Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Karasineklerle en etkin ve medenî mücadele, temizliktir. Çünkü sinekleri mez belelikler üretir, pislikler celbeder. Sineklerle kimyasal madde kullana rak mücadele etmek hem pahalı ve kısa ömürlüdür, hem de o maddelere ma ruz kalan insanların sa lı ına zararlıdır. Kaldı ki mezbelelikler var oldukları sü rece karasinek üretim merkezleri olmaya devam edecek ve bu işten sadece si nek öldürücüsü satanlar kârlı çıkacaktır. Benzer şekilde sivrisineklerle en et kin mücadele bataklıkları kurutarak veya su birikintilerini sivrisineklerin yu murtlama dönemlerinde ilaçlayarak yapılır. Aynen bunun gibi, bugünkü me deniyeti tehdit eden anarşi, gasp, cinayet ve terör gibi haşerelerle en etkin mü cadele bunları üreten ve besleyen bencillik, sömürü ve zulüm bataklıkla rı nı yardımlaşma, ihsan ve adalet ilaçları ile kurutmaktır. Yani bugünkü me de ni yeti şefkati esas alan ve hakkı emreden semavî prensiplerle terbiye et mek tir. Yoksa, şefkat yerine şiddet kullanarak ve hak yerine kuvveti esas ala rak ya pılan mücadele bu haşerelerin kökünü kurutmaz, aksine onların da ıl ma sı nı ve daha hızlı üremesini sa lar ve sonunda dünyayı daha büyük dert lere ma ruz bırakır.

Bugün terörle mücadele için milyarlarca dolar bütçe ayıran ve kalpleri git tikçe katılaşanlara seslenmek gerekir: Bu derdi çok daha ucuza ve kalıcı ola rak, hem de düşmanlıkları dostluklara çevirerek çözmek mümkündür. Bu nun yolu, kabuk ile beraber özde de medeni olmaktan, yani, faziletten geçer. Yok sa tüm paranız ve gayretleriniz heba olacaktır. Terör azalaca ına artacak, si zin de uykularınız daha çok kaçacaktır
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Zaman kaba kuvvet ve hislerle hareket zamanı de il, marifet, fa zilet ve akıl zamanıdır

Bediüzzamanın sık sık ifade etti i gibi, manen herbir zamanın bir hükmü ve hükümranı vardır. Zamanının geçerli akçesini bilmeyen ve zamanın akış is ti kametini görmeyen akıntıya karşı kürek çeken gibidir ve bütün emekleri he ba olmaya mahkumdur. Eskiden zaman makinesini çeviren kuvvet idi. Şim di ise akıl, sevgi ve vicdandır ve bunu gözardı eden ne kadar kuvvetli olur sa olsu, tepe taklak düşecektir. Kendi balyozu da kendi kafasını ezecek tir. Bediüzzamanın ifadesi ile Zaman-ı istibdadın hâkim-i manevîsi kuvvet idi; kimin kılıncı keskin, kalbi kasî olsa idi, yükselirdi. Fakat, zaman-ı meş rutiyetin zenbere i, rûhu, kuvveti, hâkimi, a ası haktır, akıldır, marifettir, ka nundur, efkâr-ı âmmedir. Kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa, yalnız o yükselecektir. İlim yaşını aldıkça tezayüd, kuvvet ihtiyarlandıkça tenâkus et tiklerinden, kuvvete istinad eden kurun-u vusta [ortaça ] hükûmetleri inkı ra za mahkum olup, asr-ı hâzır hükûmetleri ilme istinad ettiklerinden, Hı zır vâri bir ömre mazhardırlar. Sizin bey ve a a, hatta şeyhleriniz dahi, e er kuv vete istinad ile kılınçları keskin ise, bizzarûre düşeceklerdir; hem de müs te haktırlar. E er akla istinad ile, cebr yerine muhabbeti istimâl ve hissi yâtı, ef kâra tâbi ise, o düşmeyecek, belki yükselecektir. (Münazarat, Yeni Asya Neş riyat, s. 33) Bediüzzaman ileri ülkelerin nasıl yakalanıp geçilebile ce ini de şöyle izah eder: Onlar sizi ma lub etti i silah ile, yani akıl ile, fikr-i mil li yetle, meyl-i terakki ile, temayül-ü adalet ile ma lub edebilirsiniz. (Mü na za rat, Yeni Asya Neşriyat, s. 68)

Bediüzzaman, zamanın hükmünü ve dünyanın gidişatını görmezden gelip akıl, sevgi ve vicdan yerine kaba kuvvet kullanmakta ısrar edenleri de ikaz eder: Bence şimdi kılıç vuran, o kılıncın aksi döner, yetimlerine dokunur. Şim di galebe kılıç ile de ildir. Kılıç olmalı, lakin aklın elinde olmalı. (Mü na z arat, Yeni Asya Neşriyat, s. 68) Son yıllardaki hadiseler bu hükmü teyid eder mahiyettedir. Kuvvete ve hatta canlı bombalara tevessül eden ör gütler da valarında haklı dahi olsalar terörist damgası yemişler ve halkla rına saadet ve zafer de il ızdırap ve gözyaşı getirmişlerdir. Keza, kuvvet ile herşeyi hal le debilece ini düşünen ve zamanın akışından bîhaber süper güçler bile za ma nın hükmü duvarına çarpmış ve kendi silahları ile kendilerini vur muşlardır.
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Bediüzzamanın dikkatimize arz etti i bu zamanın hükmüne bakarak di ye biliriz ki: Artık eskiden kalma alışkanlıklarla silaha ve kaba kuvvete yatı rım yapanlar, boşa yatırım yapmaktadırlar. Akla, ilme, araştırmaya, sevgiye, ada lete ve toplum vicdanına yatırım yapanlar ise, emeklerinin karşılı ını kat kat alacaklar ve tüm gayelerine kolayca ulaşacaktırkuvvetçe zayıf olsalar bile. Haklı gayelerine düşmanlık ve intikam hislerinin tahrikiyle kaba kuvvet ile terör yoluyla ulaşabileceklerini zannedenler, içinde bulundukları zillet ve ızdıraptan kurtulmak istiyorlarsa, bu menfî hissiyatlarını bir kenara koyup yaklaşımlarını akl-ı selim ile tekrar gözden geçirmelidirler. Zaman ve im kanlarını nükleer veya kitle imha silahları geliştirmek veya elde etmek haya liyle seferber edenler ise zamanı geçmiş bu hayallerinden çabuk uyanmalıdır. Yoksa bu silahlar zamanın akışına çarpıp geri dönecek ve kendi başlarında patlayacak

Temel fizik prensiplerini dikkate almadan yapılan teknik çalışmalar na sıl fi yasko ile sona eriyorsa, sosyal prensiplere, mukteza-i hâle ve dünyanın ge nel gidişatına aykırı hareketler de ters tepki verecektir ve akim kalacaktır. Al lahın yardımını isteyen, Allahın koydu u kanunlara itaat etmelidir. Yoksa asi muamelesi görüp red cevabı alacaktır. Bediüzzamanın ifadesi ile Kim tev fik [Cenab-ı Hakkın kuluna yardım etmesi] isterse, âdetullah ve hil kat ve fıt rat ile aşinalık etmek ve dostluk etmek gerektir. Yoksa, fıtrat tevfiksizlikle bir cevab-ı red verecektir. Cereyan-ı umumî ise, muhalif hare kette bulu nan la rı adem-âbâd hiçahiçe atacaktır. (Muhakemat, s. 152)
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Kitle imha silahları

Gittikçe daha da küçülen ve sıkı bir haberleşme a ı ile örülen dünya mız da, genel toplum kanaatine aykırı hareket etmek son de rece zor bir hale gel miş tir ve insanlı ın ortak vicdanı kitle imha si lahlarının kullanımı önünde en bü yük engeldir. İkinci Dünya Savaşından beri birçok savaşlar olmasına ra men, Vietnam Savaşında elli binden fazla kayıp veren ABD dahil hiçbir ül ke nin nükleer silah kullanmaya cüret edememesi bunun açık bir delilidir. Nük leer silah kullanımını mazur gösterebilecek tek şey nükleer bir saldırıya ma ruz kalma korkusudur ve denebilir ki nükleer ve di er kitle imha silahları teh didine karşı en büyük güvence bu tür silahlara kapıyı sonuna kadar kapa mak tır.

Bediüzzaman, hiç bir günahkar başkasının günahını yüklenmez (Enam Sû resi, 6:164) âyetini en adil bir düstur-u Kuranî olarak takdim etmekte ve kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldü rür se, bütün insanları öldürmüş gibidir (Maide Sûresi, 5:32) âyetini de Bir ma sumun hayatı, kanı, hattâ umum beşer için olsa da heder olmaz. İkisi na zar-ı kudrette bir oldu u gibi, nazar-ı adalette de birdir (Sünuhat, s. 11) di ye rek izah etmektedir. Bu izahlar ışı ında, bir Müslümanın sayısız masum in san, hayvan ve bitkinin imhasına sebep olan kitle imha silahlarını kullan ma sı mümkün de ildir. Müslüman ülkelerin ellerindeki tüm kitle imha si lah la rını imha etmeleri, bu konudaki araştırma programlarına son vermeleri ve üzer lerine bu tür bombalar ya sa dahi asla aynıyla karşılık vermeyecekle rini, çün kü bunu insanlık dışı bir davranış ve bir vahşet olarak gördüklerini tüm dün yaya ilan etmeleri, İslâmiyet ve Müslümanlar hakkındaki kalın yanlış imaj kabu unun parçalanıp muhabbet dolu özünün ortaya çıkmasında bir atom bombası etkisi yapacaktır. Unutulmamalıdır ki, bugün bile bir çok sa va şın ifade edilen gerekçesi gelmesi muhtemel bir hücumu önceden ön le me dir. Asılsız korku ve evhamların yok edilmesi bu tür savaşların gerek çelerini or ta dan kaldıracak ve dünya daha güvenli bir hale gelecektir.
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Bediüzzaman, Batı dünyası ile İslâm âlemi arasındaki medeniyetler ça tış ma sına do ru gitti i iddia edilen gerginli in ve güvensizli in asılsız ev ham lar dan kaynaklandı ını ifade etmekte, İslâm güneşi önünde bir set oluş turan bu evham bulutlarının, kişilerin gerçekleri ö renme arzusu, insanlık sevgisi ve insaf hisleri ile donatan e itim ile da ıtılaca ını bildirmektedir: En bi rin ci mani ve bela budur: Biz ile ecnebiler; bazı zevahir-i İslâmiyet [İslâmiyetin dış görünüşü] ve bazı mesail-i fünun ortasında hayal-i bâtıl (!) ile tevehhüm ey le di imiz müsademet [çarpışma] ve münakazattır [zıtlaşma]. Âferin ma a ri fin himmet-i feyyazanesine ve fünunun himmet-i merdanesine ki; meyl-i ta har ri-i hakikat ve muhabbet-i insaniyet ve meyl-i insaf olan hakaiki techiz ede rek o manilere gönderip zîr ü zeber etmiş ve ediyor. Evet en büyük sebeb ki: Bizi dünya rahatından ve ecnebileri âhiret saadetinden mahrum eden, şems-i İslâmiyeti münkesif ettiren, sû-i tefehhüm [yanlış anlama] ile teveh hüm-ü müsademet ve muhalefettir. (Muhakemat, s. 10

Bediüzzaman, sosyal ilimler, fen ilimleri ve iman ilimlerini barıştıran Ri sa le-i Nurun asayişin bir muhafızı oldu unu belirtmekte ve insanların akıl ve kalplerindeki manevî tahribatı ancak manevî atom bombaları ile tamir edi le bilece ini ifade etmektedir: Şimdi umum beşerde sulh-u umumî için, yani be şerin ifsad edilmemesi için çareler aranıyor, paktlar kuruluyor. (...) İşte na sıl ki bu vatan ve millette Risale-i Nur emniyet ve asayişin ihlâline sair mem leketlerden daha ziyade esbap bulunmasına ra men asayişi temin et me si gösteriyor ki; o Do u Üniversitesinin tesisi, beşeri müsalemet-i umu mi yeye mazhar kılacaktır. Çünkü şimdi tahribat manevî oldu u için ona mu ka bil tamirci manevî bir atom bombası lâzımdır. İşte bu zamanda tahri batın ma nevî oldu una ve ona karşı mukabelenin de ancak tamirci manevî atom bom basıyla mümkün olabilece ine katî bir delil olarak üniversitenin mebde ve çekirde i olan Risale-i Nurun bu otuz sene içerisinde Avrupadan gelen deh şetli dalalet ve felsefe ve dinsizlik hücumlarına bir sed teşkil etme sidir. O ma nevî tahribata karşı Risale-i Nur tamirci ve manevî bir atom bombası ol muş. (Emirda Lahikası-2, s. 186)
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
İslâm adına terör, İslâma zulüm ve hıyanettir

Güneşin ışı ı her saydam şeyde yansıdı ı ve her saydam şey bir küçük gü neşi içine aldı ı gibi, bireylerin iyi veya kötü hareketleri de ait oldukları kü renin üyelerine yansır ve bir hareket, kürenin büyüklü üne göre, binler hat ta milyonlar olur. Bediüzzamanın ifadesi ile: İşte bu kudsî milliyetin ra bıtasıyla, umum ehl-i İslâm bir tek aşiret hükmüne geçiyor. Aşiretin efradı gi bi İslâm taifeleri de, birbirine uhuvvet-i İslâmiye ile mürtebit ve alâkadar olur. Nasıl ki bir aşiretin bir ferdi bir cinayet işlese, o aşiretin bütün efradı, o aş iretin düşmanı olan başka aşiretin nazarında müttehem olur. Güya herbir ferd o cinayeti işlemiş gibi, o düşman aşiret onlara düşman olur. O tek cina yet, binler cinayet hükmüne geçer. E er o aşiretin bir ferdi o aşiretin mahi ye tine temas eden medar-ı iftihar bir iyilik yapsa, o aşiretin bütün efradı onunla iftihar eder. Güya herbir adam, aşirette o iyili i yapmış gibi iftihar eder. İşte bu mezkûr hakikat içindir ki, bu zamanda, hususan kırk-elli sene sonra seyyie, fenalık işleyenin üstünde kalmaz. Belki milyonlar nüfus-u İslâmiyenin hukuklarına tecavüz olur. Kırk-elli sene sonra çok misalleri gö rülecek. (Hutbe-i Şamiye, s. 53) Şimdi bir günah birlikte kalmaz, bine çı kar. (Münazarat, s. 66)

İslâm âleminin Müslümanlardan sudur eden teröre karşı şaşkınlı ı ve sus kun lu u hayret vericidir. Sanki Müslümanlarla başkaları arasındaki ihtilaf lar da Müslümanların yanında yer almak din kardeşli inin bir gere idir. Hal bu ki, İslâm do ruluktur ve Müslüman sadece do ru hareketlerin destekçisi ola bi lir. Sıdk, İslâmiyetin üss-ül esasıdır [hakiki sa lam temel] ve ulvî seci ye le ri nin rabıtasıdır ve hissiyat-ı ulviyesinin mizacıdır. Öyle ise, hayat-ı iç ti ma i ye mizin esası olan sıdkı, do rulu u içimizde ihya edip onunla manevî has ta lık larımızı tedavi etmeliyiz. Evet sıdk ve do ruluk, İslâmiyetin hayat-ı içti ma i yesinde ukde-i hayatiyesidir. (Hutbe-i Şamiye, s. 45)

Terör ile İslâm, gece ile gündüz gibi birbirine zıttır ve terörist en başta İs lâmı tahrip eder. Bir Müslümanın her hareketini desteklemek hamiyet de il, kör tarafgirliktir. Ve bir zulmü İslâm adına desteklemek, en başta İslâmiyete zu lümdür, İslâmın zulümle eşde er tutulmasına sebeptir ve İslâm güneşinin önü ne bir set çekmektir. Bediüzzamanın ifadesi ile Bir adam zâtı için se vilmez. Belki muhabbet, sıfat veya sanatı içindir. Öyle ise herbir Müs lü ma nın herbir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadı ı gibi, herbir kâfi rin dahi bü tün sıfat ve sanatları kâfir olmak lâzım gelmez. (Münazarat, s. 32)
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Hatta İslâmiyete olan hakiki sadakat ve muhabbet, İslâmiyeti yanlış tem sil edenlerle mücadele edilmesini gerektirir. Geçmişte, dünyanın yuvarlaklı ı ile ilgili hükümler bize bu konuda ışık tutabilir: [İmam-ı Gazalî] şöyle bir fet va göndermiş: Kim küreviyet-i arz gibi bürhan-ı katîyle sabit olan bir em ri, dine himayet bahanesiyle inkâr ve reddetse; dine cinayet-i azîm etmiş olur. Zira bu, sadakat de il, hıyanettir. (...) [Hüseyn-i Cisrî] yüksek sesle mün kir-i küreviyeti tehdit etti i gibi, hakikat kuvvetiyle pervasız olarak der: Kim dine istinad ile, himayet yolunda müdevveriyet-i arzı [dünyanın yuvar lak lı ı] inkâr eder ise sadîk-ı ahmaktır, adüvv-ü şedidden [şiddetli düşman] da ha ziyade zarar vermiş olur. (Muhakemat, s. 56)

Açıkça ifade edildi i gibi, din adına yanlış iş yapanlar, ne kadar sadakatli ve iyi niyetli olurlarsa olsunlar, dine en şiddetli din düşmanından daha çok za rar vermiş olurlar. Cahil dost, düşman kadar zarar verebilir. Öyle ise şim d iye kadar yalnız düşmanın tarafına bakıp eldeki elmas kılınçla onların tef rit lerini kırardım; fakat şimdi mecburum: Öyle dostların terbiyeleri için, onların avamperestane ve ifratkârane olan hayalâtlarına, o kılıncı bir derece iliştirece im. (Muhakemat, s. 51) Bu sebeple, İslâm adına yanlış iş yapan Müs lümanlarla mücadele, din düşmanlarıyla mücadele gibidir. Düşmanlıkla mü cehhez bazı tahripkar meyilli ruhlardan, İslâm ile sulansalar bile, yine düş manlık ve tahrip çıkar. Arı su içer bal akıtır, yılan su içer zehir döker. (Mü nazarat, s. 80) Keza, âlemi nurlandıran nazenin güneş ışı ı, tabiatları bo zul maya meyyal olan şeyleri de kokuşturur.
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Müslümanların yanlış hareketlerde birbirine taraftar ve destek olmaları, illa İslâm kardeşli inin de il, belki siyasî taraftarlı ın bir tezahürüdür. Be di üz zaman bunun ölçüsünü de şöyle verir: Kim fâsık siyasetdaşını, müte dey yin muhalifine, sû-i zan bahaneleriyle tercih etse, muharriki siyasetçilik tir. Hem umumun mal-ı mukaddesi olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi mes lek taşlarına daha ziyade has göstermekle, kavî bir ekseriyette dine aleyhtar lık mey li uyandırmakla nazardan düşürmek ise, muharriki tarafgirliktir. (Sü nu hat, s. 48)

Bediüzzaman, silah ile mücadelenin zamanının geçti ini, artık mücadele nin güzel davranışlar ve her sahada ilerleme ile olaca ını ifade eder: Evet, na sıl ki eski zamanda İslâmiyetin terakkisi, düşmanın taassubunu parçala mak ve inadını kırmak ve tecavüzatını defetmek, silâh ile kılınç ile olmuş. İs tik balde silâh, kılınç yerine hakikî medeniyet ve maddî terakki ve hak ve hak ka niyetin manevî kılınçları düşmanları ma lup edip da ıtacak. (Hutbe-i Şa mi ye, s. 35)

İnsanlık, vahşet ve cehalet devrinden medeniyet ve ilim devrine geçiyor. Me denileşme sürecini tamamlamış dünyada savaşlar silahlarla de il, ancak ke li melerle olur. Bela at ve delil ile akılları fetheden, insanları ve dünyayı da fet heder. Bu ittihadın meşrebi, muhabbettir. Husumeti ise, cehalet ve zaru ret ve nifakadır. Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki bu ittihadımız, bu üç sı fata hücumdur. Gayr-ı müslime karşı hareketimiz iknadır. Zira onları medenî bi liriz. Ve İslâmiyeti mahbub ve ulvî göstermektir. Zira onları munsif zanne di yoruz. (Hutbe-i Şamiye, s. 90)

Bediüzzaman, düşmanlı ın vaktinin geçti ini ve zamanın artık muhabbet za manı oldu unu ifade eder: Husumet ve adavetin vakti bitti. İki harb-i umumî adavetin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm oldu unu gös terdi. İçinde hiçbir fayda olmadı ı tezahür etti. Bütün hayatımda, ha yat-ı içtimaiye-i beşeriyeden katî bildi im ve tahkikatların bana verdi i ne ti ce şudur ki: Muhabbete en lâyık şey muhabbettir ve husumete en lâyık sıfat hu sumettir. Yani hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyıktır. Ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zîr ü zeber eden düşmanlık ve adavet, her şey den ziyade nefrete ve adavete ve ondan çekilmeye müstehak ve çirkin ve mu zır bir sıfattır. (Hutbe-i Şamiye, s. 51)
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
İslâmla ilişkilendirilen terörün yıllardır dünya gündemini meşgul etme si ne ra men İslâm âleminin olaylara seyirci kalması ve terörle alakalı net bir po zisyon almayışı İslâm ile terörü ba daştıran önyargıları kuvvetlendirmek te dir. Terör olaylarına gösterilen münferit tepkilerin cılızlı ı ve tutarsızlı ı da ne Müslümanlar üzerinde etkili olmakta ve ne de İslâmın lekelenen imajını dü zeltmeye yetmektedir. Bu da İslâma saplanan her hançeri kendi ba rında his seden samimî Müslümanları rahatsız etmekte ve onları çaresizlik ve ümit siz li e sevk etmektedir. İslâm âlemindeki bu lakaytlık, yeis ve fikir kargaşa sı nın esas sebebi otorite boşlu udur ve bu boşlu un derhal doldurulması ge rekir. Bu boşlu un eski zamanlarda oldu u gibi tek bir kişi ile de il, İslâm âleminin en temeyyüz etmiş âlimlerinden oluşan 20-30 kişilik bir şûra ile doldurulması lazımdır. İslâm âlemi muazzam bir şahs-ı manevî teşkil eden böyle bir şûraya itimat edecek, kararlarına imtisal edecek ve şûra kararlarına kar şı çıkan münferit cılız seslere itibar etmeyecektir. Bu, aynı zamanda mey da nı boş bulup saf zihinleri ifsat eden bozguncuları da teşhir edecek ve onla rın dışlanmasını temin edecektir. Bir dane-i hakikat bir harman hayalâta mü reccahtır. (Muhakemat, s. 25) Böylelikle İslâmı ve Müslümanları töhmet al tında bırakan evham da ılacak, yesin yerini ümit alacak ve Asya kıta sı nın ve istikbalinin keşşafı ve miftahı, şûradır (Hutbe-i Şamiye, s. 60) tes pi ti tahakkuk edecektir.

Bediüzzaman bir yüksek istişare heyeti ihtiyacını şöyle ifade eder: Bu mev ki öyle bir vaziyete getirilmelidir ki, âlem-i İslâm ona itimat edebilsin. Hem menba, hem makes vaziyetini alsın. Âlem-i İslâma karşı vazife-i di ni yesini hakkıyla îfa edebilsin. Eski zamanda de iliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâ hid idi. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferid bir şahıs olabi lirdi. Onun fikrini tashih ve tadil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanı dır. Hâ kim, ruh-u cemaatten çıkmış az mütehassis, sa ırca, metin bir şahs-ı ma ne vîdir ki, şûralar o ruhu temsil eder. Şöyle bir hâkimin müftüsü de ona mü ca nis [aynı cinsten olan] olup, bir şûra-yı âliye-i ilmiyeden tevellüd eden bir şahs-ı manevî olmak gerektir. Ta ki, sözünü ona işittirebilsin. Dine taal luk eden noktalardan, sırat-ı müstakime sevk edebilsin. Yoksa ferd dâhî de olsa, ce maatin ferd-i manevîsine karşı sivrisinek kadar kalır. (Sünuhat, s. 33)

Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyedeki saadetlerinin anahtarı, meş veret-i şeriyedir. Ve emruhum şûrâ beynehum âyet-i kerimesi, şûrayı esas olarak emrediyor. Evet nasılki nev-i beşerdeki telahuk-u efkâr ünvanı al tında, asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün be ş eriyetin terakkiyatı ve fünununun esası oldu u gibi; en büyük kıta olan As yanın en geri kalmasının bir sebebi, o şûra-yı hakikiyeyi yapmamasıdır. (Hut be-i Şamiye, s. 60)
 

KIRIKMIZRAP

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
910
Aldığı Beğeniler
1
Takım
Galatasaray
Hakikî iman, terör ile ba daşamaz

Muhabbet kayna ı olan hakikî iman ile nefret ve düşmanlık tezahürü olan te rör ba daşamaz. Ne yazık ki düşmanlık hissinin insana hayatını feda ettire cek derecede hakim olması, bir karıncayı ezmekten insanı men eden imanın en yüksek derecesi ile karıştırılıyor. Nefsin hakimiyeti kalbin ulviyeti, ceha let çukurları ise ilmin şahikaları zannediliyor. En derin uyku intibah sanılıyor ve Bediüzzamanın ifadesi ile: Gençli imde en yüksek bir intibah şahika sı na çıktı ımı sanıyordum. Şimdi anlıyorum ki, o intibah intibah de ilmiş. An cak uykunun en derin kuyusunda bulunmaktan ibaret imiş. (...) Onların mi sa li, rüyasında güya uyanıp, rüyasını halka hikâye eden naim meselidir. Hal bu ki rüyasında onun o intibahı, uykunun hafif perdesinden derin ve kalın bir per deye intikal etti ine işarettir. Böyle bir naim ölü gibidir. (Mesnevî-i Nu ri ye, s. 125) İslâm adına teröre tevessül edenleri şiddetle sarsmak ve on ları bu derin yanılgıdan uyandırmak gerekir.

İslâmda esas olan Allah için sevmek, Allah için bu z etmek ve Allah için hü küm vermektir. Aksi halde nefsin tahrikiyle hareket edilir ve adalet yerine zul medilir. Ve kalplere sevgili olması gereken İslâm, korku ve terör ile öz deş leştirilir. Bunu teyit için Bediüzzaman şu ibretli hadiseyi nakleder: Bir va kit, İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, bir kâfiri yere atmış. Kılıncını çekip kese ce i zaman, o kâfir ona tükürmüş. O kâfiri bırakmış, kesmemiş. O kâfir, ona de miş ki: Neden beni kesmedin? Dedi: Seni Allah için kesecektim. Fakat ba na tükürdün, hiddete geldim. Nefsimin hissesi karıştı ı için ihlasım zede len di. Onun için seni kesmedim. O kâfir ona dedi: Beni çabuk kesmen için se ni hiddete getirmekti. Madem dininiz bu derece sâfi ve hâlistir, o din hak tır. dedi. (Mektubat, s. 268) Ve şiddetle ikaz eder: Allah için sevmek, Al lah için bu z etmek düstur-u Rahmanî yerine, eliyazü billah, Siyaset için sev mek, siyaset için bu z etmek düstur-u şeytanî hükmedip, melek gibi bir ha kikat kardeşine adavet ve el-hannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve tarafdarlık ile zulmüne rıza gösterip, cinayetine manen şerik eylemesin. (Kas tamonu Lahikası, s. 123)
 
Üst Alt