Orjinal Yazarı ExELaNcE
[GLOW=chocolate]GÜNLÜK KONU AÇMA SINIRI 3 OLDUĞU İÇİN BEĞENDİĞİM BU HİKAYEYİDE AYRI BİR BAŞLIK ALTINDA DEĞİLDE BURADA YAYINLAMAYI UYGUN GÖRDÜM...[/GLOW]
Hurilere Layık Genç...
Kalbinin zıddıydı yüzü. Siyahtı. Tevazuu sahibi bir insandı Saad. Ashabtandı. Evlenme yaşına gelmişti, lakin ne zaman birini istese siyahlığı yüzüne vurulur, her seferinde mahcubiyetin doruğunu yaşardı...
Dayanamamıştı artık... Rasulullahın huzuruna gelerek, gözyaşları içerisinde:
- Ya Rasulullah! Siyahlığımdan dolayı kimse bana kızını vermiyor. Acaba günahımdan mı? Siyah olmam, seninle cennete girmeme, kevser ırmağından içmeme, Rabbimi görmeme engel midir? dedi.
Rasulullah (s.a.v.)da üzülmüştü, teselli dolu sözcüklerle ve hiç eksilmeyen tebessümüyle:
- Asla! Ya Saad asla! Sen üzülme. Rabbim insanların içini bilendir. Dünyadayken iman nuruyla parlayan bir gönlün cennete girmesine, mezara girince yok olacak bir siyahlık engel değildir. Zira ALLAH-u Teala insanları dışıyla değil içiyle değerlendirir.
Saadın gözünden akan yaşlar dinmiş, hüzün bulutları arasında mutluluk ve sürur güneşi doğmuştu... Rasullah(s.a.v.) devam etti:
- Şimdi Amr b. Vehbin evine git. Rasulullah(s.a.v)ın selamını getirdim, kızını bana nikahlamanı emretti de, buyurdu.
Ve Saad, Efendimizin dediklerini yapmak üzere huzurdan ayrıldı.
Saad koşarak Amrın evine gitti ve Rasulullahın dediklerini bir bir anlattı. Amr b. Vehb çok sinirlenmişti: Böyle simsiyah bir gence ben nasıl kız veririm., dedi ve Saad mahcup bir şekilde evden ayrıldı. Olanları izleyen Amrın kızı umulmadık olgunlukla:
- Babacığım! Rasulullahın sözüne karşımı geliyorsun? Ya vahiy geldiyse, Rabbim emrettiyse! Bu hareketinden dolayı sonra mahcup olursun! Şimdi Rasulullaha git ve özür dile. Rasulullah bu genci bana uygun gördüyse itiraz etmem, dedi.
Amr b. Vehb hızla evden çıktı ve koşarak Rasulullaha gitti, özür diledi. Kızını verdiğini, şu an Saadın nikahlısı olduğunu söyledi.
Bir süre sonra Peygamber efendimiz(s.a.v.) Saadı yanına çağırttı ve Ona:
- Ey gönlü ak, yüzü pak genç! Artık yuva kuracaksın, git düğün hazırlığı yap, evini döşe, deyince Saad boyun büktü:
- Ya Rasulallah, benim ne düğün yapacak nede ev döşeyecek tek dirhemim bile yok, dedi. Bunun üzerine Efendimiz de:
- Abdurrahman b. Afva, Aliye, Osmana git, selamımı söyle. Herbiri sana iki yüz dirhem versin, buyurdu.
Saad, neşe içinde Rasulullahın söylediği kimseler gitti.
Mübarek insanlardan her biri, Peygamberin emrettiğinden fazlasını verdiler Saada... Artık evini döşeyecek, her şeye yetecek parası vardı Saadın. Kendisini eş olarak kabul eden bu genç kıza en iyisi layıktı. Doğru çarşının yolunu tuttu. Sevinç içinde ilerlerken bir ses, bir çağrı duydu:
- Ey kendini ALLAHa asker bilen müslümanlar! Düşman ani saldırı yapacak, dünyalık işlerinizi bir yana bırakın ve ALLAH rızası için koşun cihada! Ordu mescidin dışında beklemektedir...
Saad yanlış duymamıştı, cihad vardı. Birden telaşlandı. Kalbi içerisinden çarpmaya başladı. Şimdi önünde iki yol duruyordu. Birinin sonunda evlenip mutlu bir yuva kurma, diğerinin sonunda ise şehid olmak vardı. Fazla düşünmedi. İçindeki şehid olma arzusu ağır geldi.Ve koşarak savaş malzemeleri satılan çarşıya gitti.
Ordu biraz ilerlemiş dinlenmek için konaklamıştı. İleride tozu dumana katarak gelen bir atlı vardı. Hiçbir asker Onun kim olduğunu bilmiyordu. Atlı biraz yakınlaşınca Kainatın Efendisi öne çıkarak:
- Sen Saadsın değil mi?dedi.
- Evet Ya Rasulallah, cevabını alınca:
- Ceddine saadetler ya Saad, buyurdu Peygamber Efendimiz.
İslam ordusu tekrar yola çıktı. Dünyasını bir yan bırakıp gelen içi nurlu, siyah çehreli, kalbi iman ateşiyle yanan bir askerde katılmıştı orduya bu kez. Nihayet düşmanla karşılaşıldı ve çetin bir savaş başladı. İslam mücahidlerinin Allahuekber diyerek savurduğu her kılıç düşmanı yere seriyordu. Sonunda düşman kaçmış, etraf sakinleşmişti. İslam ordusu sevinçliydi. Yalnız biri vardı ki o ebedi uykuya dalmış, yüzünde Mutlak Sevgiliye kavuşmuş olmanın verdiği tebessümle bu dünyaya veda etmişti. İşte bu genç evlenmek üzere olan Sadddı. Şehidler savaş alanından toplanırken askerler Onu da almış ve Rasulullaha götürmüşlerdi.
Kainatın Efendisi Saadın yanı başına geldi ve ona bakarak şöyle buyurdu:
- Kılıcını, mızrağını ve atını alıp nişanlısına verin ve babasına da deyin ki;
- Kızını vermekte tereddüt ettiğin gence ALLAH Teala hurilerini layık gördü...