldığını kısmen “seyru sulük, rabıta” yazılarımızda (forumun tasavvuf bölümünde mevcut” anlattığımız için, burada konunun detayına girmiyorum. İsteyen arkadaşlar o yazıları okuyabilirler. Soruları cevaplamaya başlamadan önce sizinle bazı ayetleri ve yazı uzamaz ise bazı hadisi şerifleri paylaşmak istiyorum.
Bizler “Rabıta” yaparak, hakkında hüsnü zanda olduğumuz, Allahın “Veli” bir kulunu hatırlamaya, anmaya ve yâd etmeye çalışırız. Rabbimiz ise Kur’an-ı Kerimde, bazı peygamberlerin ve peygamber olmayanların isimlerini belirterek “kitapta an” hatırla, yâd et demektedir. Bununla ilgili ayeti kerimeleri istifadenize sunuyorum:
وَدَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ إِذْنَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ
Enbiya 78. Davud ve Süleyman'ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı:
وَأَيُّوبَ إِذْنَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Enbiya 83. Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: "Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti.
وَزَكَرِيَّاإِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْداً وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
Enbiya 89. Zekeriyya'yı da (an). Hani o, Rabbine şöyle niyaz etmişti:
وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَاوَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ
Enbiya 91. Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem'i de an.)
وَاذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنذَرَ قَوْمَهُ بِالْأَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتْ النُّذُرُمِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْعَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Ahkaf 21. Ad kavminin kardeşini (Hûd'u) an.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انتَبَذَتْمِنْ أَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِيّاً
Meryem 16. (Resûlüm! ) Kitap'ta Meryem'i de an.
وَاذْكُرْفِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقاً نَّبِيّاً
Meryem 41. Kitap'ta İbrahim'i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسَى إِنَّهُ كَانَ مُخْلَصاً وَكَانَ رَسُولاً نَّبِيّاً
Meryem 51. (Resûlüm!) Kitap'ta Musa'yı da an. Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem resûl, hem de nebî idi.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَصَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَّبِيّاً
Meryem 54. (Resûlüm!) Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı, resûl ve nebî idi.
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِدْرِيسَإِنَّهُ كَانَ صِدِّيقاً نَّبِيّاً
Meryem 56. Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi.
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُبِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
Sad 41. (Resûlüm!) Kulumuz Eyyub'u da an.
وَاذْكُرْ عِبَادَنَا إبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَأُوْلِي الْأَيْدِي وَالْأَبْصَارِ
Sad 45. (Ey Muhammed !), Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim, İshak ve Ya'kub'u da an.
وَاذْكُرْإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِّنْ الْأَخْيَارِ
Sad 48. İsmail'i, Elyesa'yı, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir.
Aklımızda ve kalbimizde şüphe kalmasın diye, gayet açık olan bu ayetler hakkında, konunun uzmanları olan tefsir âlimlerinin sözlerine de değinmekte fayda vardır.
İmam Kurtubi: Yani sana indirilen kitab olan bu Kur'ân-ı Kerîm'de İbrahim'in de kıssasını, haberini oku… "Kitapta Musa'yı da an." Yani Kur'ân-ı Kerîm'den onlara Musa kıssasını da oku.
Fahreddin Razi: Ayetteki iz edatı "Meryem" lafzından bedel-i istimaldir. Çünkü, zaman, Hz Meryem'in başına gelen şeyi de kapsamaktadır. Burada, Meryem'in zikredilmesinin maksadı, bu enteresan hadisenin ne zaman meydana geldiğini anlatmaktır…
Elmalı: (Ey Muhammed !) Kur'ân'daki Meryem kıssasını da an (insanlara anlat)… Kur'ân'da İbrahim'i(n kıssasını da) an…
Ömer Nasuhi Bilmen: Ey Yüce Resulüm!. (Kitapta) Kur'an'ı Kerim'de bu surei mübarekede (Meryem'i de hatırla) İsrail oğullarının eşrafından olan Umran'ın kızı Meryem'in kıssasını da an… Ey Yüce Resulüm!. (Kitapta) bu surede veya Kur'an-ı Kerim'de (İbrahim'i de zikret)… (Ve) Ey peygamberlerin iftiharı!. (Kitapta) Kur'an'ı Kerim'de veya bu mübarek sürede (Musa'yı da an) onun kıssası, yüksek mertebesini de zikreyle…. (Ve) Ey Son Peygamber! (Kitapta) Kur'an-ı Kerim'de ve özellikle bu mübarek sürede güzel vasıfları bildirilen (İsmail'i de an) yani: İbrahim Aleyhisselâm'ın oğlu ve senin büyük ceddin olan o muhterem Peygamberi de zikret.
Sabuni: Ey Muhammedi Allah'ın sonsuz gücünü gösteren enteresan Meryem kıssasını hatırla… Ey Muhammedi Yüce kitapta Allah'ın dostu İbrahim'i an… Ey Muhammedi Kavmine Kur'an-ı Kerim'de Musa Kelimullah'm haberini anlat… Ey Muhammedi Kur'an-ı Kerim'de, İbrahim'in oğlu, deden kurbanlık İsmail'in haberini de an…
Bu tefsirlerden de açıkça görülüyor ki, anmak kelimesi hepimizin bildiği anlamda kullanılmıştır. Tefsirlerden özellikle Meryem suresini seçtim, çünkü Hz Meryem peygamber değildir. Şimdi hiç tanımadığınız birisini anmanız, hatırlamanız düşünmeniz size söylense, bu sizin zihninizde nasıl canlanır, birde tanıdığınız bildiğiniz birisini düşünmeniz istense bu sizin zihninizde nasıl canlanır. İşte bu canlanma, bu düşünme, bu hayal etme, bizim mürşit rabıtası dediğimiz değildir de nedir? Eğer bu hayal etme kötü ve şirk kokan bir fiil olsaydı, Allah (c.c) hiç bu Salih kullarının anılmasını kitabında emreder miydi? Sizin aklettiğinizi, Allah (c.c) ve Hz peygamber akledemedimi?
Yine Al-i İmran Suresi 193 ayetin sonunda “Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle beraber al.” buyrulmaktadır. İnsanın ölüm anı gibi kritik bir anında bile, Salih kullarla birlikte can vermesini istemesini Allah bize öğretmiyor mu? Ölüm anında bile bunu istememiz gerekiyorsa, normal zamanda bir Salih kulla birlikte olduğumuzu düşünmek Kur’ana ve İslama nasıl aykırı olur?
Yine Enfal Suresi 63 Ayette “Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin…” buyrulmaktadır. Burada Medineli Müslümanların kalbini Allah neyle birleştirdi? İslam la ve kendisinin temsilcisi Resulullah’la. Bizlerde rabıta ile Salih bir kimseyle kalbimizi birleştirmeyi hayal ederiz, şimdi bunun neresi Kur’ana aykırıdır?
Şimdi rabıtanın yapılabileceğine dair bazı Kur’an ayetlerine değindikten sonra, soruları cevaplamaya başlayabiliriz. Ben sorulara en sondan cevap vermeye başlayacağım. [/COLOR]