- Üyelik Tarihi
- 26 Kas 2008
- Mesajlar
- 625
- Aldığı Beğeniler
- 7
- Takım
- Galatasaray
Sabah olmak üzere. Birazdan ezan okunacak. Camiye gitsem. Neden daha önce aklıma gelmedi. Cami, toplayan yani. Minareye çıkıp ezan okusam, ışıklar yanar mı bir bir. Yeni bir sağanak başlar mı şehirde? Anahtar, sürgü ve zincir sesleriyle çınlar mı sokaklar? Şakırtıyla açılır mı çelik kapılar? Toplanır mı ırmaklar yeşil vadide. Yoksa uykularını mı derinleştirir sesim. Hiç çıkmasam şerefeye. Tek başıma dursam mihrapta. Şimdi sırası değil bunları düşünmenin. Tarihi bir hamam değil mi caminin yanındaki? Evet, tarihin kaynar sularında yıkanmalıyım önce. Açmalıyım muslukları taşana kadar kurnalar. Bağırmalıyım, çın çın ötmeli duvarlar. "Tellak yok mu!" Yok tabii. Kim çıkartabilir başkasının kirini! Âdet değişti. Şeytanlar kese taktı ellerine. Kendinin tellağı olmalı herkes. Kapıdan adımımı atar atmaz kilitlemeliyim. Kapıdan adım atar atmaz soğuklukta ihtiyar bir tellak çıkıyor karşıma. "Bu hamam kapandı," diyor. İstersen dinlen biraz. Ben de sana Attar'dan bir kıssa anlatayım. Kese kadar uyan eline, kaynar su kadar arıtan.
Ebu Said-i Mihne hamamda yıkanıyordu. Çiğ bir adam olan tellak, ihtiyar Ebu Said'i keselerken bütün kirlerini vücudundan sıyırıp önüne yığıyordu. Bir aralık alay eder gibi sordu "Âlemde erlik nedir ey temiz adam?" diye. Ebu Said, "Kirleri gizleyip sahibine göstermemek... Halkın gözü önüne yığmamak!" dedi usulca. Tellak kaynar suyla değil, bu cevapla yandı. Ayaklarına kapandı ihtiyarın. Ve şu duayla bir kere daha sarsıldı: "Ey bizi yaratan, besleyip yetiştiren, bize nimetler veren Allah'ım! Ey padişah! Ey kulların işlerini yapan, onlara keremlerde bulunan! Bütün dünya halkının erliği, kerem ve lûtfu, senin ihsan denizinden bir çiğ tanesidir. Bizim kirliliğimizden, utanmazlığımızdan geç; kirliliğimizi gözümüzün önüne getirme; yüzümüze vurma!"
Tanrı misafiri hamamdan çıktı. Derin bir ferahlıkla çıktı tarihin içinden. Henüz sökmemişti şafak. Fakat sökmüştü o kelimeyi. Okumayı yeni öğrenen bir çocuk gibi hecelemişti: "Recâ". "Seninle kuşatılmışken ümitsizlik de ne!" Ellerine baktı. Sağ ve soldan iki ağaç dalı gibi uzadı kolları. Ümit hareket demekti. Tırmandı minareye. Işıklar yandı o anda bir bir. Açarak kollarını, havf ve recâyla sarıldı şehre. ALİ URAL alıntı
Ebu Said-i Mihne hamamda yıkanıyordu. Çiğ bir adam olan tellak, ihtiyar Ebu Said'i keselerken bütün kirlerini vücudundan sıyırıp önüne yığıyordu. Bir aralık alay eder gibi sordu "Âlemde erlik nedir ey temiz adam?" diye. Ebu Said, "Kirleri gizleyip sahibine göstermemek... Halkın gözü önüne yığmamak!" dedi usulca. Tellak kaynar suyla değil, bu cevapla yandı. Ayaklarına kapandı ihtiyarın. Ve şu duayla bir kere daha sarsıldı: "Ey bizi yaratan, besleyip yetiştiren, bize nimetler veren Allah'ım! Ey padişah! Ey kulların işlerini yapan, onlara keremlerde bulunan! Bütün dünya halkının erliği, kerem ve lûtfu, senin ihsan denizinden bir çiğ tanesidir. Bizim kirliliğimizden, utanmazlığımızdan geç; kirliliğimizi gözümüzün önüne getirme; yüzümüze vurma!"
Tanrı misafiri hamamdan çıktı. Derin bir ferahlıkla çıktı tarihin içinden. Henüz sökmemişti şafak. Fakat sökmüştü o kelimeyi. Okumayı yeni öğrenen bir çocuk gibi hecelemişti: "Recâ". "Seninle kuşatılmışken ümitsizlik de ne!" Ellerine baktı. Sağ ve soldan iki ağaç dalı gibi uzadı kolları. Ümit hareket demekti. Tırmandı minareye. Işıklar yandı o anda bir bir. Açarak kollarını, havf ve recâyla sarıldı şehre. ALİ URAL alıntı