Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

sümeyya

SüKuT
 
Üyelik Tarihi
7 Nis 2007
Mesajlar
4,648
Aldığı Beğeniler
39
Konum
Bursa-Tokat
Takım
Galatasaray
Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum.

Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:

"-Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu!"

Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:

"-Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik."

"-Aldığı ilâçlar yanınızda mı?"

Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.

"-Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş."

"-Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?"

"-İki saat kadar olmuş."

Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:

"-Hımm! Yazık, çok yazık!"

Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:

"-Ne yapacağız doktor bey?"

Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.

"-Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız."

Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:

"-Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?"

"-Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım."

Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.

Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.

Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:

"-Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?"

İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:

"-İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz."

Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora:

"-Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi.

Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.

Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum:

"-Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik?" Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:

"-Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası ALLAH'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki..."

Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:

"-Yoksa, sende mi inandın öleceğine?"

"-Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?" Gülerek, ilaç kutularını gösterdi.

"-Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi."

"Dr. Nazım İNTEPE Yaşanmış bir hâdisedir(miş)"
 

ilminur

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Ara 2007
Mesajlar
8,908
Aldığı Beğeniler
128
Takım
Fenerbahçe
Allah razı olsun kardeşim çok güzel bir paylaşım ben ce çaresizliğe düşenlerin bunu okuyupta hayata nasıl sarılacaklarını öğrensinler.
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk.

Dahası ALLAH'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki..."

ALLAH azze ve celle razı olsun,çok güzeldi...Öncelikle şunu belirtim,umutsuzluk ve ümitsizlik haramdır...ikincisi insan öleceğini biliyor,ama hissedip şuur etmiyor.eğer bu şuuru alırsa,kolay kolay günahlara girmez....

RABBIM azze ve celle kimseyi şaşırtmasın.İslamı ögrenip,umutsuzluğun ve ümitsizliğin islamda yerinin olmadığının bilincinde olup,RABBIN e layık bir kul olmaya çalışanlardan eylesin.
 

sümeyya

SüKuT
 
Üyelik Tarihi
7 Nis 2007
Mesajlar
4,648
Aldığı Beğeniler
39
Konum
Bursa-Tokat
Takım
Galatasaray
ORiJiNAL YAZARI : Necmeddin
Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk.

Dahası ALLAH'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki..."

ALLAH azze ve celle razı olsun,çok güzeldi...Öncelikle şunu belirtim,umutsuzluk ve ümitsizlik haramdır...ikincisi insan öleceğini biliyor,ama hissedip şuur etmiyor.eğer bu şuuru alırsa,kolay kolay günahlara girmez....

RABBIM azze ve celle kimseyi şaşırtmasın.İslamı ögrenip,umutsuzluğun ve ümitsizliğin islamda yerinin olmadığının bilincinde olup,RABBIN e layık bir kul olmaya çalışanlardan eylesin.

Amin inşallah kardeşim.
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah (cc) razı olsun kardeşim emeğine sağlık...
 

Loya

O Eskidendi.....
 
Üyelik Tarihi
22 Eyl 2007
Mesajlar
2,285
Aldığı Beğeniler
17
Konum
RİZE
Takım
Trabzonspor
Ya okurken bende heycanlandım, panik oldum sonu nereye varacak diye.. :)

Bi ortama girdiğimde özelliklede namaz kılmayan kardeşlerimle ölüm konusunu açarım onları etkilemek adına ama............... :(

Heran bizi yoklayacak olan ölüme, uzaklardan bakmamak bilinciyle..inşl..
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Allah(c.c)razi olsun Sümeyya kardesim gercekten anlamli bir paylasim tesekkürler
Selam ve Dua ile.......
 

vuslatt

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
18 Ocak 2008
Mesajlar
1,134
Aldığı Beğeniler
15
ORiJiNAL YAZARI : sümeyya
ORiJiNAL YAZARI : Necmeddin
Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk.

Dahası ALLAH'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki..."

ALLAH azze ve celle razı olsun,çok güzeldi...Öncelikle şunu belirtim,umutsuzluk ve ümitsizlik haramdır...ikincisi insan öleceğini biliyor,ama hissedip şuur etmiyor.eğer bu şuuru alırsa,kolay kolay günahlara girmez....

RABBIM azze ve celle kimseyi şaşırtmasın.İslamı ögrenip,umutsuzluğun ve ümitsizliğin islamda yerinin olmadığının bilincinde olup,RABBIN e layık bir kul olmaya çalışanlardan eylesin.

:gul:

Amin inşallah kardeşim.
 

DuayaSevdali

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Eki 2007
Mesajlar
872
Aldığı Beğeniler
9
Takım
Diğer
Yillar öncesinden okudugum bir Hikayeydi ibret verici.
Allah (c.c.) razi olsun Kardes tekrar okumama vesile oldugun icin, Ellerine saglik!
 
Üst Alt