Ruh sağlığı nasıl korunur?
Bu sıkıntılı dönemi yalnız bizim yaşamadığımızı, diğer insanların da aynı kaygıları yaşadığını düşünmek ilk adım olabilir. Bu süreci en az hasarla nasıl atlatabileceğimizi kendi kendimize sormamız gerekiyor. Çünkü stres; depresyon, uyku bozukluğu, sıkıntı, halsizlik, hayata karşı isteksizlik vs. yarattığı gibi bazen de sara türü hastalıklara yol açıyor.
Stresi yenmenin bir başka yolu da kızgınlık ve öfkemizi çevremizle paylaşmak. Diyelim ki işimizi kaybettik. Kim haklı, kim haksız tartışmasına girmeden ailemizle, eşimizle, arkadaşlarımızla bu kızgınlığımızı paylaşmak rahatlamamızı sağlayacaktır.
ABD’de yaygın olan bir uygulamaya göre, şirketin patronu elemanını atacağı zaman çağırıyor ve ’Bunu yapmak zorundayım, kızgınlığınızı benimle paylaşın’ diyor. Tabi ki 6 aydır çalışanla 6 senedir çalışan arasındaki kaygı ve kızgınlık farklı oluyor. Ama o an duydukları kızgınlık ya da öfkeyi paylaşmak önemli.
Pozitif Performans Enstitüsü’nden Psikolog Adalet Bağdu, hayatta iyi giden şeyleri görmenin ve pozitif düşünmenin çok önemli olduğunu söylüyor. Pozitif düşüncenin beynin yanısıra vücut kaslarını bile daha iyi çalıştırdığını söyleyen Adalet Bağdu; 'Üç stepte çözüme doğru gidebiliriz. Birincisi sorunu uzun vadeli düşünmemek. Sorunlarımız da aynı hayat dengesi gibidir. Nasıl ki hayatımızda mevsimler başlayıp bitiyorsa, kriz ya da savaş da bir gün mutlaka bitecek. Sorunları da böyle düşünelim. Hatta ’bu da geçer’ felsefesini kazanalım. Sorun bugün içindir, mevsimler gibi değişecektir.
İkinci aşama sorunu kapsamlaştırmamak. Savaş çıktı işlerim kötü mü gidecek, çocuğumu okutabilecek miyim diye düşünmeyelim. ’Soruna rağmen nasıl para kazanabilirim, ofisimi nasıl ayakta tutabilirim’ diye düşünelim. Mutlaka hepimiz için bir yol vardır.
Üçüncü aşama sorunu bireyselleştirmemek. Bu sorunun herkesin başında olduğunu unutmamak lazım. Acaba ben başarılı değil miyim, beğenilmiyor muyum gibi düşüncelere kapılmamak lazım. Bu üç aşama insanların yeni kaynaklar yaratmasında da etkili oluyor' diyor.
Bu sıkıntılı dönemi yalnız bizim yaşamadığımızı, diğer insanların da aynı kaygıları yaşadığını düşünmek ilk adım olabilir. Bu süreci en az hasarla nasıl atlatabileceğimizi kendi kendimize sormamız gerekiyor. Çünkü stres; depresyon, uyku bozukluğu, sıkıntı, halsizlik, hayata karşı isteksizlik vs. yarattığı gibi bazen de sara türü hastalıklara yol açıyor.
Stresi yenmenin bir başka yolu da kızgınlık ve öfkemizi çevremizle paylaşmak. Diyelim ki işimizi kaybettik. Kim haklı, kim haksız tartışmasına girmeden ailemizle, eşimizle, arkadaşlarımızla bu kızgınlığımızı paylaşmak rahatlamamızı sağlayacaktır.
ABD’de yaygın olan bir uygulamaya göre, şirketin patronu elemanını atacağı zaman çağırıyor ve ’Bunu yapmak zorundayım, kızgınlığınızı benimle paylaşın’ diyor. Tabi ki 6 aydır çalışanla 6 senedir çalışan arasındaki kaygı ve kızgınlık farklı oluyor. Ama o an duydukları kızgınlık ya da öfkeyi paylaşmak önemli.
Pozitif Performans Enstitüsü’nden Psikolog Adalet Bağdu, hayatta iyi giden şeyleri görmenin ve pozitif düşünmenin çok önemli olduğunu söylüyor. Pozitif düşüncenin beynin yanısıra vücut kaslarını bile daha iyi çalıştırdığını söyleyen Adalet Bağdu; 'Üç stepte çözüme doğru gidebiliriz. Birincisi sorunu uzun vadeli düşünmemek. Sorunlarımız da aynı hayat dengesi gibidir. Nasıl ki hayatımızda mevsimler başlayıp bitiyorsa, kriz ya da savaş da bir gün mutlaka bitecek. Sorunları da böyle düşünelim. Hatta ’bu da geçer’ felsefesini kazanalım. Sorun bugün içindir, mevsimler gibi değişecektir.
İkinci aşama sorunu kapsamlaştırmamak. Savaş çıktı işlerim kötü mü gidecek, çocuğumu okutabilecek miyim diye düşünmeyelim. ’Soruna rağmen nasıl para kazanabilirim, ofisimi nasıl ayakta tutabilirim’ diye düşünelim. Mutlaka hepimiz için bir yol vardır.
Üçüncü aşama sorunu bireyselleştirmemek. Bu sorunun herkesin başında olduğunu unutmamak lazım. Acaba ben başarılı değil miyim, beğenilmiyor muyum gibi düşüncelere kapılmamak lazım. Bu üç aşama insanların yeni kaynaklar yaratmasında da etkili oluyor' diyor.