Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

erni

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Eyl 2007
Mesajlar
329
Aldığı Beğeniler
1
Konum
izmir
Takım
Galatasaray
Kenz'ül ins kardeş neden böyle dediniz anlayamadım zaman cemaat zamanıdır tarikat değildir herkesin gönlünde bir aslan yatar ama sonuçta varılacak yer aynıdır mesela hedef istanbul ben bursa üzeri gidiyorum sende çanakkale üzeri sonuçta istanbula gelcez inşaallah selametle hakkını helal et
 

mihru vefa

talib-i aşk
 
Üyelik Tarihi
3 Nis 2007
Mesajlar
200
Aldığı Beğeniler
4
Takım
Galatasaray
ORiJiNAL YAZARI : Kenz'ül İns
Zaman Tarikat zamani değil zaman cemaat zamanidir...

Din, camiyle, mescidle, cemaatle sınırlı değil.

Yalnızca namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek de değil.

Din, hayatın tamamıdır. Yerken, içerken, yürürken, konuşurken... hayatın her alanındadır.

Her an yol üzerinde olmak, dosdoğru olmaktır.

Dinin kalbî hükümlerini konu alan tasavvuf da hep onunla beraberdir.

Yani dinin, doğruluğun, kulluğun olduğu her yerde...
Şurası açık ki, müslüman olarak yerine getirmekle mükellef olduğumuz amellerin bir zahirî, bir de batınî yönü vardır. Mesela namazı ele alalım. Hadis alimleri, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimizin Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız, siz de öyle kılın (Buharî) emri doğrultusunda namazla ilgili bütün hususları nakletmişlerdir.

Fıkıh alimleri, rivayetlerde nakledilen hususlara dayanarak, namaz kılan için farz, vacib, sünnet, müstehab, mekruh... olan şeyleri açıklamışlardır. Bunlara riayet edildiği zaman namaz zahiren kılınmış, namaz borcu zimmetten düşürülmüş olur.

İbadet görünürde tamam ama

Ancak bir de namaz kılan kimsenin riayet etmesi gereken batınî hususlar vardır ki, bunları da Tasavvuf ehli, yine Kuran ve Sünnete dayanarak izah ve beyan etmişlerdir. Kuranda Namazlarını huşu içinde kılan müminler felâha ermiştir (Müminûn, 1-2) buyurulmuştur. Namazı zahiren farz, vacip, sünnet... lerine riayet ederek kılmak başka, namazda huşu içinde olmak başkadır.

Kalbini huşua alıştırmamış kimseler için esasen namazda huşulu olmak mümkün değildir. Hayatının diğer alanlarında huşua yabancı kalmış bir kimsenin, kalbini huşua alıştırması, dolayısıyla namazda da huşulu olması imkânsızdır. Huşuun arzu edilen seviyede gerçekleşmesi için onunla yakından ilişkili diğer hususlara bakmak ve konuyu onlarla bütünlük teşkil edecek şekilde ele almak gerekir. Bunu da Tasavvuf ehli yapar.

Mesela İmam-ı Gazzâlî k.s. meşhur İhyâsında namazın zahirî şart ve rükünlerini zikrettikten sonra, namazın batınî şartlarının beyanı için özel bir bölüm açmış, huşu ve huzur-u kalp gibi meseleleri zikrederek sayfalarca bunların izahını yapmıştır ki, burada yer veremeyeceğimiz kadar uzun olduğu için aslından okunması gerekir (İhyâ, 1/165 vd.).

Tasavvuf temelde kalp ile ilgilenir; kalbî hastalıkların tedavisini amaçlar; her bir hastalığın diğerleriyle ilişkisini dikkatimize sunar. İstikamet, amelde kemal ve imanda yakîn hep kalpte olup biten hususlar olduğuna göre, Tasavvuftan bahsettiğimizde bunları kasdetmiş oluyoruz.

O halde Tasavvufun hayatımıza etkisi ne kadar yaygın ve derin ise, müslüman birey olarak, komşu olarak, eş olarak, ebeveyn olarak, işçi veya işveren olarak... kıymetimizin de o kadar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Tasavvuf, bireysel arınma ve kurtuluşla sınırlı bir gayreti değil, bununla birlikte başkalarının arınmasına ve kurtulmasına da çaba sarf etmeyi, bu yolda gönüllü olarak hizmet ehli olmayı hedef gösterir. Hatta bunu bir görev bilinciyle ve samimiyetle yapmayı öngörür ve bu noktada gururu, başa kakmayı ve gösterişi, riyayı... kesin bir tavırla zemmeder.

Hayatı hayırda yarış temeline oturtan Tasavvuf için başkalarına en fazla hayırlı olan kimse en hayırlı insandır. Bunun Mümin, insanlara ülfet eden, kendisine de ülfet edilen kimsedir. Başkalarına ülfet etmeyen ve kendisine de ülfet edilmeyen insanda hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır (Taberânî, el-Mucemul-Evsat, 6/638, Münâvî, Feydul-Kadîr, 6/253) şeklindeki hadis üzerine temellenmiş bir anlayış olduğuna dikkat edilmelidir.

Dolayısıyla insanı, ruhunu ve kalbini kirleterek maddeye bağımlı hale getiren modern hayat tarzının tek alternatifi Tasavvuftur. Çünkü Tasavvufun temel hedefi, ruhî ve kalbî hayatı müstakim kılıp, ruh temizliğini ve kalp safiyetini hayatın bütün alanlarına yaymaktır demek yanlış olmayacaktır...
 

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
benim yazdığım yer risale i nurdan 5.mektup fakat bakıyorum ki insanlar gözlüklerini cıkarmadan okudukları icin hic anlıyamıyorlar ne demek istediğini üstad bediüzzamanın

acıkcası hakaik i imaniyenin ne olduğu bilinmediği icin halen tasavvufta tasavvuf diye tutturmus kardeşler...

Ne diyelim vardır bir hikmeti herkez hakikatı anlasa sorun kalmicak zaten ama anlamak icin değilde karsılık vermek icin okunuyor herhalde yazılar o nedenle anlasılmıyor...

Hak serleri hayr eyler ...

Zannetmeki gayr eyler...

arif olan anı seyr eyler ...

görelim mevlam ne eyler ,ne eylerse güzel eyler...

Arif olup anı seyret yada cahil ol cile cek...
 

sürmeli

Bir_Katre
 
Üyelik Tarihi
20 Ağu 2006
Mesajlar
3,305
Aldığı Beğeniler
26
Takım
Diğer
Tarîkat ve hakikat, vesilelikten çıkmamak gerektir. Eğer maksud-u bizzât hükmüne geçseler; o vakit şeriatın muhkematı ve ameliyatı ve Sünnet-i Seniyeye ittiba, resmî hükmünde kalır; kalb öteki tarafa müteveccih olur.

Mektubat > 29. Mektub


Bir hadis-i kutsîde, kulun Allaha, en fazla farzlarla, ondan sonra nafilelerle yaklaştığı haber verilir. Tarikatların temeli, nafile ibadetlerin artırılmasıyla Allaha yakınlaşmada mertebeler kat etmektir.

Buna göre tarikat bizzat maksat değildir; Allaha yaklaşmanın, Onun rızasına ermenin bir vasıtasıdır. Bu noktada birinci sırayı farzlar aldığına göre, bir tarikat ehli, farzlarda ihmal gösterdiği takdirde, tarikatının virtlerini ne kadar hassasiyetle yerine getirirse getirsin, kaybı kazancından fazla olur.

Üstadın bu tespiti dikkatle incelendiğinde, hem tarikatın hem de hakikat mesleğinin birer vesile, birer vasıta oldukları, bunlarla ulaşılacak ana hedefin ise Kuranın emirlerini hayata mal etmek ve sünnete uyma konusunda daha fazla hassasiyet kazanmak olduğu ortaya çıkar. İnsan daha fazla zikretmek, daha fazla nafile ibadet yapmakla büyük sevaplara nail olabilir.

Ancak, bunlardan elde edeceği asıl netice, Allahın emir ve yasaklarında daha fazla hassasiyet göstermek, namazlarını huzur ve huşu ile kılmak, zekâtını hakkıyla vermek, bununla da yetinmeyip sadakasını artırmak, kısacası şeriata daha fazla uymaktır.


Tarikat buna hizmet ettiği ve buna vesile olduğu müddetçe insan için büyük bir feyiz ve sevap kapısı olur. Şeriata uyma hususunda, Üstadın tabiriyle, resmî davranıp, asıl hassasiyetini tarikatın zikrinde gösteren insan, tarikatın hakikatine erememiş demektir.

Kâinatın, insanın ve bu âlemdeki hadiselerin hakikatini anlamaya, hikmetlerini öğrenmeğe çalışan insanlar da bu tefekkürlerinin, bu gayretlerinin azim sevabını alırlar. Ancak, bu gayretler, bu tefekkürler de asıl maksat değillerdir. Bunlar, kişiyi şeriata daha fazla uymaya sevk ediyorsa, hakikat mesleği, gayesine ulaşıyor demektir. Demek oluyor ki, tarikat gibi hakikat da şeriata hizmet edecek ve insanı, hâl ve etvar ve ahlâkıyla Kuranı okuma makamına çıkaracaktır.

Bediüzaman Hazretleri, Maksud-u bizzât olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın îsal edici bir yol buldum. der. (Mesnevî-i Nuriye)
Şeriat konusunda da şu tespitte bulunur:

Şeriatta yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü-l emrler düşünsünler. (Divan-ı Harb-i Örfî)

Bu ifadeye göre, bizzat maksut olan ilimler, imânâ, ibadete, ahlâka, fazilete dair ilimlerdir. Diğer ilimler bunlara vesile oldukları nispette değer kazanırlar. Nur Külliyatından gereği gibi istifade edebilen bir insan bu ilimlere sahip olabilir. Yirmidokuzuncu Mektupta şeriatın imanî ve amelî cenahlarıyla makamat-ı âliyede uçmak ifadesine yer verilir. Buna göre gerek tarikat, gerekse hakikat mesleğinde gidenler için, manevî makamlarda yükselmenin yolu şeriata tam bağlılıktan geçer.

Şeriat; imanî ve amelî olmak üzere iki kola ayrılıyor. Yani hem kuvvetli bir imana sahip olunacak, hem de amel âlemi bu imânâ uygun şekilde tanzim edilecektir.

alıntı
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
paylasim icin Allah razı olsun ellerine sağlık....
 
Üst Alt