- Üyelik Tarihi
- 16 Şub 2006
- Mesajlar
- 203
- Aldığı Beğeniler
- 1
- Takım
- Diğer
SABAH BÖYLE BAŞLAR&
Bir caminin cemaati sessizce ayrıldığında ve dışarıya ilk adımını attığında&
Sabahın ışıkları kırmızı kiremitli çatılı, betonarme binaların üzerine düştüğünde& İstanbul'da martı seslerinin daha duyulmadığı bir zamanda&
Gecenin kedi mırıltılarının kesilmesinin fark edilebildiği bir anda&
Marmara'nın sularına ya da Boğaz'a balıkçı vapurları açıldığında&
Mahallelerin küçük sokaklarında üniformalı temizlikçiler ellerinde süpürgelerle iş başı yaptıklarında&
Köşedeki küçük fırında ekmekler kızarmaya başladığında&
Evlerin demir kapılarında bir çocuk elindeki ekmek parası ve pijamalarıyla yola çıktığında&
Uykusunu alamamış birileri mahmur gözlerle arabalarını çalıştırdıklarında&
Şehiriçi otobüslerinin soğuk koltuklarında yorgun gözler kapanırken&
Sabah yeni haberleri gazete bültenlerinden öğrenmeye çalışırken&
Sıcak çayını aceleyle yudumlarken&
Ayna karşısında kravatını düzeltmeye çalışırken&
Küçük yüreklerin minik elleri mavi önlüklerinin beyaz düğmelerini iliklerken&
Simitçiler günün her saati sıcak olan simitlerini en sıcak hissettiklerinde&
İstanbul'da sabah olduğunda, güneş doğduğunda, martılar, serçeler, güvercinler uçmaya başladıklarında&
Ağaçların yapraklarında doğanın senfonisi çalınmaya başlandığında&
Yüksek katlardaki pvc pencereli camlara güneşin ışıkları vurduğunda &
Dalgalar sabahın sessizliğini en derin hissettirdiğinde&
Balıkların en çok oltaya geldikleri saatlerde&
Kalabalıkların hayata başladığı her günkü saatlerde&
Ya da birilerinin yatağına en çok gömüldüğü&
Uykusunun hiç bitmesin istediği&
Gecelerin uyanık gözlerinin alt üst olmuş dünyalarında yaşadıkları anlarda&
İstanbul'un sabahı başladı.
Fakat bu yazı bitmedi, çünkü hayat bitmedi&
İstanbul kalabalığa yeni düştü.
Kalabalık& kalabalık&
Kalabalık ama yalnız ve hep yorgun&.
Halil İbrahim AKAY
Bir caminin cemaati sessizce ayrıldığında ve dışarıya ilk adımını attığında&
Sabahın ışıkları kırmızı kiremitli çatılı, betonarme binaların üzerine düştüğünde& İstanbul'da martı seslerinin daha duyulmadığı bir zamanda&
Gecenin kedi mırıltılarının kesilmesinin fark edilebildiği bir anda&
Marmara'nın sularına ya da Boğaz'a balıkçı vapurları açıldığında&
Mahallelerin küçük sokaklarında üniformalı temizlikçiler ellerinde süpürgelerle iş başı yaptıklarında&
Köşedeki küçük fırında ekmekler kızarmaya başladığında&
Evlerin demir kapılarında bir çocuk elindeki ekmek parası ve pijamalarıyla yola çıktığında&
Uykusunu alamamış birileri mahmur gözlerle arabalarını çalıştırdıklarında&
Şehiriçi otobüslerinin soğuk koltuklarında yorgun gözler kapanırken&
Sabah yeni haberleri gazete bültenlerinden öğrenmeye çalışırken&
Sıcak çayını aceleyle yudumlarken&
Ayna karşısında kravatını düzeltmeye çalışırken&
Küçük yüreklerin minik elleri mavi önlüklerinin beyaz düğmelerini iliklerken&
Simitçiler günün her saati sıcak olan simitlerini en sıcak hissettiklerinde&
İstanbul'da sabah olduğunda, güneş doğduğunda, martılar, serçeler, güvercinler uçmaya başladıklarında&
Ağaçların yapraklarında doğanın senfonisi çalınmaya başlandığında&
Yüksek katlardaki pvc pencereli camlara güneşin ışıkları vurduğunda &
Dalgalar sabahın sessizliğini en derin hissettirdiğinde&
Balıkların en çok oltaya geldikleri saatlerde&
Kalabalıkların hayata başladığı her günkü saatlerde&
Ya da birilerinin yatağına en çok gömüldüğü&
Uykusunun hiç bitmesin istediği&
Gecelerin uyanık gözlerinin alt üst olmuş dünyalarında yaşadıkları anlarda&
İstanbul'un sabahı başladı.
Fakat bu yazı bitmedi, çünkü hayat bitmedi&
İstanbul kalabalığa yeni düştü.
Kalabalık& kalabalık&
Kalabalık ama yalnız ve hep yorgun&.
Halil İbrahim AKAY
