Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
SABAH NAMAZI



İslâm'ın beş temel ibadetinden biri olan beş vakit namazdan sabah vaktinde kılınanı. Diğer farz namazlarla birlikte Hicret'ten bir buçuk yıl önce Mirac gecesi farz kılınmıştır. Adını, kılındığı vakitten alır. İki rekât sünnet-i müekkede, iki rekât da farz-ı ayn olmak üzere toplam dört rekâttır. Arapça'da sabah namazına "salatül-fecr" denir. Kur'ân-ı Kerim'de, "Gündüzün iki tarafında (sabah ve akşam) ve geceye yakın saatlerde (yatsı namaz kıl) çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür" (Hud, 11 / 114); ve "Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde göklerde ve yerde hamd O'na mahsus olan Allah'ı tespih edin, namazı kılın (er-Rum, 30/ 17,18) buyurularak beş vakit ile birlikte sabah namazı da farz olarak müslümanlara emredilmektedir.

Vakti: Sabaha karşı doğu tarafında yayılan beyazlık ile göğün etrafında karanlık açıldığı zamandan itibaren başlar ve güneş doğuncaya kadar devam eder. Gökyüzünün doğu tarafında aydınlığın oluşmasına fecr denir; ancak sabah namazı vakti girmeden önceki aydınlanmaya "fecr-i kâzip (yalancı fecr)" adı verilir ki; bu zaman içinde sabah namazı kılınmaz.

"Fecr-i kâzip" aydınlığı bir süre devam ettikten sonra ortalık tekrar kararır, ardından ikinci kez ufuk aydınlanır; işte buna "fecr-i sâdık (gerçek fecr)" denir. İşte, sabah namazı bundan sonra kılınmaya başlanır, güneşin doğuşuyla birlikte sabah namazının vakti çıkar.

Sabah namazını, vaktin evvelinde mi yoksa güneşin doğuşuna yakın bir zamanda mı kılmak gerektiği hakkında İslâm âlimleri, değişik hadisleri ölçü alarak, farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Meselâ, Hz. Aişe'nin rivayet ettiği "Rasûlüllah sabah namazını kılarlardı da, mü'minlerden kadınlar "mırt' denen örtüleriyle kapanarak hazır bulunurlar; sonra evlerine dönerlerdi ki, onları kimse tanıyamazdı" hadisini yorumlayan Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî alimleri, kadınların tanınmamasının nedeni olarak karanlığın koyuluğunu kabul ederler; bundan dolayı da sabah namazının efdal vaktinin karanlığın hakim olduğu ilk vakit olduğu kanaatine varırlar. Hanefiler ise, kadınların tanınmamalarının nedeni olarak karanlığı değil, onların bütün vücutlarını kapatmalarını gösterir; bundan dolayı da güneşin doğmasına yakın olan alacakaranlıkta kılınmasının daha faziletli olduğunu kabul ederler. Hanefileri destekler nitelikteki bir diğer hadis de şöyledir: Ebu Berze bildiriyor: "Hz. Peygamber (s.a.s) sabah namazını her birimiz yanında oturanı tanıyacak kadar aydınlık olduğu zaman kıldırır, bu namazda altmıştan yüz ayete kadar okurdu..." (Tecrîd-i Sarih, Tercümesi, II, 485). Ancak, hadis-i şerifte dikkat edilmesi gereken bir nokta, altmış ila yüz ayetin okunduğu sabah namazının güneş doğmadan önce tamamlanabilmesi için Hanefilerin dışındaki üç fıkıh ekolünün görüşüne uygun olan karanlıkta başlanması gerekir. Bir başka hadiste de yine Hz. Peygamber'in sabah namazını karanlıkta kıldırdığı rivayet edilmektedir. Bütün bu değişik görüşlerin Hz. Peygamber'in değişik zamanlardaki uygulamalarına uyduğu bir gerçek olduğuna göre, sabah namazını karanlıkta kılmaya başlayıp uzun okuyuşlarla uzatmak ve ortalık ağarırken bitirmek herhalde sünnete en yakın bir tercih olur.

Sabah namazına uyanamayıp güneş doğduktan sonra uyanan bir müslüman güneşin doğmasından bir süre sonra (45 dakika kadar) sünneti de dahil namazını kaza eder. Öğle vaktine yakın bir zamana kadar geciktirebilir, ancak öğleden sonraya bırakamaz.

Sabah namazı için kalkan bir kişi, gusül abdesti aldığı takdirde güneşin doğacağını anlarsa, gusül yerine teyemmüm yaparak namazını kılar; gusül abdestini de daha sonra alır. Teyemmümle kıldığı bu namazı geçerlidir, daha sonra kaza etmesi gerekmez.

Uyandığında güneşin doğmak üzere olduğunu gören birisi, bu vakitte namaz kılmak mekruh olduğu için güneşin doğup biraz yükselmesini bekler, sünneti ve farzı kaza eder.

Eğer cemaatin farza durduğunu gören bir müslüman ikinci rekâta yetişebilecekse; önce sünneti kılar, sonra cemaate uyarak farzını kılar; ama sünneti kıldığı zaman farza yetişemeyeceğini anlarsa, sünneti kılmayıp doğrudan farz namazı kılmak için cemaate uyar. Terkettiği sünneti ise güneş doğduktan sonra dilerse kaza eder, dilerse terkeder. Bunlar Hanefi hukukçulara göredir. Bir diğer husus da, sabah namazının farzını kıldıktan sonraki vakitte hiç bir nafile namaz kılınamaz; güneş doğduktan sonra kılınabilir.

Hz. Peygamber sabah ve ikindi namazlarına diğer namazlardan daha çok önem vermiş ve bunların hiç bir zaman kaçırılmamasını tavsiye buyurmuşlardır. Ancak bu, diğer namazların önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor: "... Güneşin doğuşundan ve barışından evvelki namazların hiç birisinden alakonmamak elinizden gelirse, (bunu yapmaya) çalışınız". Bir başka hadiste de şöyle buyuruluyor: "Bir grup melek geceleyin, diğer bir, grup da gündüz ard arda size gelirler ve aranızda kalırlar. Bunlar sabah ile ikindi namazlarında buluştuktan sonra (gündüz) aranızda kalmış olanlar semaya çıkarlar. Rableri kullarının halini en iyi bilen olduğu halde meleklere "Kullarımı ne halde bıraktınız?" diye sorar. Onlar da "onları namaz kılarken bıraktık, zaten namaz kılarken bulmuştuk" cevabını verirler; Biriniz ikindi namazından bir secdeyi gün batmadan evvel yetiştirecek olursa, namazını tamamlasın. Sabah namazından da bir secdeyi gün doğmadan yetiştirecek olursa, namazını tamamlasın" (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, II, 494-500).

İki rekât sünneti: Peygamber Efendimiz sabah namazının sünnetine diğer sünnetlerden daha çok önem vermiş ve bunun terkedilmemesini istemiştir: Düşman süvarisi kovalasa bile sabah namazının iki rekât sünnetini terketmeyin " (Sünen-i Ebu Davud, II, 301). Bu önemden dolayıdır ki, diğer namazların sünnetleri kaza olarak kılınamazken, sabah namazının sünneti güneş doğduktan sonra kaza edilebilmektedir. Ancak başka bir hadiste ise cemaat farza durduktan sonra sünnetin terkedilmesi istenerek cemaatin önemi vurgulanıyor:" Farza kametlendikten sonra, farzdan başka namaz kılınmaz" (Sünen-i Ebû Davud, II, 305).

Kılınışı: Namaza başlamadan önceki farzlar yerine getirildikten sonra (maddi ve manevi pisliklerden temizlenmek, abdest almak, avret yerlerini örtmek, kıbleye durmak) iftitah tekbiri ile namaza başlanır. Besmele çekmeden "Sübhaneke" okunduktan sonra "euzü besmele" çekilerek "Fatiha" suresi ve zamm-ı sure okunur. Ayaktaki bu okuyuşlardan sonra "Allahü ekber" tekbiriyle birlikte rüküa eğilinir ve en az üç kez olmak üzere "sübhane rabbiyel-azîm" denir. "Semiallahü limen hamideh" diyerek doğrulunur, "rabbena lekelhamd" deyip "Allahu ekber" tekbiriyle secdeye gidilir. İki kez tekrarlanan bu secdelerde "sübhane rabbiyel a'lâ" denir ve tekbir alınarak ikinci rekâta kalkılır. Sadece besmele çekilerek "Fatiha" ve ardından besmelesiz zamm-ı sure okunduktan sonra rükû ve secdeler yapılarak oturulur. Kade-i âhire* denen bu oturuşta "tahiyyat", "salli", "barik" ve "rabbena" duaları okunur ve ardından "esselamü aleyküm ve rahmetullah" diyerek iki tarafa selam verilir; selamdan sonra ise şu dua sessizce okunarak sünnet sona erer: "Allahümme ente'sselamü ve minke's-selamü tebarekte yazel-celali vel-ikram".

Rasûlüllah sabah namazının sünnetini evlerde kılmayı emretmiş, kendisi de böyle yapmıştır. Sünnet kılındıktan sonra bir süre yatmak veya oturup eşiyle veya ailenin diğer fertleriyle konuşmak Peygamberimizin bir sünnetidir. Hz. Aişe (r.anha)'nın konuyla ilgili rivayetlerinden biri şöyledir: "Peygamber (s.a.s) sabahın iki rekât sünnetini kıldığı vakit ben uyanmamışsam o da yatardı. Eğer o vakit uyanmış olursam benimle konuşurdu" (Sünen-i Ebu Davud, II, 304).

Farzı: Sabah namazının farzını cemaatle kılmak, diğer namazlara nazaran daha faziletlidir. Rasûlüllah buyuruyor ki: "Münafıklara sabah ile yatsı namazlarından daha ağır gelen hiç bir namaz yoktur. (Halbuki) bu iki namaz (ın cemaatin) de olan (sevap ve fazileti) bilseler emekleye emekleye, sürüne sürüne de olsa gelip onlara hazır olurlardı" (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, II, 416).

Sabah namazının farzının kılınışı da aynen sünneti gibidir. Tek farkı, farza durmadan önce kamet getirilir. Ancak kadınlar kamet getirmez. Namazdan sonra yatmayıp, işinin başına gitmek sünnettir. Güneşin doğmasından evvel ve sonra uyumak müslüman toplumun geleneklerinde yoktur.

Fedakâr KIZMAZ

 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe

SABAH NAMAZININ ÖNEMİ

Bizleri yoktan var eden Allah (cc) kullarının günün değişik zamanlarında dünya işlerine ara verip, kendini anmak için namaz kılmasını, istemektedir. Onun içindir ki namaz, belli zamanlarda ve istenilen şekilde yapılması gereken bir ibadettir. Namazlar içinde ise, sabah namazının yeri bir başkadır. Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed (sav), bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır. Sabah namazını kılan kimse Allahın himayesindedir. Dikkat et, ey Âdemoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin. (Müslim, Mesâcid 261-262)
Allahın himayesi altında bulunmak, dünyada ve ahirette Onun koruma ve teminatı altında olmak demektir. Himaye olunanın da, himaye edene karşı sorumlulukları vardır. Allaha verdiği sözleri yerine getirmesi, kulluk vazifesinin gereği olan davranışlarda bulunması, aksi takdirde bu konuda hesaba çekileceği Peygamberimiz tarafından hatırlatılmıştır. 
Rızıklar bu saatte taksim edilir
Sabah namazını zamanında kılmak, Müslümanlar için çok önemlidir. Sabah namazı vakti; rızıkların taksim edildiği, duaların kabul edildiği, rahmet ve bereketin en yoğun olduğu, gerek ruh ve gerek beden sağlığı açısından en mühim bir zaman dilimidir. Uykunun da en derin bir zamanı olduğundan kalkıp kılmak sevap bakımından da bereketlidir.
Resulullah buyuruyor ki: Münafıklara sabah ile yatsı namazlarından daha ağır gelen hiç bir namaz yoktur. İnsanlar, bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi (Buhari, Mevâkit 20 Müslim, Mesâcid 252)
Cemaatle kılmanın sevabı çok büyük
Hazreti Hatice (ra) dan rivayet olunan hadisi şerifte, Resulullah (sav), şöyle buyurmuştur. Sabahın farzından evvel kılınan iki rekat sünnet, dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır(Müslim). Sabah namazının iki rekâtlık sünnetinde Peygamberimiz(sav) Fatihadan sonra, Kâfirûn ve İhlâs surelerini okurdu. Sabah namazını cemaatle kılmanın da diğer namazlara göre önemi fazladır. Bu konuda da Şu hadisi şerif çok manidardır.
Yatsı namazını cemaatle kılan kimse, gece yarısına kadar namaz kılmış gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse ise bütün gece namaz kılmış gibidir (Müslim, Mesâcit 260).
Allah (cc) rahmetini çile kabuğunun içine gizlemiştir
Bu bilgiler ışığında gelelim kendimizi hesaba çekmeye:
Şunu peşinen kabullenelim ki, sabah namazı maalesef çoğumuzun zamanında kılamadığı, bu sebeple fazilet ve rahmetinden en az istifade ettiğimiz bir namazdır. Zaten zorluğu, verilen mükâfatlarda gizlidir. Muhterem hocamız Prof. Dr. Haydar Baş bir sohbetlerinde; Allah, (cc) rahmetini çile kabuğunun içine gizlemiştir. Ne kadar zorluk ve çile varsa, o kadar rahmet ve sevap vardır buyurmuşlardı.
Uykunun en derin ve tatlı zamanında yataklarından kalkıp, soğuk ya da sıcak, abdest alıp namaz kılmak nefsinin heva ve hevesine düşkün olanlara zor olsa gerektir. Onun içindir ki, Namaz kılmayı sevdaya dönüştürmeyenlerin namazları, sinelerinde yüktür.
Sabah namazının vakti güneş çıkınca sona erer
Bir de sabah namazı konusunda düşülen gaflet; verilen ruhsatın, sürekli bir hak zannedilmesidir. Diğer namazlardan ayrı olarak bilindiği üzere sabah namazı zamanında kılınamamışsa, öğlen namazından önce kılındığı takdirde (kerahet vakti girmeden) sünnetinin de kazası kılınabilmektedir. Nasılsa sünnetiyle birlikte kılınıyor, diye tatlı uykusundan kalkmayıp, uykusundan kalkınca kılmayı kendine adet haline getirenler çoktur. Hâlbuki sabah namazının kılınma vakti imsak ile başlayıp, güneşin doğması ile bitmektedir. Diğer zamanlarda kılınan namaz, kaza olduğu için, bilerek kazaya bırakılan  namazın vebali vardır.  Bu bir hak değildir. Hak ihlalidir. Uykudan uyanamamak ayrıdır. Uyanmamaya niyet etmek ayrıdır. Yüce Peygamberimiz, Pehlivan odur ki rakibinin sırtını yere getiren değil, nefsini mağlup edendir buyurmakla işin en can alıcı noktasına işaret etmiştir.
Nefislerimizin oyun ve oyuncağı olmaktan kurtulmanın yolu sabah namazından geçmektedir. Akşam yatağımıza yatarken sabah namazına kalkabilmek için özellikle niyet sağlamlığı ve gönülden dua ve niyazda bulunmamız gerekmektedir. Haydi pehlivanlar! Sabah namazına..
 

hilalumut

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ocak 2006
Mesajlar
1,913
Aldığı Beğeniler
10
Konum
gümüşhane
Takım
Fenerbahçe
ALLAH razı olsun emeğine sağlık çok güzel bir konu..
 
Üst Alt