- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
Geçmiş bir hayatın hikâyesi, o hayatın güzergâhı üzerinde, geleceğin hikâyesinin en azından bir taslağını ihtiva ediyorsa ancak o zaman bir anlam taşır.
Ve de değişim imkânları sunuyorsa…
Bir insan topluluğunda her değişim, o toplumu oluşturan kimselerin şuurunda doğar.
Direnme, dünyanın eski ve yürürlükteki kanununa göre yaşamayı veya bugünün uzantısı olacak bir geleceği yeniden üretmeyi reddetme, ancak kaosun, anlamsızlığın bilincine varmakla başlayabilir.
Bugün, bu bilinçlenmeye engel olan nedir? Milyarlarca insanın bilincini şekillendiren, bilgilendiren ve bozan nedir?
Dünyanın “para babaları” tarafından Hollywood’da üretilen, sinemalar, televizyonlar ve video kasetler aracılığıyla Dakar’dan Paris’e veya Taipei’ye kadar yayılan bir karşı kültür(anticulture).
Sinemalar, konferanslı film gösterileri, kiralanan video kasetler , televizyon izlenme oranları şunu açıkça gösteriyor ki : Dünyaya yayılan hayat sanal görüntülerinin ezici çoğunluğu, korku filmleriyle şiddeti ve dehşeti sıradanlaştırma amacı taşıyor. Meselâ Tarzan’dan James Bond’a uzanan macera filmleriyle en güçlünün ve yenilmezin efsanesini yüceltmeyi; kovboy filmleriyle ırkçılığı övmeyi, polisiyelerle de düzeni ve kanunu çiğnemeyi hedefliyor.
Uyuşturucu ve aşırı gürültülü müzikten oluşan bütün yapay kareleriyle putlara tapınma ve onların sahte hayatlarının putlaştırılması.
Bir gencin bu yabancılaşmaya ve yozlaşmaya direnebilmesi için kahraman olması gerekiyor.
Bu konuda ona kim yardım edebilir? Bir otoriteden yoksun parçalanmış aileler mi? Hayatî sorunlara artık çözüm getiremeyen, kendi cinsel saplantıları üzerinde, sanki o saplantılar çağımızın tek sıkıntısıymış gibi, ahlâk dersi veren, libido birikimlerinden çıban çıkaran, boş veya ara sıra dinî törenlerle dolan kiliseler mi? Ekonominin, tekniğin yahut devlet aygıtının ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir uyum ve bütünleşme aracı hâline gelmiş (televizyonun yanında etkisi önemsizleşen) okullar mı?
Bizlere sunulan tarihe bakış açısı, tahrif ettikleri statükoyu bir efsanenin tamamlanmış şekli olarak sunan galiplerin bakış açısıdır.
Bize öğretilen tarih, atlının piyadeye veya demir silâhlının tunç silâhlıya üstünlüğü sayesinde ileri medeniyetlere galebe çalan barbar istilâlarından, topun kıtaları ve kültürlerini ezip geçtiği sömürgecilik dönemine kadar, silâh gücüyle dayatılan ve iş bittikten sonra sözde bir kültür gelişmişliğiyle haklı gösterilen hükümranlıkların tarihidir.
Öğretilen devrimler tarihi de, zafer kazanan kölenin, kendi köle ruhuyla, yeni bir kölelik düzeni kurduğu, intikam diyalektiğine dönüşmüş bir devrimler tarihidir.
Hakiki tarih, ruhun tarihidir.
Ve de değişim imkânları sunuyorsa…
Bir insan topluluğunda her değişim, o toplumu oluşturan kimselerin şuurunda doğar.
Direnme, dünyanın eski ve yürürlükteki kanununa göre yaşamayı veya bugünün uzantısı olacak bir geleceği yeniden üretmeyi reddetme, ancak kaosun, anlamsızlığın bilincine varmakla başlayabilir.
Bugün, bu bilinçlenmeye engel olan nedir? Milyarlarca insanın bilincini şekillendiren, bilgilendiren ve bozan nedir?
Dünyanın “para babaları” tarafından Hollywood’da üretilen, sinemalar, televizyonlar ve video kasetler aracılığıyla Dakar’dan Paris’e veya Taipei’ye kadar yayılan bir karşı kültür(anticulture).
Sinemalar, konferanslı film gösterileri, kiralanan video kasetler , televizyon izlenme oranları şunu açıkça gösteriyor ki : Dünyaya yayılan hayat sanal görüntülerinin ezici çoğunluğu, korku filmleriyle şiddeti ve dehşeti sıradanlaştırma amacı taşıyor. Meselâ Tarzan’dan James Bond’a uzanan macera filmleriyle en güçlünün ve yenilmezin efsanesini yüceltmeyi; kovboy filmleriyle ırkçılığı övmeyi, polisiyelerle de düzeni ve kanunu çiğnemeyi hedefliyor.
Uyuşturucu ve aşırı gürültülü müzikten oluşan bütün yapay kareleriyle putlara tapınma ve onların sahte hayatlarının putlaştırılması.
Bir gencin bu yabancılaşmaya ve yozlaşmaya direnebilmesi için kahraman olması gerekiyor.
Bu konuda ona kim yardım edebilir? Bir otoriteden yoksun parçalanmış aileler mi? Hayatî sorunlara artık çözüm getiremeyen, kendi cinsel saplantıları üzerinde, sanki o saplantılar çağımızın tek sıkıntısıymış gibi, ahlâk dersi veren, libido birikimlerinden çıban çıkaran, boş veya ara sıra dinî törenlerle dolan kiliseler mi? Ekonominin, tekniğin yahut devlet aygıtının ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir uyum ve bütünleşme aracı hâline gelmiş (televizyonun yanında etkisi önemsizleşen) okullar mı?
Bizlere sunulan tarihe bakış açısı, tahrif ettikleri statükoyu bir efsanenin tamamlanmış şekli olarak sunan galiplerin bakış açısıdır.
Bize öğretilen tarih, atlının piyadeye veya demir silâhlının tunç silâhlıya üstünlüğü sayesinde ileri medeniyetlere galebe çalan barbar istilâlarından, topun kıtaları ve kültürlerini ezip geçtiği sömürgecilik dönemine kadar, silâh gücüyle dayatılan ve iş bittikten sonra sözde bir kültür gelişmişliğiyle haklı gösterilen hükümranlıkların tarihidir.
Öğretilen devrimler tarihi de, zafer kazanan kölenin, kendi köle ruhuyla, yeni bir kölelik düzeni kurduğu, intikam diyalektiğine dönüşmüş bir devrimler tarihidir.
Hakiki tarih, ruhun tarihidir.