Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Ramazan, zamanın mekâna hükmetmesidir. Kudsiyet iner Ramazan’da her köşeye. Mübarekleşir her köy. Mekkeleşir şehirler. Medine olur yaşadığımız yer. Her yüzde bir Kâbe komşuluğu okunur. Her gözde hasret ve vuslat gerilimi seyredilir. Ramazan’da insan niyetine göre yaşar, niyetini giyinir. Ameliyle değil, niyetiyle tartılır. Niyet görünmezdir, gösterilemez. Şu haliyle, Ramazan, olmayı önceler, görünmeyi sonraya bırakır. Bu da insan ruhunun aradığı bir huzur, insan kalbinin hasretini çektiği bir durulma halidir.
Öyleyse, terk et görüntüne göre sana değer veren tüm köşeleri. Öyleyse, çekil niyetini görmeyen kör gözlerin gölgesinden..
Bir asâ-yı Mûsa'dır oruç. Dokunur dokunmaz, sihirleri bozdu, büyüleri yutuverdi.
Sanırdın ki ekmek doyurur seni; doyuramazmış meğer; oruçla gördün işte. Çaresiz kaldı lokmaların cümlesi. Sanırdın ki su kandırır seni. Kandıramazmış meğer; sular yetişemezmiş dudağına. Oruçla işin aslını gördün şimdi. Su vazgeçti iddiasından. Sanırdın ki, dostlar giderebilir açlığını ve susuzluğunu; onlar da çaresiz şimdi. Ne etseler, ne yapsalar, ne kadar çırpınsalar, sana yardımcı olamıyorlar. "Kimsenin kimseye faydası yok; O izin vermedikçe." Elleri kolları bağlandı dostların, anne babanın, evladın. Sanırdın ki parasını verince hak ediyorsun sahip olmayı. Hayır; hiç de öyle değilmiş; oruç gösterdi sana. Elinin altındakiler senin değilmiş. Mutfağına koyduklarının, buzdolabında beklettiklerinin sahibi sen değilmişsin. O izin verdiği için sana indirilmiş her nimet. Sanırdın ki dudağın senin, dilin senin, damağın senin, gırtlağın senin, elin senin. Bak dokununca oruç, tıpkı asâ-yı Mûsa gibi, dağıldı sihir, bozuldu büyülü görüntü. Dudağına izinsiz dokunamıyor bir damla su bile. Sen sana ait değilmişsin. Sen değilmişsin bedeninin sahibi. Bıraktı Mûsa asâsını ve sona erdi gözbağlayıcılıkların hepsi.
Gördün mü gerçeği? Ne mutlu sana ki oruç gözlüsün şimdi..
Davanı geri çektin. Vazgeçtin sahip olmaktan. Yüz çevirdin eşyadan. Herşeyin ardından“Benim olsun!” diye koşmamayı öğrenmek üzeresin. Elinin tersiyle itiverdin doymayı. “Şöyle durun siz!” deme cesaretiyle başladın güne. “Olmasanız da olur!” deyiverdin suya, ekmeğe ve tene. Yüzünü çevirdin eşyadan. Şeffaf bir perde indi eşya ile arana. İştahın kesildi. Hevesin söndü. Ardı sıra koşmuyorsun ekmeğin ve suyun. Oruç tutmayanları seyrediyorsun. Hüzünle belki. Senin tenezzül etmediğin şeylerin peşinde koşuyor insanlar. Seyrediyorsun sadece. Girmiyorsun o oyuna. Çoktan çekildin sahadan. Aslında, hüzünlü değilsin; gülüyorsun. Evet, evet; gülüyorsun işte. Asla kıskançlık değil yaşadığın. Acıyorsun kendilerini eşyanın pençesinden kurtaramayanlara.
Senin gönüllüce vazgeçtiğin şeylere kimilerinin çaresizce yapışmasını gülerek seyrediyorsun. Kenara çekildiğin için seviniyorsun. Memnunsun halinden. Diğerlerinin açlığını çektiği şeylere toksun sen. Müstağnisin. “Olmasa da olur” diyebiliyorsun, diğerlerinin boyun büktükleri şeylere. “Yeter ki Rabbim razı olsun benden. O’nun iznini beklerim vakarla. O’nun izniyle var olurum ben!”
Anlıyorsun ki, sahip olmak değil maksat, şahit olmak… Seyircisisin dünyanın. “Bu da benim olsun” telaşından sıyrıldın işte. Eşsiz, benzersiz, izzetli ve şerefli bir tokluktur yaşadığın… Afiyet ola!
Oruç, ötelerden bir Hızır dokunuşudur sana. Mûsa gibi, Hızır’ın yanında yürüyorsun artık. Zorlu bir yoldaşlık bekliyor seni. Hikmetini hemen anlayamayacağın işler geldi başına.
Birlikte geçtiniz nehrin öte yakasına. Seni huzur yakasına taşıyan gemini deldi oruç. Aç bıraktı. Susuz bıraktı. Şehvetin helalini bile elinden aldı. Çarelerini tüketti. Bozuldu huzurun. “Neden bu kötülük?” diye isyan ediyorsun belki. İşte “bilmediğini bildiriyor” sana Kerim olan Rabbin. [Alak, 5] Bilmiyorsun ki, “kendini kendine yeter görür ve azar insan.” [Alak, 6-7] “Ben bana yeterim” dediğinde başlar uçurumun senin.
Oruçlusun şimdi; kendine yetmez olduğunun farkında değil misin? Doyuramıyorsun kendini. Elin yetişmiyor ellerine. Hep tok kalırsan, fark edemezsin muhtaçlığını. Yeter görürsen kendini kendine, büyükleneceksin.. Azıtırsın, kendi kendine aldanırsın. Kendi gerçekliğini unutup büyükleneceksin. Her şeye kadir sanacaksın kendini. Her şeyin sahibi bileceksin kendini. Bu renkli rüyaya aldanıp uykuda kalacaksın. Zalim bir kral gibi gelip sana el koyar kibrin. Seni senden alır, kandırır sahte kudretine.
Şimdi aç bıraktı seni Hızır orucu. Deldi tokluğunu. Yıktı kendini kendine yeter sanışlarını. Bak, işte, hiçbir köşede sana el uzatacak yok. Hiç kimse seni doyuramıyor. Hiçbir şey sana tokluk sunamıyor. Gördün gerçeği. Anladın ki sana ait değil elinde olanlar. Gördün ki, parasını vermekle, bedelini ödemekle senin olmuyor servetin. Su senin değil, dudak senin değil. Sen sahip değilsin, sahip olunansın. Mâlik değil mülksün. Acizsin sen; Rabbindir Kadir olan. Fakirsin sen, Rabbindir Rahîm.
Dediğince Hızır’ın Mûsa’ya: “O [beden] gemi[si] var ya, fukaranın malıdır. Ben onda bir kusur meydana getirmek istedim. Çünkü o fukarayı, rastladığı her sağlam beden gemisine zorla el koyan bir [kibir] kralı kovalıyordu.” [Kasas,79]
Sen de Mûsa’nın sözünü koy ağzına şimdi: “İnşaallah, beni sabırlı bulacaksın, hiçbir konuda sana karşı gelmeyeceğim.” [Kasas, 69]
Oruç, seni alışkanlığın cehenneminden kurtarmak için geldi. Her şeyi elinin altında hazır bilirken, uzaklaştı nimetler. Her şeyin sahibi sanırken kendini, iddianı kaybettin. Sen sana ait değilsin. Senin değil hiçbir şey. Sahibinin izniyle yersin. İşte şimdi, alışkanlıkla değil, hasretle bakıyorsun her şeye. Bıkkın olarak değil, özleyerek var oluyorsun gün boyu.
Farkında mısın yeniden boyandı su ve ekmek. Yeni renkler giydi meyveler ve yiyecekler. Yeni ve taze görünüyor her şey sana. Yeni/den var oluyor nimetler. İzinle dokunuyorsun ekmeğe suya. Rabbinin izniyle. Sahibinin izniyle. Doğruca Rabbinden alıyorsun ikramı. Rabbinin yanında buluyorsun doymaları, tatları, hazları... Dünyanın dağdağasından alınıyorsun; cennet sofrasına oturtuluyorsun. Hep güzellerin oturduğu sofraya buyur ediliyorsun. İyilerin yanında diz çöküyorsun. İyilerle beraber yudumluyorsun suyu.
Sıradan değilsin artık. Sıradan değil hiçbir lezzet. Alışkanlığın ateşinden kurtuldun, hayret cennetine vardın. Bıkkınlığın cehenneminden çıktın, minnet ve şükür cennetine alındın.
Cennetine hoş geldin…
Oruçlusun. Tıpkı Mûsa gibi “Mukkades Tûva Vadisindesin.” [TâHâ, 12] “Senin Rabbin Benim, Ben” [TâHâ, 12] diyen sesi duyup razı olmuşsun Rabbine. Seni aç ve susuz bırakmasına itiraz etmiyorsun. Halini Rabbinin dilemesine göre ayar ediyorsun.
“Çıkar nalınlarını…” [TâHâ, 12] diyen o sesi sen de duydun. İtaat ettin. Ekmeği ve suyu çıkardın gündeminden. Aç ve susuzsun. Çekildi eşya etrafından. Çarelerin kesildi. Ayakların çıplak; acz ve fakr içinde yürüyorsun. Elinden bir şey gelmiyor; acizsin. Elinde bir şeyin yok, fakirsin. Çıkarmışsın nalınlarını. Güvenmiyorsun kudretine. Sığınmıyorsun servetine.
Altı üstüne geldi hayatının. Alışkanlıklarını terk ettin. Ekilmeye değer bir arazi gibisin şimdi; rahatsız ediliyorsun, kazılıyorsun. Aç ve susuz bırakılıyorsun. Senden hasat ümit ediyor Sahibin ki, kazıyor beden toprağını. Dönüştürüyor seni. Halden hale yuvarlıyor. Tokluğunu açlığa çeviriyor. Kendini kendine yeter bilirken, seni kendine yetersiz kılıyor. Ümidi olmasaydı senden, kendi haline bırakırdı seni. Ümidi var ki, seni sana bırakmıyor.
Şimdi duy o muhteşem müjdeyi: “Ben seçtim seni, Ben …” [TâHâ, 13]
“Seçtim seni Ben, orucun damarlarında dolaşan sen olasın diye. Ben seçtim seni, açlığını değerli bir armağan olarak satın aldığım sen olasın diye. Seni seçtim Ben ki, Benden seve seve razı oluşuna karşılık seve seve razı olduğum sen olasın. Seni seçtim Ben, aczini ve fakrını fark edip kudretimin ve rahmetimin dergâhına gelen sen olasın diye. Seni seçtim Ben ki, senden önce oruç tutan güzellerin ve iyilerin yerinde sen durasın. Seni seçtim Ben ki, bedeninin kaygısından kurtulasın da, aklına rızık arayasın. Seni Ben seçtim ki, temiz akıllara rızık olarak indirdiğim Söz’ümün muhatabı sen olasın, sen…”
“Öyleyse, dinle şimdi sana vahyolunanı” [TâHâ, 13]
Alıştığın sofraları terk et, Söz sofrasına otur şimdi.
Alıştığın sofraya otururken, Söz Sahibinin izniyle otur.
Ekmeğin yap Rabbinin sözünü. Söz diye yudumla suyu. “Serin ve selametli.”
Mevlânâ’nın yedi öğüdünü gerçekleştirir oruç
Tatlı bir nehirdir oruç. Kudsi dağ yamaçlarından kopup geliyor. İçine akıyor. İçinde saklı cömertlik tohumunu uyandırıyor. Diğergamlığın, yardımseverliğin filizleniyor, dal budak veriyor. Sende senden fazlasını ortaya çıkarıyor. Bir nehir ol, şimdi. Ak, akabildiğince. Hesapsızca sevinçler taşı kıyılarına. Yamaçları, vadileri, ovaları neşelendir. Suya kandır kurak yürekleri. Cömertlikte nehir gibi eyledi seni oruç.
Sıcacık güneştir oruç. Kalbine doğuyor. Bencillik gölgelerini siliyor; bak. İçindeki yabanilikleri kaldırıyor. Tanıdık ediyor seni âleme. Aynı sancının altında beklerken, kardeş oluyorsun herkesle. Aynı hasreti çeke çeke için ısınıyor açlara, muhtaçlara. Eriyor buz gibi bencilliklerin. Akışkanlık kazanıyor merhametin. Kimseyi kimseden ayırmadan gün ışığı diye dokun şimdi herkese. Merhamette güneş gibi eyledi seni oruç.
Gecedir oruç. Başkalarının ayıplarını arayan gözlerini kapatıyor. Perde çekiyor zanlarına, tecessüslerine. Kendi ayıplarının derdine düştün şimdi. Kimsede ayıp aramaz oluyorsun. Dilin uzanamıyor başkasını incitmeye. Dudağına közlü sözler değmiyor. Ayıpları örtmekte gece gibi eyledi seni oruç.
Ölümdür oruç. Ansızın geliyor. Alıyor elinden yetkileri. Kudretini yok ediyor. Çare olamıyorsun en sevdiğine bile. Doyuramıyor seni dostların. Kapatıyorsun gözlerini dünyaya. Dünya sana küsüyor. Değerini kaybediyor herşey. Servetin çare olmuyor. Paran geçmiyor artık. Hırsların devriliyor açlığın eşiğinde. Hiddetin ve öfken tükeniyor. Teslim oluyorsun Rabbine. Rabbinin dilemesine göre biçimleniyorsun. Teslim oluyorsun. Öfkede ölü gibi eyledi seni oruç.
Topraktır oruç. Aslına döndürür seni. Ayrıcalıklarını yıkar. Ne kadar yürürsen yürü, düşeceğin yeri hatırlatır. Dünyanın albenisinden vazgeçirir seni. Eşitler seni herkesle. Bini bir eder. Siler ayrılık gayrılıkları. Geri alır emanetleri. Elini boşaltır. Hemhâl olursun çaresizlerle. Yıkılır iktidarın. Geçersizleşir tercihlerin. Kaybedersin iddialarını. Tevazuda toprak gibi eyledi seni oruç.
Denizdir oruç. Kıyısında buldun kendini. Sonsuz genişlikte ümitler verdi sana. Sığ sandığın lezzetleri derinleştirdi. Eline inci mercan veriyor, bak. Kirli paslı ne varsa, kokuşmuş ve çürümüş ne varsa, yutuverdi. Temizledi seni günah ve kusurlardan ama kirlenmedi, kokuşmadı. Kendisine kirli gireni yıkayıp da çıkardı oruç; temizledi. Deniz gibi çamurlu nehirleri kabul etti ama o nehirlere duru damlalar armağan etti. Hoş eyledi nahoşları. Bak, sen de deniz gibisin işte. Hoşgörmede deniz gibi eyledi seni oruç.
Niyettir oruç. Sadece niyet. Niyet seni kendinle buluşturur. Vicdanını buldurur sana. Seni vicdanınla eşitler. Olmayı hatırlatır sana; görünmeyi unutturur. Gösterişli yapmaz seni oruç. Gösterilebilir değildir oruç. Orucun fotoğrafı çekilmez. Görüntüsü olmaz. Kimsenin gözünde yer edinemezsin orucunla. Orucun riyası olmaz. Olduğundan fazla görünmene izin vermez. Belki de ilk defa, eyleminle değil niyetinle var olursun Ramazan’da. İçini dışına eşitler. Sözünü özüne eşitler. Eylediğini söylediğini bir eyler. Olduğun gibi görünür eyledi seni oruç ya da göründüğün gibi oldurdu..
Oruç tutarken, kendi bedenini aştın, ruhunun kaygılarıyla yaşamaya başladın. Niyetlisin artık; kalıbının önceliklerini askıya aldın, kalbinin önceliklerini önceledin. Ruhunu kurtarma telaşındasın.
Ruhunun üzerindeki beden örtüsü inceliyor. Kalıbının tortuları eriyor, kalbinin berraklığı ortaya çıkıyor. Ruhun, asıl Ruh olan vahiyle yakınlaşıyor. Vahiy, ‘Ruh'ül Kuds'tür; "temiz bir rayiha"dır, "kutsi bir kokudur." Yemeden içmeden kesilince, ruhun o rayiha ile koklaşmaya başlar, tanışır, yeniden buluşur, kendi kaynağına döner.
İşte bu yüzden, Ramazan, vahyin kokusunu önceleyene Kur'an ayıdır, vahiy bayramıdır. Oruçluya, yeni ve yeniden indirilir Kur'ân. "Ramazan ayı ki, onda Kur'an indirilir" mealindeki ayet, şimdi ve burada herbirimiz için geçerlidir. Aklını Kur'an'ın iniş üssü haline getirmedikçe, orucu tutamazsın, orucun bahşettiği eşsiz fırsatları elinden kaçırırsın..