- Üyelik Tarihi
- 14 Eki 2005
- Mesajlar
- 7,463
- Aldığı Beğeniler
- 64
Ruh ile beden arasindaki ilgi nasildir?
Ruh ile beden arasindaki ilgi, bir bakima, sesle mânâ arasindaki ilgiye benzer.
Ses mânânin bedeni, mânâ sesin ruhudur. Bu ruh o bedenin ne sagindadir, ne solunda,
ne içindedir, ne disinda... Mânâ, hayatiyetini devam ettirmek için sese muhtaç degildir.
O, hâfizada sessizce durur, dimagda gürültüsüz meydana gelir, kalpte kelimesiz bulunur.
Ancak, görünmek ve bilinmek istedi mi, iste o zaman, sese görev düser.
Ses, muhatabin kulagina varinca ömrünü tamamlar.
Mânâ ise ondan sonra da varligini sürdürür.
Mânâ sesten önce de vardi, sesle birlikte göründü,
sesten sonra da varligini devam ettirmede. Ruh Allahin kanunu, beden Onun mahlûku.
Bu bedeni, o kanunla tanzim ve idare ediyor.
Allahin mahlûkata benzemekten münezzeh oldugundan gaflet etmemek sartiyla,
insan kendi ruhunda, birçok rabbanî hakikatlere isaretler bulabilir.
Bu isaretleri hakikate tatbik ederken, çok dikkatli olmak gerek.
Isaretle asil arasinda bir benzerlik kurma gafletine düsülmemeli.
Haritadaki bir nokta, bir sehre isaret eder, ama o nokta ile sehir arasinda
bir benzerlik kurmak cehalettir. Bir yazi, kâtibini gösterir,
onun sanatina delil olur; lâkin, kâtibi yaziya benzetmek,
yahut yazinin özelliklerinde yazarin sifatlarini aramak mânâsizliktir.
Meseleye bu suurla nazar ettigimizde, ruhumuzda bazi hakikatlere isaretler bulabiliriz:
Ruh, beden ülkesinin yegâne sultanidir; birdir, seriki yoktur.
Ruh, bedenin hiçbir cüzüne, hiçbir organina benzemez.
Ruhun zâti, bedenin zâtina benzemedigi gibi, sifatlari da bedenin sifatlarina benzemez.
Ruhun bir meseleyi tefekkür etmesiyle,
midenin bir lokmayi yogurmasi arasinda benzerlik düsünülemez.
Ruh dogmaz, dogurmaz, bedende mekân tutmaz. Bunlar hep bedenin, maddenin özellikleridir.
Ruhu mahiyetiyle kavramak mümkün degildir.
Onun zâti hakkinda ne düsünülse, ona sirk kosulmus olur.
Bir bedende iki ruh bulunsa, beden fesada gider...
Bedenin eliyle ne alinirsa alinsin, sükür daima ruha yapilmalidir.
Ruhun bedendeki icraati, Günesin gezegenlerini döndürmesi gibi,
dokunmaksizin, temassiz yapilir.
Bir hücreyi idare etmekle, bütün hücreleri idare etmek arasinda,
ruh için bir fark düsünülemez; birincisi ona daha hafif, ikincisi daha zor degildir...
Bir baska açidan:
Bedeni kafese, ruhu ise kusa benzetirler. Bu güzel tesbihten alacagimiz çok dersler var.
Bunlardan birkaçi:
Beden ruh içindir, ruh beden için degil.
Kafesin boyanmasiyla kus güzellesmez. Beden sihhati de ruhun olgunluguna delil olamaz.
Kafesi büyütmekle kusu gelistirmis olamazsiniz. Onun büyüme yolu daha baskadir.
Kus, kafesten disariyi seyreder, ama gören kafes degildir.
“Göz bir hassedir ki; ruh, bu âlemi o pencere ile seyreder.”
Kussuz kafesi kimse evinde barindirmaz.
En yakinimizi bile ölümünden sonra kaç gün misafir ediyoruz?
Kus kafesten önce de vardi, kafesten uçtuktan sonra da varligini devam ettirir.
Su koca kâinat sarayi, ruh için bir oda gibi. Beden ise kafes.
Ruh kafesten uçtugu gibi, saraydan da çikar gider, daha genis âlemlere kavusmak üzere.
Alaaddin Basar (Prof.Dr.)
Ruh ile beden arasindaki ilgi, bir bakima, sesle mânâ arasindaki ilgiye benzer.
Ses mânânin bedeni, mânâ sesin ruhudur. Bu ruh o bedenin ne sagindadir, ne solunda,
ne içindedir, ne disinda... Mânâ, hayatiyetini devam ettirmek için sese muhtaç degildir.
O, hâfizada sessizce durur, dimagda gürültüsüz meydana gelir, kalpte kelimesiz bulunur.
Ancak, görünmek ve bilinmek istedi mi, iste o zaman, sese görev düser.
Ses, muhatabin kulagina varinca ömrünü tamamlar.
Mânâ ise ondan sonra da varligini sürdürür.
Mânâ sesten önce de vardi, sesle birlikte göründü,
sesten sonra da varligini devam ettirmede. Ruh Allahin kanunu, beden Onun mahlûku.
Bu bedeni, o kanunla tanzim ve idare ediyor.
Allahin mahlûkata benzemekten münezzeh oldugundan gaflet etmemek sartiyla,
insan kendi ruhunda, birçok rabbanî hakikatlere isaretler bulabilir.
Bu isaretleri hakikate tatbik ederken, çok dikkatli olmak gerek.
Isaretle asil arasinda bir benzerlik kurma gafletine düsülmemeli.
Haritadaki bir nokta, bir sehre isaret eder, ama o nokta ile sehir arasinda
bir benzerlik kurmak cehalettir. Bir yazi, kâtibini gösterir,
onun sanatina delil olur; lâkin, kâtibi yaziya benzetmek,
yahut yazinin özelliklerinde yazarin sifatlarini aramak mânâsizliktir.
Meseleye bu suurla nazar ettigimizde, ruhumuzda bazi hakikatlere isaretler bulabiliriz:
Ruh, beden ülkesinin yegâne sultanidir; birdir, seriki yoktur.
Ruh, bedenin hiçbir cüzüne, hiçbir organina benzemez.
Ruhun zâti, bedenin zâtina benzemedigi gibi, sifatlari da bedenin sifatlarina benzemez.
Ruhun bir meseleyi tefekkür etmesiyle,
midenin bir lokmayi yogurmasi arasinda benzerlik düsünülemez.
Ruh dogmaz, dogurmaz, bedende mekân tutmaz. Bunlar hep bedenin, maddenin özellikleridir.
Ruhu mahiyetiyle kavramak mümkün degildir.
Onun zâti hakkinda ne düsünülse, ona sirk kosulmus olur.
Bir bedende iki ruh bulunsa, beden fesada gider...
Bedenin eliyle ne alinirsa alinsin, sükür daima ruha yapilmalidir.
Ruhun bedendeki icraati, Günesin gezegenlerini döndürmesi gibi,
dokunmaksizin, temassiz yapilir.
Bir hücreyi idare etmekle, bütün hücreleri idare etmek arasinda,
ruh için bir fark düsünülemez; birincisi ona daha hafif, ikincisi daha zor degildir...
Bir baska açidan:
Bedeni kafese, ruhu ise kusa benzetirler. Bu güzel tesbihten alacagimiz çok dersler var.
Bunlardan birkaçi:
Beden ruh içindir, ruh beden için degil.
Kafesin boyanmasiyla kus güzellesmez. Beden sihhati de ruhun olgunluguna delil olamaz.
Kafesi büyütmekle kusu gelistirmis olamazsiniz. Onun büyüme yolu daha baskadir.
Kus, kafesten disariyi seyreder, ama gören kafes degildir.
“Göz bir hassedir ki; ruh, bu âlemi o pencere ile seyreder.”
Kussuz kafesi kimse evinde barindirmaz.
En yakinimizi bile ölümünden sonra kaç gün misafir ediyoruz?
Kus kafesten önce de vardi, kafesten uçtuktan sonra da varligini devam ettirir.
Su koca kâinat sarayi, ruh için bir oda gibi. Beden ise kafes.
Ruh kafesten uçtugu gibi, saraydan da çikar gider, daha genis âlemlere kavusmak üzere.
Alaaddin Basar (Prof.Dr.)