Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
Bereketin kaynağı nerede saklı?

Uzun bir yolculuktan sonra yolu bir köye düş­­müştü. İyice susamış, üstelik acıkmıştı da... Gözüne kestirdiği bir evin kapısını hafifçe tıklattı. Kapıyı evin hanımı açtı.

Bir tas suyunuz var mı bacım, çok susadım da dedi.

Bir tas suyun lafı mı olur kardeş, yoldan geliyorsun, görü­nen o ki, acıkmış olman lâzım. Siz içeri buyurun, çok kal­maz beyim de gelir.

Misafir daveti kabul etti. Serin bir köşeye çekildi oturdu. Kısa bir süre sonra ev sahibi de geldi. Hoş beşten sonra misafirin önüne sofra serildi. Birkaç parça yiyeceğin yanında bir tabağa da pekmez koymuşlardı. Pekmez hoşuna gitmişti.

Ev sahibi yıllardır uyguladığı bir âdetini anlatmaya başladı misafirine:

Köye girerken gözünüze çarpmıştır. Önemli bir gelir kaynağımız üzüm bağcılığıdır. Benim de bir parça bağım var. Her sene hasat mevsimi olunca, üzümü keserim, suyunu sıkar, pişiririm, pekmez yaparım. Dört teneke pekmez çıkar. Üç tenekesini köylüye dağıtırım, bir tenekesini de eve bırakırım. Gelirken siz de görmüşsünüzdür. Bu sene bir çekirge âfeti geldi. Ne kadar yeşillik varsa, hepsini yedi bitirdi. Köyün bağları da bu felâketten nasibini aldı. Ne yeşil bir yaprak kaldı, ne de bir salkım üzüm...

Ancak benim bağa hiçbir şey olmadı. Çekirge sürüsü benim bağa uğramadı, bir zarar da vermedi. Sapa sağlam kaldı. Her sene olduğu gibi, bu sene de yine üzümü kestim, suyunu sıktım, pekmez yaptım, dört teneke çıktı, birini eve bıraktım, geri kalan üç tenekesini de köyde fakir fukaraya dağıttım. Bu yüzden, çekirge bütün bağları kırıp geçirdiği halde benim bağa dokunmadı.

Misafir hayranlığını gizleyemedi, Gözüyle görmüştü, o ka­dar bağın içinde tek yeşil kalan bir bağ vardı ve hayranlığını Mâ­şaallah! diyerek dile getirdi ve örnek davranışından do­la­yı ev sahibini kutladı.

* * *

Birkaç sene sonra bir yaz mevsimi, hasat zamanıydı. Ekinler biçilmiş, toplanmış, harman yapılmıştı. Harman yerlerinde tepecikler halinde buğday ve arpa desteleri vardı. Çiftçinin bir yıllık emeğiydi bu. Yıllık gelirini buradan karşılayacaktı.

Ancak acı haber kısa sürede her tarafa ulaştı: Kilisin har­­manlarına ateş düşmüş, yangın bütün harmanları sarmış­­tı.

Çevreden duyanlar koşmuş, bir an önce yangını söndürmeye koyulmuştu. Kendisi de yerinde duramamış, bu insanla­rın yanında yer almaya gitmişti. Gerçekten de manzara deh­­şet vericiydi. Alevler göklere yükseliyor, harmanlar cayır ca­yır yanıyordu. Fakat olanca gayrete rağmen harmanların büyük bir kısmı yanmış, öbek öbek kül yığınları oluşmuştu.

Ancak herkesi şaşırtan bir görüntü vardı kül kümelerinin yanında. Yangının ortasında kalmasına rağmen koca bir buğday harmanı olduğu gibi duruyordu. Dev alevler orayı atlamış geçmişti. Harman sahibi ise harmanının yanında bekleyip duruyordu. Bir şaşkınlık içindeydi.

Yanına vardı. Sordu: Kardeş, sebebi ne ola ki, herkesin harmanı yanıp kül olduğu halde senin harmanın böyle olduğu gibi kalmış? Yangından ve ateşten bir zarar görmedin!

Harman sahibi üzüntülüydü, çünkü bütün komşuların bir yıllık emeği kül olmuştu; sevinçliydi, kendi harmanı kurtulmuştu.

Ben, dedi, her sene harmanı kaldırırken, içinden onda bir zekâtını (öşrünü) ayırırım, fakir ve muhtaçlara veririm, on­dan sonra buğdayı ambara çekerim. Böylece Rabbim benim harmanı korudu.

Evet, hadis-i şerifler açıktı:

Mallarınızı zekâtla koruyun. Hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin. Belâ dalgalarına dua ve yakarışla karşı koyun.[1]

Karadaki ve denizdeki bir mal ancak zekâtının verilmemesinden dolayı telef olur.[2]

Zekat, sadaka ve infak manevi bir sigortaydı.



Olayların Kuranca Yorumu, Mehmed Paksu, Nesil Yayınları kitabından&
 

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
"Korkarım ki Hoca uça!"

Çoluk çocuk, genç ihtiyar binlerce insan göz­­yaşları içinde memleketlerinden ayrılıyorlardı.

Doğuda büyük bir ayaklanma çıkmış ve bu bahaneyle bölgede sözü geçen ağalar, paşalar, âlimler aileleriyle birlikte sürgüne gönderiliyorlardı.

Bediüzzaman da Erek Dağındaki dershanesinden alınarak Vana getirilmiş ve bu sürgün kafilesine katılmıştı.

İsyana katılmak şöyle dursun, pek çok insanı bu hareke­te katılmaktan alıkoymuş, yapıcı dersler vermişti.

Kurunun yanında yaş da yanıyordu.

Kafile, yolculuk esnasında çeşitli yerlerde konaklıyor­du. Bediüzzaman geceleri yalnız başına bir odada kalmak, ibadetle meşgul olmak istiyordu.

Komutana, Beni yalnız bir odaya bırakın, geceleri kim­seyi rahatsız etmek istemiyorum dedi.

Yüzbaşı Abdülkadir Bey, onun bu isteğini yerine getire­rek, her konaklamada ona ayrı bir oda temin etmeye başla­dı.

Bir köye gelmişlerdi. Gece burada kalacak, sabahleyin yol­larına devam edeceklerdi.

Komutan Abdülkadir Bey, bir askeri yanına çağırdı:

Oğlum, bu gece Hoca Efendinin kapısında sen bekleye­ceksin dedi.

Asker, Emredersiniz komutanım dedi ve yatağını Be­di­üzzamanın kalacağı odanın kapısına serdi.

Bediüzzaman, Sen rahat et yavrum, yat uyu dedi.

Asker Bediüzzamanın kapısını kilitledi ve elbiseleriyle ya­tağa girdi. Tüfeğini de yastığının altına koyarak uykuya dal­dı.

Bir ara bir tıkırtı duydu ve var gücüyle yatağından fırla­dı. Hemen tüfeğine davrandı.

Bediüzzaman elinde bir gaz lâmbasıyla dışarı çıkmış, abdest alıyordu.

Askere, Uyandın mı? dedi.

Uyandım diye cevap verdi asker.

Vakit varken, biraz daha yat, sabaha daha çok var dedi ve ibriğini alarak odasına girdi.

Asker tekrar kapıyı kilitledi ve yatağına girdi.

İçeriyi dinlemeye başladı.

Bediüzzaman seccadesini sermiş, namaza durmuştu. İçe­ride sadece kendisi vardı.

Fakat asker, sanki binlerce insan namaz kılıyormuş gibi bir ses duyuyordu. Sonra hep beraber dua etmeye başladılar.

Bu, gün aydınlanıncaya kadar devam etti. Tabi askerin gözüne de korkudan uyku girmedi.

Sabahleyin hemen komutanına koştu:

Komutanım, dedi. Ben bu zâtın kapısında artık bek­lemek istemiyorum. Ben kapısını kilitliyorum, kapı açılı­yor. Namaza kalkıyor. Kendisiyle birlikte sanki binlerce in­san namaz kılıyor. Korkarım ki Hoca uça!

Yüzbaşı gülümsedi. Bediüzzamanı önceden beri tanı­yor­du. Askere şöyle dedi:

Oğlum, Hoca uçarsa, sen de eteğine yapış ve nereye gi­derse birlikte git&



Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-2 kitabından
 

peri

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Ara 2005
Mesajlar
950
Aldığı Beğeniler
5
GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL BİR YAZI ELLERİNE SAĞLIK.
ANLAMLI VE DERS VERİCİ.
 

Zühre

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
665
Aldığı Beğeniler
1
Bunu ilk okuyunca çok etkilenmiştim. ve o etkiyi tazelediniz şimdi. allah razi olsun.
 

peri

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Ara 2005
Mesajlar
950
Aldığı Beğeniler
5
Zekat, sadaka ve infak manevi bir sigortaydı.

ÇOK DOĞRU.YAZI HARİKAYDI,ELLERİNE SAĞLIK.
 

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
"Said'in başını kesecekler!"

Cumhuriyetin kuruluş yıllarıydı. Bedi­üzzaman, vatana ve millete yaptığı hizmetler göz önüne alınarak Ankaraya davet edilmişti. Yeni oluşumda ona da söz hakkı vermek, fikirlerinden yararlanmak isti­yorlardı. Israrlı davetler üzerine Ankaraya geldi.

1922 yılının kurban bayramı arefesiydi. Dönemin Siverek Milletvekili Abdülgani Ensari ile ülkenin gidişatı hakkında fikir alışverişinde bulundular. Bir ara Bediüzza­man, Ensariye:

Ensari, yarın Saidin başını kesecekler! dedi.

Ensari şaşırdı, bir o kadar da korkuya kapıldı. Durum ortadaydı, şartlar tek yanlı işliyordu. Ülke bir savaştan çık­mış, yönetim yeni bir yapılanma içine girmişti. Muhalefette ve karşıt fikirde olan kimseler bir bir susturuluyordu.

Ensari, Nasıl olur efendim? diye telaşlandı.

Bediüzzamanın şaka yaptığını anlayamamıştı. Bedi­üzza­man, Ensarinin bu telaşına gülümsedi ve ona şöyle açıkladı durumu:

Arapça Said kelimesinden sin harfi kaldırılırsa, yani baş harfi olan sin kesilirse, geriye iyd kalır. O da bayram demektir. Yarın ise kurban bayramı.



"Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-1" kitabından
 

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
Uykuya çalışanlar!

Emirdağda ikamet ettiği günlerde, talebeleriyle her gün sabah namazından sonra ders yaparlardı. O günlerde yanında talebelerinden Ceylan, Ta­hiri ve Zübeyir kalıyordu.

Birgün sabah namazından sonra, Zübeyirle Tahiri çok yor­gun ve uykusuz olduklarından odalarına çekilmiş uyuyorlardı.

Bediüzzaman zile basarak talebelerini derse çağırdı. Diğerleri uykuda olduğu için Ceylan koşarak geldi.

Diğerleri nerede? diye sordu Bediüzzaman. Ceylan:

Çalışıyorlar Üstadım dedi.

Bediüzzaman, Çağır gelsinler dedi.

Biraz zaman geçtikten sonra kimse gelmeyince, Bedi­üzzaman tekrar zile bastı. Yine karşısında Ceylanı görünce:

Ben hepinizi çağırmadım mı? dedi.

Ceylan yine:

Üstadım arkadaşlar çalışıyorlar, meşguller dedi.

Bediüzzaman merakla, Fesübhanallah, dedi, neye çalışıyorlar?

Ceylan durumu açıklamak zorunda kaldı. Lâtifeli bir şekilde:

Uykuya çalışıyorlar Üstadım dedi.

Bediüzzaman, Ceylanın bu lâtifesine güldü:

Çabuk çağır gel onları, ders yapacağız dedi.

Biraz sonra hepsi geldi ve derslerini yaptılar.



"Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-1" kitabından.
 

Kenz'ül İns

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ara 2005
Mesajlar
137
Aldığı Beğeniler
0
Yarım şekerin israfı

Son derece iktisatlı ve tutumlu bir hayatı vardı. Elbisesi, kullandığı eşyalar, yediği içtiği şey­ler hep bu tarzdaydı.

Kesinlikle bir şeyi israf etmez, aksini yapan talebelerini de hemen uyarırdı.

Bir tek lastik ayakkabıyla yıllarca idare eder, bir gömleği yırtılınca yama yapar yine giymeye devam ederdi.

Yemesi içmesi de böyleydi. Bir ekmeği 15 günde bitirir, bir-iki zeytini veya bir yumurtayı da ona katık ederdi. Çok sade ve iktisatlı bir çizgide hayat sürerdi.

Barlada kaldığı günlerde hizmetini gören talebelerinden birisi de Sıddık Süleymandı.

Bir gün uzaktan misafirleri gelmişti. Sıddık Süleymana, Kardeşim misafirlerimize çay ikram edelim dedi.

Sıddık Süleyman, odun ateşinde küçük demlikle çayı dem­ledi, getirdi. Misafirlere dağıtmaya başladı.

Çayları dağıttıktan sonra, yarım tane kesme şeker artmıştı.

Bunu ne yapayım? diye düşünürken, o yarım şekeri boş bir bardağa atıverdi.

Bunu gören Bediüzzamanı bir sıkıntı bastı, çok üzülmüştü.

Kardeşim, dedi. Yirmi kişiye daha çay verseydin de böy­le yapmasaydın, o zaman ruhum bu kadar sıkılmazdı. Çün­kü sen iktisat etmedin.



"Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-2" kitabından...
 

peri

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Ara 2005
Mesajlar
950
Aldığı Beğeniler
5
BAZEN HAYATTA LATİFELERE DE İHTİYAÇ VAR.
ÇOK SAĞOL.
 
Üst Alt