Renklerin sahibi!
Şu âlemi boyayan ve eşsiz bir tablo hâline sokan renklerin esas sahibi!
Güzelliği, ahengi, ruha hareket veren her türlü rengi, sevgi ve cazibeyi resmetmeye çalışan ve bunu bir fırça ile başarmaya gayret gösteren kişilerin asla taklit edemeyeceği bir usta!
Onun renkleri kullanmaktaki ustalığı, öyle fevkalâde bir üstünlükte ki, taklit asla mümkün değil. Her an, her saniye, hatta her salise değişen tablolarda onun manevî fırçası öyle renklerle işliyor ki, yakalamak ve takip etmek imkânsız. Meselâ bir ormanda, dağda, bağda, bahçede, yönünüzü ne tarafa çevirirseniz, durmadan değişen manzaraların ve renklerin ahengi, kalbinizde, heyecan ve hayranlık fırtınalarıyla hareketlenip, sizi derinden saran bir sevginin tohumlarını serper, mana ülkelerinize. Hayran olursunuz o ressama. Onu tanımak, bilmek, Ona olan hayranlığınızı belirtmek, Onunla gönül bağı kurup, kalbinizde size hitap eden sohbetini dinlemek istersiniz.
Ona hayran olup kalmak, kalbin asla kaçamayacağı ve kaçmak da istemeyeceği bir tutku olur sizde. Bir küçük mavi çiçeği seyrederken, ahenk ve düzenle yerleştirilmiş dal ve yaprakların arasından size tebessüm eden o çiçeğin mavi renginden, ilim ve hikmetle çizilmiş ve yerleştirilmiş küçük yapraklarından, bir ruh gibi kopuşup, hisli ve coşkun bir lisan gibi, kalbinizin maddi kıvrımları arasında, muntazam cümleler halinde dizilip, kasideler, şiirler yazmaya başlar. Sonra bakarsınız aynı mavi renk göğün engin genişliği içinde, bulutlar kelimeleriyle, göğün yüzünü süslemiş. Ve yine bakarsınız, aynı mavi renk, koyulu açıklı tonlarıyla, bir denizin yüzünde, dalgalar kelimelerinin içinde, sonsuz bir hareketle, mürekkep hokkası gibi karıştırılıyor. Yine aynı mavi renk, bir kuşun kanadında, bir çocuğun gözünde. Eşsiz ve mükemmel tablolarda en güzel şekilde kullanılmış.
Parlak bir sarı renk, bir dağ başında, öbek öbek yayılmış çiçeklerin yapraklarında, kalbe en güzel şiirlerden daha tesirli kelimeleri fısıldıyor. Sanatkârını en şirin övgülerle yad ediyor. Aynı renk, güneşin doğuş ve batışında, bulutlara öyle cazibeli bir şekilde serpilmiş ki, insanın alakâsız kalması mümkün değil. Bir buğday başağında, sararmış bir otun secdeye giden narin gövdesinde, aynı sarı renk. Renklerin sahibine secde etmeye çağırıyor insanı. Sahibini arayan insana, nice mesajlar sunuluyor, renklerin diliyle.
Evet insan sahibini arıyor. Yegâne mutluluk kaynağını. Bu yüzden renklere tutkun. Her an çizilen muhteşem tablolarda, renklerin ahenginin, bu ahenkten yayılan sessiz şiirlerin peşinde insan. Onları resmetmek istiyor fırçasıyla. Yazabilmek istiyor kalemiyle. Bunu kendine göre bir miktar becerebilmesi için, renklerin sahibini tanıması gerek. Zira o sahip, kendisini de yazan ve yaratan!
Kalbine hayranlık ve sevgi fırtınalarıyla doluşan renkler, tam kıvamını bulabilmesi için, sahibini tanımalı insan! Yoksa manevi alemindeki renkler eksik kalır. Tabiattan kalbine ve kafasına düşen izler, anlamını yitirir. Bir kuşa, bir çiçeğe, bir denize, bir buluta ve onlardaki renklere hayran olmak, muhabbetullaha kapı açabilmişse, insana sahibini buldurmuşsa anlamlıdır. Kalp, ruh, akıl ve hissiyat, sahibini bulabilmişse, hayranlık sevgiye, ulvi sevgilere kapı açabilmişse, mutludur insan. Yoksa, şu koskoca âlemde yapayalnızdır. Kalbe sığmayan, ruhu bir buhur gibi dağıtan, aklı ihatasından aciz kaldığı bir mükemmellikle karşı karşıya bırakan bu hayranlığı, bu sevgiyi, ancak esas sahibine ulaştırabilirse mutludur, insan.
Bu hayranlık, bu sevgi, kalbe onu doldurana karşı ifade edilirse ancak gerçek değerini bulur. Eksik ve yarım kelimelerle bile olsa, değerlidir, güzeldir. Çünkü muhatap, Onun kalbinin en gizli derinliklerine nazar ediyor ve Onu biliyor. Onun kalbindeki gizlilikleri bilmesi, Onun ifade edemediklerini anlaması, onun hayranlık ve sevgisini, onun yalnızlık ve hadsiz ihtiyacını bilip kabul etmesi ve manevî sohbetiyle, kalbinde ona cevap vermesi, insan için öyle hadsiz bir mutluluk kaynağıdır ki, hiç tükenmez ve hiç bitmez bir membadır.
Hayran olduğun Zatla buluşmak istemez misin? İşte kalbin kadar sana yakın. Sen Ona çok muhtaçsın. Renklerin sahibine teslim et kendini. Senin manevî âlemini O renklendirsin. Mahzun renkler silinsin. Cıvıl cıvıl, pırıl pırıl bir kalbin olsun.
Mümine Güneş
Şu âlemi boyayan ve eşsiz bir tablo hâline sokan renklerin esas sahibi!
Güzelliği, ahengi, ruha hareket veren her türlü rengi, sevgi ve cazibeyi resmetmeye çalışan ve bunu bir fırça ile başarmaya gayret gösteren kişilerin asla taklit edemeyeceği bir usta!
Onun renkleri kullanmaktaki ustalığı, öyle fevkalâde bir üstünlükte ki, taklit asla mümkün değil. Her an, her saniye, hatta her salise değişen tablolarda onun manevî fırçası öyle renklerle işliyor ki, yakalamak ve takip etmek imkânsız. Meselâ bir ormanda, dağda, bağda, bahçede, yönünüzü ne tarafa çevirirseniz, durmadan değişen manzaraların ve renklerin ahengi, kalbinizde, heyecan ve hayranlık fırtınalarıyla hareketlenip, sizi derinden saran bir sevginin tohumlarını serper, mana ülkelerinize. Hayran olursunuz o ressama. Onu tanımak, bilmek, Ona olan hayranlığınızı belirtmek, Onunla gönül bağı kurup, kalbinizde size hitap eden sohbetini dinlemek istersiniz.
Ona hayran olup kalmak, kalbin asla kaçamayacağı ve kaçmak da istemeyeceği bir tutku olur sizde. Bir küçük mavi çiçeği seyrederken, ahenk ve düzenle yerleştirilmiş dal ve yaprakların arasından size tebessüm eden o çiçeğin mavi renginden, ilim ve hikmetle çizilmiş ve yerleştirilmiş küçük yapraklarından, bir ruh gibi kopuşup, hisli ve coşkun bir lisan gibi, kalbinizin maddi kıvrımları arasında, muntazam cümleler halinde dizilip, kasideler, şiirler yazmaya başlar. Sonra bakarsınız aynı mavi renk göğün engin genişliği içinde, bulutlar kelimeleriyle, göğün yüzünü süslemiş. Ve yine bakarsınız, aynı mavi renk, koyulu açıklı tonlarıyla, bir denizin yüzünde, dalgalar kelimelerinin içinde, sonsuz bir hareketle, mürekkep hokkası gibi karıştırılıyor. Yine aynı mavi renk, bir kuşun kanadında, bir çocuğun gözünde. Eşsiz ve mükemmel tablolarda en güzel şekilde kullanılmış.
Parlak bir sarı renk, bir dağ başında, öbek öbek yayılmış çiçeklerin yapraklarında, kalbe en güzel şiirlerden daha tesirli kelimeleri fısıldıyor. Sanatkârını en şirin övgülerle yad ediyor. Aynı renk, güneşin doğuş ve batışında, bulutlara öyle cazibeli bir şekilde serpilmiş ki, insanın alakâsız kalması mümkün değil. Bir buğday başağında, sararmış bir otun secdeye giden narin gövdesinde, aynı sarı renk. Renklerin sahibine secde etmeye çağırıyor insanı. Sahibini arayan insana, nice mesajlar sunuluyor, renklerin diliyle.
Evet insan sahibini arıyor. Yegâne mutluluk kaynağını. Bu yüzden renklere tutkun. Her an çizilen muhteşem tablolarda, renklerin ahenginin, bu ahenkten yayılan sessiz şiirlerin peşinde insan. Onları resmetmek istiyor fırçasıyla. Yazabilmek istiyor kalemiyle. Bunu kendine göre bir miktar becerebilmesi için, renklerin sahibini tanıması gerek. Zira o sahip, kendisini de yazan ve yaratan!
Kalbine hayranlık ve sevgi fırtınalarıyla doluşan renkler, tam kıvamını bulabilmesi için, sahibini tanımalı insan! Yoksa manevi alemindeki renkler eksik kalır. Tabiattan kalbine ve kafasına düşen izler, anlamını yitirir. Bir kuşa, bir çiçeğe, bir denize, bir buluta ve onlardaki renklere hayran olmak, muhabbetullaha kapı açabilmişse, insana sahibini buldurmuşsa anlamlıdır. Kalp, ruh, akıl ve hissiyat, sahibini bulabilmişse, hayranlık sevgiye, ulvi sevgilere kapı açabilmişse, mutludur insan. Yoksa, şu koskoca âlemde yapayalnızdır. Kalbe sığmayan, ruhu bir buhur gibi dağıtan, aklı ihatasından aciz kaldığı bir mükemmellikle karşı karşıya bırakan bu hayranlığı, bu sevgiyi, ancak esas sahibine ulaştırabilirse mutludur, insan.
Bu hayranlık, bu sevgi, kalbe onu doldurana karşı ifade edilirse ancak gerçek değerini bulur. Eksik ve yarım kelimelerle bile olsa, değerlidir, güzeldir. Çünkü muhatap, Onun kalbinin en gizli derinliklerine nazar ediyor ve Onu biliyor. Onun kalbindeki gizlilikleri bilmesi, Onun ifade edemediklerini anlaması, onun hayranlık ve sevgisini, onun yalnızlık ve hadsiz ihtiyacını bilip kabul etmesi ve manevî sohbetiyle, kalbinde ona cevap vermesi, insan için öyle hadsiz bir mutluluk kaynağıdır ki, hiç tükenmez ve hiç bitmez bir membadır.
Hayran olduğun Zatla buluşmak istemez misin? İşte kalbin kadar sana yakın. Sen Ona çok muhtaçsın. Renklerin sahibine teslim et kendini. Senin manevî âlemini O renklendirsin. Mahzun renkler silinsin. Cıvıl cıvıl, pırıl pırıl bir kalbin olsun.
Mümine Güneş