- Üyelik Tarihi
- 29 Ocak 2008
- Mesajlar
- 3
- Aldığı Beğeniler
- 0
Risale-i Nur, Kuran-ı Muciz-ül Beyanın bir mucize-i maneviyesi olması ve asrımızın efkarının anlayışına hitap eden mahiyeti ve bu zamanın fehmine bir dersi olması noktasından büyük bir ehemmiyet kazanmıştır.
Bu acip asrın dehşetli hadisatlarına ve hastalıklarına karşı Kuran-ı Muciz-ül Beyanın tiryakmisal ilaçlarını neşreden Risale-i Nur dayanabilir ve onun halis ve metin ve sebatkar talebeleri mukabele edebilir. Her yönüyle dünya hayatını ahrete tercih etmek olan bu zamanın en dehşetli hastalığına mukabil Risale-i Nur, pek çok bîçarelerin imdadına koşması ve imanlı nesiller yetiştirmesi ile bu zamanda ona ne kadar ihtiyaç olduğu malumdur.
Madem ki Risale-i Nur, bu asır ve gelecek asırlar için yazılmış ve zamanımızın en müthiş hastalıklarına çareleri gösteriyor. Bu zamanda Kuran-ı Muciz-ül Beyanın hakiki bir tefsiri ve hakikatlerinin bürhanı olması dolayısıyla asrın yaralarına ve hastalıklarına deva sunmasıyla, elbette bizlere düşen vazife, hadisata Risale-i Nurun gözüyle bakmaktır. Buna dair:
Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selamet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakikî ehl-i İmân ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatle girenlerdir.
Çünkü bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkiki derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp herşeyde kemal-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemal-i teslimiyet ve rızayla, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler.
İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, hadsiz tecrübeleriyle, Risale-i Nur'un imanî ve Kur'ani derslerinde bulabilirler ve buluyorlar. (Kastamonu Lahikası)
Risale-i Nurun bir talebesi, Risale-i Nura çalışamadığının sebebi olarak geçim derdinin ziyadeleşmesi olduğunu söyledi. Bize göre geçim derdinde olan bir kişinin daha çok çalışması gerekmektedir. Daha çok dünyaya çalışmalı ki geçim derdinden kurtulsun. Halbuki üstadın verdiği cevap: Risale-i Nur'a çalışmadığın için derd-i maişet sana şiddetlendi. Çünkü bu havalide her talebe itiraf ediyor ve ben de ediyorum ki, Risale-i Nur'a çalıştıkça, yaşamakta kolaylık ve kalbde ferahlık ve maişette suhulet görüyoruz. (Kastamonu Lahikası) Çoğu kişinin düşündüğünün tam tersi bir cevap vermiştir.
İslamiyete daha iyi hizmet edebilmek için cemiyetin efkarında dünyevi makam ve mertebelere geçmek sevdası vardır. Böylece daha iyi hizmet edileceği kanısındadırlar. Halbuki Risale-i Nurun ölçüsüne göre: dünyevi makam ve mertebeler pek ehemmiyetsizdir İslamiyete hizmet için dünyevi mertebelerde ilerlemenin pek ehemmiyetsiz olduğunu öncelikle Bediüzzaman Said Nursi, kendisine teklif edilen maaş, milletvekilliği, Doğu Anadolu Umumi Vaizliği gibi makamları reddetmesiyle göstermiştir. İlginçtir ki devamında Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi olmayan ve sırr-ı ihlâsı taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. demiştir. İslama hizmet için illa ki dünyevi makamlara geçmenin lazım gelmediği, bilakis dünyevi makamlarda insanın dinini muhafaza etmesi zorlaşacağı gibi hizmeti de noksan kalır. Yine risalede: Biz Risale-i Nur şakirtleri dünyaya çok ehemmiyet vermediğimizden& ifadesi yer almaktadır. Üstad: Meratib-i dünya, nokta-i nazarımda pek ehemmiyetsiz olmakla beraber& ifadesini kullanmıştır. Fetebiru&.
Cemiyetin hemen her ferdinde şu düşünce hakimdir. Müslümanlar dünyaya çalışmadıkları için geri kalmışlardır. Gerçekten de çok mantıklı bir düşünce olarak gözüktüğü halde işte verilen cevap: Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş; onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü mü'minde hırs sebeb-i hasârettir ve sefalettir. (Hırs, hasaret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir)
durub-u emsal hükmüne geçmiştir. (Lemalar, 17. Lema)
Geri kalmamızın sebebi dünyaya çalışmadığımız değil, dünyaya aşırı çalışmamızdır. Onun için bütün hissiyatıyla dünyaya sarılan milletimizin dünyaya ve hırsa sevk ve teşvik edilmesine ihtiyacı yoktur. Terakkiyat ve medeniyet bununla elde edilmez. Eğer ilerlemek istiyorsak daha fazla dine sarılmalıyız. Japon başkumandanının ifadesi: Hakîkat-i İslamiyetin kuvveti nisbetinde, Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslam temeddün edip terakkî ettiğini tarih gösteriyor. Ve ehl-i İslamın hakîkat-i İslamiyede zaafiyeti derecesinde tevahhuş ettiklerini, vahşete ve tedennîye düştüklerini ve herc ü merc içinde belalara, mağlûbiyetlere düştüklerini tarih gösteriyor. Sair dinler ise bilakistir... (Tarihçe-i Hayatı)
Bunun gibi cemiyetimizdeki pek çok hastalık ve yaralara Risale-i Nurun gözüyle bakmak lazımdır.
Bu acip asrın dehşetli hadisatlarına ve hastalıklarına karşı Kuran-ı Muciz-ül Beyanın tiryakmisal ilaçlarını neşreden Risale-i Nur dayanabilir ve onun halis ve metin ve sebatkar talebeleri mukabele edebilir. Her yönüyle dünya hayatını ahrete tercih etmek olan bu zamanın en dehşetli hastalığına mukabil Risale-i Nur, pek çok bîçarelerin imdadına koşması ve imanlı nesiller yetiştirmesi ile bu zamanda ona ne kadar ihtiyaç olduğu malumdur.
Madem ki Risale-i Nur, bu asır ve gelecek asırlar için yazılmış ve zamanımızın en müthiş hastalıklarına çareleri gösteriyor. Bu zamanda Kuran-ı Muciz-ül Beyanın hakiki bir tefsiri ve hakikatlerinin bürhanı olması dolayısıyla asrın yaralarına ve hastalıklarına deva sunmasıyla, elbette bizlere düşen vazife, hadisata Risale-i Nurun gözüyle bakmaktır. Buna dair:
Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selamet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakikî ehl-i İmân ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatle girenlerdir.
Çünkü bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkiki derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp herşeyde kemal-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemal-i teslimiyet ve rızayla, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler.
İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, hadsiz tecrübeleriyle, Risale-i Nur'un imanî ve Kur'ani derslerinde bulabilirler ve buluyorlar. (Kastamonu Lahikası)
Risale-i Nurun bir talebesi, Risale-i Nura çalışamadığının sebebi olarak geçim derdinin ziyadeleşmesi olduğunu söyledi. Bize göre geçim derdinde olan bir kişinin daha çok çalışması gerekmektedir. Daha çok dünyaya çalışmalı ki geçim derdinden kurtulsun. Halbuki üstadın verdiği cevap: Risale-i Nur'a çalışmadığın için derd-i maişet sana şiddetlendi. Çünkü bu havalide her talebe itiraf ediyor ve ben de ediyorum ki, Risale-i Nur'a çalıştıkça, yaşamakta kolaylık ve kalbde ferahlık ve maişette suhulet görüyoruz. (Kastamonu Lahikası) Çoğu kişinin düşündüğünün tam tersi bir cevap vermiştir.
İslamiyete daha iyi hizmet edebilmek için cemiyetin efkarında dünyevi makam ve mertebelere geçmek sevdası vardır. Böylece daha iyi hizmet edileceği kanısındadırlar. Halbuki Risale-i Nurun ölçüsüne göre: dünyevi makam ve mertebeler pek ehemmiyetsizdir İslamiyete hizmet için dünyevi mertebelerde ilerlemenin pek ehemmiyetsiz olduğunu öncelikle Bediüzzaman Said Nursi, kendisine teklif edilen maaş, milletvekilliği, Doğu Anadolu Umumi Vaizliği gibi makamları reddetmesiyle göstermiştir. İlginçtir ki devamında Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi olmayan ve sırr-ı ihlâsı taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. demiştir. İslama hizmet için illa ki dünyevi makamlara geçmenin lazım gelmediği, bilakis dünyevi makamlarda insanın dinini muhafaza etmesi zorlaşacağı gibi hizmeti de noksan kalır. Yine risalede: Biz Risale-i Nur şakirtleri dünyaya çok ehemmiyet vermediğimizden& ifadesi yer almaktadır. Üstad: Meratib-i dünya, nokta-i nazarımda pek ehemmiyetsiz olmakla beraber& ifadesini kullanmıştır. Fetebiru&.
Cemiyetin hemen her ferdinde şu düşünce hakimdir. Müslümanlar dünyaya çalışmadıkları için geri kalmışlardır. Gerçekten de çok mantıklı bir düşünce olarak gözüktüğü halde işte verilen cevap: Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş; onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü mü'minde hırs sebeb-i hasârettir ve sefalettir. (Hırs, hasaret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir)
durub-u emsal hükmüne geçmiştir. (Lemalar, 17. Lema)
Geri kalmamızın sebebi dünyaya çalışmadığımız değil, dünyaya aşırı çalışmamızdır. Onun için bütün hissiyatıyla dünyaya sarılan milletimizin dünyaya ve hırsa sevk ve teşvik edilmesine ihtiyacı yoktur. Terakkiyat ve medeniyet bununla elde edilmez. Eğer ilerlemek istiyorsak daha fazla dine sarılmalıyız. Japon başkumandanının ifadesi: Hakîkat-i İslamiyetin kuvveti nisbetinde, Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslam temeddün edip terakkî ettiğini tarih gösteriyor. Ve ehl-i İslamın hakîkat-i İslamiyede zaafiyeti derecesinde tevahhuş ettiklerini, vahşete ve tedennîye düştüklerini ve herc ü merc içinde belalara, mağlûbiyetlere düştüklerini tarih gösteriyor. Sair dinler ise bilakistir... (Tarihçe-i Hayatı)
Bunun gibi cemiyetimizdeki pek çok hastalık ve yaralara Risale-i Nurun gözüyle bakmak lazımdır.