Bu bahaneyle…
Hopluyorlar, zıplıyorlar, tepiniyorlar, debeleniyorlar… Olmuyor.
Kervan yürüyor.
Acıklı bir çaresizlikle LGBT’den, onun faillerinden ve mef’ullerinden bile medet umuyorlar… Yine olmuyor.
Kervan tınmıyor, yürüyor.
Yetmişlerde kalmış o artistliklerden, o yeri göğü inletmelerden eser yok!
Yok işte!
…
Aslında umudu çoktan kesmiş olan İblis, bizim şapşallara son bir çare diye şu mel’unluğu fısıldadı:
“-Mescid-i Haram’ın levhası olan bir örtüyü yere atın! Hatta içinden Kâ’be resmini de çıkarıp yerine Şahmaran motifini filan koyun! Böylece bütün Müslümanların kıblegâhını aşağılamış olursunuz! Bu sayede müthiş tepki doğar. Sizin de var olduğunuz fark edilir!”
…
İnanılır gibi değil; ama bunu bile yaptı bizim şapşallar!
…
Bu, muhalif olmak değil.
Bu, karşıt olmak değil.
Bu, protesto etmek filan değil.
Bu, kömürleşen kalpte bir grizu patlaması gibi bir şey!
Bu, kuduzlaşan rûhun ait olduğu bedeni tekmelemesi gibi bir şey!
Bu, çürüyen insanlığın hayvanlığa bile tutunamaması gibi bir şey!
...
O şapşallardan birinin bile aklına şu gelmez mi hiç:
“-Yahu biz rektörü istemezük diye gelmiştik buraya. Kâ’be ile ne alıp veremediğimiz var, anlamadım doğrusu!”
Hopluyorlar, zıplıyorlar, tepiniyorlar, debeleniyorlar… Olmuyor.
Kervan yürüyor.
Acıklı bir çaresizlikle LGBT’den, onun faillerinden ve mef’ullerinden bile medet umuyorlar… Yine olmuyor.
Kervan tınmıyor, yürüyor.
Yetmişlerde kalmış o artistliklerden, o yeri göğü inletmelerden eser yok!
Yok işte!
…
Aslında umudu çoktan kesmiş olan İblis, bizim şapşallara son bir çare diye şu mel’unluğu fısıldadı:
“-Mescid-i Haram’ın levhası olan bir örtüyü yere atın! Hatta içinden Kâ’be resmini de çıkarıp yerine Şahmaran motifini filan koyun! Böylece bütün Müslümanların kıblegâhını aşağılamış olursunuz! Bu sayede müthiş tepki doğar. Sizin de var olduğunuz fark edilir!”
…
İnanılır gibi değil; ama bunu bile yaptı bizim şapşallar!
…
Bu, muhalif olmak değil.
Bu, karşıt olmak değil.
Bu, protesto etmek filan değil.
Bu, kömürleşen kalpte bir grizu patlaması gibi bir şey!
Bu, kuduzlaşan rûhun ait olduğu bedeni tekmelemesi gibi bir şey!
Bu, çürüyen insanlığın hayvanlığa bile tutunamaması gibi bir şey!
...
O şapşallardan birinin bile aklına şu gelmez mi hiç:
“-Yahu biz rektörü istemezük diye gelmiştik buraya. Kâ’be ile ne alıp veremediğimiz var, anlamadım doğrusu!”