- Üyelik Tarihi
- 15 Eyl 2005
- Mesajlar
- 61
- Aldığı Beğeniler
- 0
Mübarek Ramazan ayının bitimine çok az kala pek çok haneyi bayram telaşı ve buna bağlı olarak bayram hazırlıkları sarmış durumda. İnşallah layığı ile bu güzel ayı yaşamak hepimize nasip olmuştur.
İstanbul da yerel belediyeler Ramazan şenlikleri düzenlemede birbirleri ile yarışır halde idi. Çoğu zaman insan izdihamlarından öteye gitmeyen, çalgılar, türküler, şovlar, özünden uzaklaşmış semazen gösterileri, panayır yerine dönmüş sokaklar...
Tüm bu olup bitenler "nostalji" adı altında yapılsa da "eski Ramazanlar bundan mı ibaretti" diye düşünmeden edemiyor insan.
Sevgili annemin anlattığına göre rahmetli dedem akşam ezanına 1 saat kala evin bahçesindeki köşesine otururmuş, yoldan geçecek olan herhangi birini yada birilerini sofralarına davet etmeden asla içeriye girmezmiş. Hatta annem derdi ki "30 ramazanın bir tek gününde bile sadece aile fertleri olarak sofraya oturduğumuz olmamıştı". Rahmetli dedemin bu davranışı ona dair hatıralarımda en güzel yerinde muhafazalı durur.
Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, bir sevaba sınırını bizlerin bilemeyeceği kadarının verildiği böylesi günlerin kıymetini bilemeden geçirdiysek doğrusu üzücü.. Ramazanın ve orucun bize öğrettiklerini idrak edebildik mi? Nefsimizi kontrolü, aza kanaati, günahlardan uzak durmayı, orucun sadece midesel açlık olmadığını, sabrı, merhameti, iyiliği yaşayabildik mi?
Ya çocuklarımız? Onların güzel kalplerine bu aya ait neler işledik? Anne baba olma vazifesini omuzlarımıza aldı isek, ana-baba olma tacı ile taçlandırıldı isek kıymetini ve mesuliyetini bilmek gerek. Yaşanan bu ramazan ayında yapamadıysak bile en azından bir sonraki Ramazan ayında Ramazana has güzellikler yaşamaya çalışmalıyız. Bir yerde okumuştum, diyordu ki :
"Ramazan da evlerimizi süsleyelim". Evet yanlış okumadınız. Biraz sıra dışı fikir gibi görülse de son derece hoş değil mi? Örneğin renkli yada yaldızlı kağıtlardan kesebileceğimiz hilal, yıldız motifleri ile salon duvarlarımızı şenlendirelim. Yine renkli kartondan kestiğimiz harfleri ip ile birbirine ekleyip "HOŞ GELDİN RAMAZAN" mahyasını evimizin girişine yada koridorumuza asalım. Kartondan Cami maketleri yapıp salonlarımızı farklılaştıralım.. Tüm bunları yavrularımız ile masa başında hazırlayalım. Bu birliktelik zevkli olduğu gibi bir yandan Ramazan şuurunu aktarabilmek için bulunmaz fırsatlardır bizler için.
Hatırlarım da çocukluğumda sevdim ben Ramazanı. İftar saati yaklaştığında annemle birlikte hazırlardık sofrayı. Kız kardeşim çıkacak son pideyi beklerdi fırında. Mis kokan pideyi, ucundan azıcık kopartmamak için kendini zorla dizginlediği yüzünde okunarak koşa koşa eve getirirdi. Ezan okundu mu diye kardeşimle camda beklerdik heyecan içinde. "Allahüekber" sesini duyduğumuz anda "okunduuu" diye koşa koşa yemek odasına gelir, hızla masaya oturur evvela en sevdiklerimizden yemeğe başlardık. Annem "kızım önce çorba içmelisiniz, içiniz yumuşasın" diye ikazda bulunur, babam "duanızı okudunuz mu bakıyım siz?" diye hatırlatırdı. Ardından kardeşimle aynı andan tatlı bir makam ile "allahümme inneke afifün kerimün tuubbün affe fafu anni" duasını okur, yeniden yemeklere bıraktığımız hızda saldırırdık. Ya sahur vakitleri ? Anne ve babam bizi kıyamayıp kaldırmadıklarında sahura, evdeki tıkırtıları duyup fırlardık mutfağa. Kızardık "bizi neden kaldırmadınız" diye. Mahallemizden geçecek olan
davulcunun sesinde olurdu kulağımız. Davulun namelerini duyar duymaz balkona koşardık. Annem hemen peşimizden gelir, sırtımıza hırkalarımızı sarar, bizi kolları ile sarmalar davulcunun evimizin önünden geçişini izlerdik. Kimi zaman davulcu bizim sokağın köşesinden geçer, evimize doğru sapmazdı. İncinirdik. Biraz küs girerdik içeriye. Babam avuturdu tatlı sözleri ile. Annem Ramazan ayında namazı sevdirmek için bizimle özel bir alaka kurardı. Babam da çok güzel dini menkıbeler anlatırdı. Ne çok severdim o menkıbeleri. Evimize konuklar gelirdi iftara. Annem en çok habersiz gelen misafirleri severdi. "Ramazanın güzelliği asıl habersiz gelen misafirdedir" derdi. Allah ne verdi ise yenilen sofralardadır bereket derdi. Ne güzel derdi....
Yılbaşı zamanı gelip çattığında her yerde noel baba ve hristiyanlık dinine ait türlü adetler karşımıza çıkıyor. Üzülerek görüyorum ki bir çok aile dinimizde yeri olmayan davranışları hane içlerinde uyguluyor. Bunu da "çocuğum mutlu olsun, eğlensin" fikri ile yapıyorlar.
Oysa çocuklarımızı bir başka dinde yeri olan kutlamalar ile mutlandırmak yerine ait olduğu dinini sevdirerek mutlu etmek çok daha doğru. İlla hediyeleşme şeklinde mutlu edecek isek ne yapabiliriz ? Arife gecesi yavrumuz uykuda iken baş ucuna almanızı istediği bir oyuncağı, bir elbiseyi, bir ayakkabı yada herhangi bir şeyi bırakın mesela. Sabah uyandığı zaman gördüğünde şaşırsın. Onu kucaklayıp öpün ve şöyle diyin "Ramazan ayında çok güzel bir çocuk olduğun için, ibadetlerini yapmaya çalıştığın için, oruç tuttuğun için, iyi bir müslüman olduğun için melekler bunu sana bırakmış olmasın sakın?" ....
Bu mübarek ayda muhtaçları unutmayalım. Verelim ki bize kalan, verdiklerimiz olsun. Unutmayalım ki verdiklerimiz yüce Mevla mızın malıdır. Bizler onların sadece bekçileriyiz. Elimiz titremeden verelim, Besmele ile verelim, Hazreti Fatıma anamızın verdiği gibi verelim. Sahur vakti TV kanallarından birinde bir bey (ismini hatırlayamadığım için üzüntüdeyim) şöyle demişti : "Ne verdi iseniz, ne kadar verdi iseniz en dar gününüzde de size o miktar gelsin." Verdiklerimize birazda bu gözle bakalım. .
Bir sonraki Ramazan ayına erebileceklerden miyiz?
Orası meçhul işte&
İnşallah , sevabı Cenab-ı Hak katında saklı olan oruçlarımızın dereceleri yüksek olur
Ve İnşallah nice Ramazanlara hayırla ermek ve yaşamak nasip olur.
Selam ve dua ile
İstanbul da yerel belediyeler Ramazan şenlikleri düzenlemede birbirleri ile yarışır halde idi. Çoğu zaman insan izdihamlarından öteye gitmeyen, çalgılar, türküler, şovlar, özünden uzaklaşmış semazen gösterileri, panayır yerine dönmüş sokaklar...
Tüm bu olup bitenler "nostalji" adı altında yapılsa da "eski Ramazanlar bundan mı ibaretti" diye düşünmeden edemiyor insan.
Sevgili annemin anlattığına göre rahmetli dedem akşam ezanına 1 saat kala evin bahçesindeki köşesine otururmuş, yoldan geçecek olan herhangi birini yada birilerini sofralarına davet etmeden asla içeriye girmezmiş. Hatta annem derdi ki "30 ramazanın bir tek gününde bile sadece aile fertleri olarak sofraya oturduğumuz olmamıştı". Rahmetli dedemin bu davranışı ona dair hatıralarımda en güzel yerinde muhafazalı durur.
Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, bir sevaba sınırını bizlerin bilemeyeceği kadarının verildiği böylesi günlerin kıymetini bilemeden geçirdiysek doğrusu üzücü.. Ramazanın ve orucun bize öğrettiklerini idrak edebildik mi? Nefsimizi kontrolü, aza kanaati, günahlardan uzak durmayı, orucun sadece midesel açlık olmadığını, sabrı, merhameti, iyiliği yaşayabildik mi?
Ya çocuklarımız? Onların güzel kalplerine bu aya ait neler işledik? Anne baba olma vazifesini omuzlarımıza aldı isek, ana-baba olma tacı ile taçlandırıldı isek kıymetini ve mesuliyetini bilmek gerek. Yaşanan bu ramazan ayında yapamadıysak bile en azından bir sonraki Ramazan ayında Ramazana has güzellikler yaşamaya çalışmalıyız. Bir yerde okumuştum, diyordu ki :
"Ramazan da evlerimizi süsleyelim". Evet yanlış okumadınız. Biraz sıra dışı fikir gibi görülse de son derece hoş değil mi? Örneğin renkli yada yaldızlı kağıtlardan kesebileceğimiz hilal, yıldız motifleri ile salon duvarlarımızı şenlendirelim. Yine renkli kartondan kestiğimiz harfleri ip ile birbirine ekleyip "HOŞ GELDİN RAMAZAN" mahyasını evimizin girişine yada koridorumuza asalım. Kartondan Cami maketleri yapıp salonlarımızı farklılaştıralım.. Tüm bunları yavrularımız ile masa başında hazırlayalım. Bu birliktelik zevkli olduğu gibi bir yandan Ramazan şuurunu aktarabilmek için bulunmaz fırsatlardır bizler için.
Hatırlarım da çocukluğumda sevdim ben Ramazanı. İftar saati yaklaştığında annemle birlikte hazırlardık sofrayı. Kız kardeşim çıkacak son pideyi beklerdi fırında. Mis kokan pideyi, ucundan azıcık kopartmamak için kendini zorla dizginlediği yüzünde okunarak koşa koşa eve getirirdi. Ezan okundu mu diye kardeşimle camda beklerdik heyecan içinde. "Allahüekber" sesini duyduğumuz anda "okunduuu" diye koşa koşa yemek odasına gelir, hızla masaya oturur evvela en sevdiklerimizden yemeğe başlardık. Annem "kızım önce çorba içmelisiniz, içiniz yumuşasın" diye ikazda bulunur, babam "duanızı okudunuz mu bakıyım siz?" diye hatırlatırdı. Ardından kardeşimle aynı andan tatlı bir makam ile "allahümme inneke afifün kerimün tuubbün affe fafu anni" duasını okur, yeniden yemeklere bıraktığımız hızda saldırırdık. Ya sahur vakitleri ? Anne ve babam bizi kıyamayıp kaldırmadıklarında sahura, evdeki tıkırtıları duyup fırlardık mutfağa. Kızardık "bizi neden kaldırmadınız" diye. Mahallemizden geçecek olan
davulcunun sesinde olurdu kulağımız. Davulun namelerini duyar duymaz balkona koşardık. Annem hemen peşimizden gelir, sırtımıza hırkalarımızı sarar, bizi kolları ile sarmalar davulcunun evimizin önünden geçişini izlerdik. Kimi zaman davulcu bizim sokağın köşesinden geçer, evimize doğru sapmazdı. İncinirdik. Biraz küs girerdik içeriye. Babam avuturdu tatlı sözleri ile. Annem Ramazan ayında namazı sevdirmek için bizimle özel bir alaka kurardı. Babam da çok güzel dini menkıbeler anlatırdı. Ne çok severdim o menkıbeleri. Evimize konuklar gelirdi iftara. Annem en çok habersiz gelen misafirleri severdi. "Ramazanın güzelliği asıl habersiz gelen misafirdedir" derdi. Allah ne verdi ise yenilen sofralardadır bereket derdi. Ne güzel derdi....
Yılbaşı zamanı gelip çattığında her yerde noel baba ve hristiyanlık dinine ait türlü adetler karşımıza çıkıyor. Üzülerek görüyorum ki bir çok aile dinimizde yeri olmayan davranışları hane içlerinde uyguluyor. Bunu da "çocuğum mutlu olsun, eğlensin" fikri ile yapıyorlar.
Oysa çocuklarımızı bir başka dinde yeri olan kutlamalar ile mutlandırmak yerine ait olduğu dinini sevdirerek mutlu etmek çok daha doğru. İlla hediyeleşme şeklinde mutlu edecek isek ne yapabiliriz ? Arife gecesi yavrumuz uykuda iken baş ucuna almanızı istediği bir oyuncağı, bir elbiseyi, bir ayakkabı yada herhangi bir şeyi bırakın mesela. Sabah uyandığı zaman gördüğünde şaşırsın. Onu kucaklayıp öpün ve şöyle diyin "Ramazan ayında çok güzel bir çocuk olduğun için, ibadetlerini yapmaya çalıştığın için, oruç tuttuğun için, iyi bir müslüman olduğun için melekler bunu sana bırakmış olmasın sakın?" ....
Bu mübarek ayda muhtaçları unutmayalım. Verelim ki bize kalan, verdiklerimiz olsun. Unutmayalım ki verdiklerimiz yüce Mevla mızın malıdır. Bizler onların sadece bekçileriyiz. Elimiz titremeden verelim, Besmele ile verelim, Hazreti Fatıma anamızın verdiği gibi verelim. Sahur vakti TV kanallarından birinde bir bey (ismini hatırlayamadığım için üzüntüdeyim) şöyle demişti : "Ne verdi iseniz, ne kadar verdi iseniz en dar gününüzde de size o miktar gelsin." Verdiklerimize birazda bu gözle bakalım. .
Bir sonraki Ramazan ayına erebileceklerden miyiz?
Orası meçhul işte&
İnşallah , sevabı Cenab-ı Hak katında saklı olan oruçlarımızın dereceleri yüksek olur
Ve İnşallah nice Ramazanlara hayırla ermek ve yaşamak nasip olur.
Selam ve dua ile