Tasavvufun mertebeleri nelerdir?
Tasavvufun tahalluk ve tahakkuk olmak üzere iki mertebesi; yani boyutu vardır. Tahalluk, tasavvufun e itim boyutudur. Tasavvufi hayat, tarikat, manevi makamlar, seyr u sülûk ve âdâb gibi konuları kapsar. Tahakkuk ise tasavvufun ma'rifet, işâret ve bilgi boyutudur. Bu da insanın ma'nevî e itim sayesinde ahlâk ve takvâ açısından yükselişi ve Allah'a yaklaşması sonucu kâinattaki bazı ilâhî sırlara âid elde etti i bilgilerdir. Nitekim Kur'an'daki: "Allah'tan korkun Allah size ö retsin." (el-Bakara, 2/282) âyeti takvânın bir takım manevî bilgilere erme vesilesi oldu una işaret etmektedir. Bir kudsî hadisteki: "Kulum bana nâfilelerle yaklaşmaya devam eder. Hatta ben onu severim. Ben onu sevince de gören gözü, tutan eli, yürüyen aya ı... olurum" (Buhârî, Rikak, 38 ibâreleri, kulluk ve nâfile ibâdet ile insanın kâinâttaki ilâhî kudretin etkisini anlamaya başlayaca ını anlatmaktadır. Aslında ehl-i sünnet inancına göre bütün insanların fiillerinin gerçek mutasarrıf ve hâlıkı Allahtır. Ancak insanlar gözlerindeki dünya ve mâsivâ perdesi sebebiyle bunu görememektedir.Yani bir başka ifade ile herkesin gören gözü, tutan eli, yürüyen aya ı Allahtır. Çünkü bütün fiillerde yaratıcı Odur. İnsanlar bu gerçe i nâfileibâdetlerle Hakkın sevgilisi olacak konuma geldikleri zaman farkedebilirler. Kuranda Allahın, kulların fiillerini kendine izâfe etmesi bundandır. Nitekim "Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Attı ın zaman da sen atmadın, Allah attı." (el-Enfâl, 8/17) "Bildikleriyle amel edene Allah bilmediklerini ö retir." (Hilyetül-evliyâ, X, 15) hadisinde de aynı konuya işâret edilmektedir. Tasavvufun bu iki özell i tasavvufî hayat ve tasavvufî düşünce olmak üzere iki mertebenin meydana gelmesini sa lamıştır. Bunların ikisi de birbirine ba lı olmakla birlikte aslolan kullu a yardımcı tasavvufî hayattır.
Günümüzde tasavvufun içine pekçok hurâfeler karışarak bozuldu u görülmektedir.
Özellikle menkıbeler konusunda sıkıntılar var. Net bir tasavvuf ortaya konmuyor? Bu konuda neler yapılabilir?
Bu soruda herhalde tasavvufun bozulup geriledi ine işâret edilmek istenmektedir.Aslında İslâmî ilimler ve sosyal kurumlar bileşik kaplar gibidir. Birinin yükselmesi ve di erlerinin yerinde sayması veya birinin seviyesinin düşüp di erlerinin yukarda kalması mümkün de ildir. İslâm dünyasında gerileme ve çözülme başlayınca bütün ilimler ve kurumlar bundan nasîbini almıştır. Medrese, tekke ve ordu üçlüsünün oluşturdu u sosyal müesseseler birbiriyle âhenkli biçimde çalıştıkları, birbirlerini rakip görüp dışlamadıkları zamanlar yüksek seviyede hizmet vermişlerdir. Bu müesseseler birbirini bütünleyen özelliklerini kaybedip rekabetle birbirini yıpratmaya başlayınca genel bir gerileme başlamıştır. Tekke ve tasavvufi kurumların parlaklı ını kaybetti i dönemde, medrese veya ordunun hâlâ yüksek hizmetler verdi ini söylemek mümkün de ildir.Bu itibarla gerileme ve çözülme bütün kurumlarda, birlikte yaşanmıştır. Günümüzde tasavvufî hayatın içinde bulundu u öne sürülen bid'at ve hurâfeler aslında İslâm toplumunun ortak problemidir. Tasavvuf, ya da başka İslâmî çevrelerde görülen bir takım bidat ve hurâfelerin temel sebebi bilgi eksikli idir. Çünkü bugün insanlarda manevi hayata ilgi, bilginin çok önündedir.Bu ilgiyi doyurup iyiye kanalize edecek gerekli kurumlar bulunmadı ı ve dini bilgilenmede problemler oldu u için insanlar din adına ço u zaman hurâfelere takılıp kalmaktadır. Hurâfe ve bidatin tek sebebi cehâlettir. Ehl-i sünnet çizgisinde müteşerri ve cehâletten kurtulmayı görev sayan tarikatler hurâfelerle mücâdele etmektedir. Nitekim XIX. yüzyılda başta Nakşbendiyyenin Hâlidiyye kolu olmak üzere pek çok tarikat, ilim ve medrese çevrelerinin de deste iyle bir tecdid, yenilenme ve ıslahat hareketi başlatmış; hurâfe ve bidatlere karşı bayrak açmıştır. Menkıbelerle ilgili sıkıntılara gelince işe önce menkıbenin ne oldu undan başlayalım. Menkıbe (do rusu menkabe) lügatte övünülecek fazilet, hüner ve meziyet demektir. Istılahta ise peygamberler, sahâbîler, tarihî şahsiyetler, mezheb imamları ve sûfîlerin övülecek fazîlet ve meziyetlerini anlatan rivâyetler, demektir. Kuranda geçmiş peygamberlere ve ümmetlerine âid bir takım kıssaların yer alması, hadislerde de böyle rivâyetlerin bulunması "kıssacılık" diye bir mesle in meydana gelmesini sa lamıştır. Kıssacılara "kussâs" denilir. Halk kıssalardan hoşlandı ı için bunlar, vaaz ve irşâdda bir e itim aracı olarak kullanılmıştır. Sûfîler başlangıçtan beri bu tür kıssalardan oluşan, peygamberler, sahâbîler ve ilk devir sûfîlerinin kıssa ve menâkıbını yazılı ve sözlü olarak nakledegelmişlerdir. Tabiî, bir meslek hâline gelen bu alanda halk muhayyilesinin de katkılarıyla zaman zaman abartılı rivâyetler de gündeme gelmiş, hattâ zamanla işin özünü ve nasihat de erini ihmâl eden bazıları, sadece kıssa ve menkıbe yazıp nakletmeyi ve ola anüstü bir takım olaylardan bahsetmeyi daha önemli görür olmuştur. Halbuki kıssa ve menkıbelerde gaye, okuyan ve dinleyenlere bir mesaj ve ö üt vermektir. Bu gayeye uygun olarak yazılan ve anlatılan menkıbelerin yararlı oldu unda şüphe yoktur. Tayy-ı zaman ve tayy-ı mekân gibi bir takım ola anüstülüklerin bulundu u keramet ve menkıbeleri, halkın kahramanlık duygularını tatmîne yarayan şeyler olarak görüyorum. . Nasıl bir kurgubilim filmini gerçek sanmak yanlış ise menkıbelerde anlatılan bazı şeyleri de böyle do rudan dinin temel esası gibi sanmak ve öyle sunup algılamak da yanlıştır. Bugün Batıda ruh hastalıklarının tedavisinde sûfî menkıbelerinin kullanıldı ına ilişkin bir takım yayınlar göze çarpmaktadır. Bu da bize bunların bir takım fonksiyonlar icra edebilecek önemini göstermektedir. Yerine göre kullanılır ve dînî bir nass gibi görülmezse menkıbelerin de yararlı olabilece inde şüphe yoktur. İslâmî ilimlerin hepsinde meydana gelen canlanma, yenilenme tasavvuf muhitlerinde de görülmektedir. Ancak nasıl fıkıh, tefsir ve hadiste bugün müslümanlar dün oldukları seviyeyi henüz yakalayamamışlarsa tasavvufta da yakalayamamışlardır. Kaldı ki tasavuf bir ilim oldu u kadar manevî ve rûhî bir hayattır. Bu yüzden bu konudaki gelişmeler daha büyük önem arzetmekteve zamana ihtiyac göstermektedir. Bu konuda neler yapılabilece i konusunda şunları söyleyebiliriz. Önce tasavvufun ilim boyutu tasavvuf klâsikleri denilen Kuşeyrî Risâlesi, İhyâ, Kutü'l-kulûb, el-Lüma', et-Taarruf ve Keşfu'l-mahcûb gibi müteşerri kaynaklar ile tasavvufi düşünce ürünü klâsik eserlerden yararlanılarak ortaya konmalıdır. Ardından tasavvufun e itim yönü demek olan seyr u sülûk boyutu, işi tezgâhtarlı a vardırmayan liyâkatli ve şerîata merbût mürşidlerce hem yazılı eserler, hem de fiilî örneklerle takdim edilmelidir. Böyle bir ortamın gerçekleşmesinden sonra belli bir süreç içinde mutlaka gelişmeler olacaktır.