Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Osmanlı devletinin en önemli şehirlerinden biri Suriyenin bugünkü başkenti Şam kabul ediliyor. Nitekim Osmanlıların Şama yaptıkları yatırım, adeta bunu doğrular nitelikte. 1516dan hemen sonra Osmanlı idaresi altına giren kent, daha 16. yüzyıldan itibaren önemli yapılarla donatılmış. Bu yüzyıl içinde Selimiye ve Süleymaniye Külliyeleri, Murat Paşa Camii ve türbesi, Derviş Paşa Camii, türbe ve çarşısı, Lala Mustafa Paşa Camii ve hanı ile başlayarak 19. ve 20. yüzyıllardaki Hicaz Demiryolu binası, Hamidiye kışla ve çarşısı, Merce anıtı, Hukuk mektebi ile devam eden imar faaliyetleri bu durumun ispatı sayılıyor. Osmanlıların hac güzergâhı üzerinde kalan bu şehre kazandırdıkları en önemli yapılardan biri de Kanuni Sultan Süleymanın emriyle inşa olunan ve onun adını taşıyan Süleymaniye Külliyesiydi.

Yazımıza konu teşkil eden hazirenin de içinde yer aldığı Süleymaniye Külliyesinin merkezinde cami bulunuyor. Caminin planı, Mimar Sinan tarafından çizilmiş. Yapı iki minareli olup, bu yönüyle bir selâtin camii görüntüsü arz ediyor. Osmanlılarda bilindiği üzere sultanların yaptırdığı camilerin birden fazla minareye sahip olması geleneği vardı. Ancak hemen belirtelim külliye; kervansaraylara ve hacılara hizmet vermesi için yapıldığından dolayı cami bir selâtin camisine göre küçük boyutlara sahip. Mimarbaşı Sinan, cami ve yanı başındaki imaretin planını çizmiş, yapım işi ise Todoros adlı bir yerel mimar tarafından gerçekleştirilmişti. Todoros, Hassa mimarı olmadığı halde Mimarbaşı Sinan Ağa tarafından bu işle görevlendirmişti.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Mimar Sinana atfedilen külliye

İstanbuldaki Şehzade Külliyesini tamamlayan Sinan Ağa, 1550-1557 yılları arasında yine başkent İstanbuldaki Süleymaniye Külliyesini inşa etmekle meşguldü. İşte bu süreç devam ederken 1555-1559 yılları arasında Süleymaniye Külliyesinin Şamdaki adaşı olan yapı topluluğu inşa olundu. Doğal olarak Mimar Sinan, Şamdaki inşaat işlerine nezaret edememiş, bu iş ile yerel bir gayrimüslim mimarı vazifelendirmişti. Yine de yapı Sinan Ağaya mâl edildi. Bununla birlikte Mimar Sinanın külliyenin kondurulacağı yeri daha önceden gördüğü neredeyse kesin. Zira Sinan Ağa, henüz bir yeniçeri iken Yavuz Sultan Selimin Memluk seferine katılmış ve 1518 senesinde padişah ile birlikte Şamda bulunmuştu. Dolayısıyla Barada Nehrinin geçtiği bu yeşil arazi, onun belleğinde yer etmiş olmalı. Mekân, Şam surlarının biraz dışında bulunmakta olup, büyük bir külliye yapımı için gayet uygun bir konumdaydı. Zaten burada daha önceki yıllarda Memluk sultanı Baybars tarafından yaptırılan ve Kasrul Ablak olarak bilinen bir sarayın yer aldığı da biliniyordu. Şama en büyük zararı veren hükümdarlardan biri olan Timur, 1400 senesinde kenti kuşatma altına aldığında bu sarayda ikamet etmiş, ilerleyen yıllarda saray harap olmuştu. Yeri gelmişken hemen belirtelim ki, Memluklar öncesinde yani Eyyubiler döneminde de bu alan, cirit ve çevgen oyunlarının oynandığı bir mevki durumundaydı.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Külliyeye Türkiyenin ilgisi


Külliye, başlangıçta sadece cami ve iki yanında uzanan imaretten ibaret iken sonradan farklı eklemelerle büyütüldü. Zira Şam, hac yolunda son derece önemli bir güzergâhtı. Anadoludan, Kafkaslardan ve Orta Asyadan gelen hacılar burada buluşup ve toplu kafileler halinde kutsal beldelerin yolunu tutarlardı. Aynı zamanda Osmanlılar bu yapı kompleksinin içinde sonradan inşa ettikleri medrese vasıtasıyla da, muhtemelen Sünni Hanefi hukukunu bölgede baskın hâle getirmeyi hedeflemişlerdi. Yapı, 20. yüzyılın başında Osmanlı mimarisinin son dönemdeki en önemli isimlerinden biri olan Mimar Kemalettinin nezaretinde elden geçirildi. Kendisinin, buraya kadar gelerek yapı ile alakalı bazı direktifler verip çizimler yaptığı biliniyor. Cami ve etrafındaki yapı kompleksi ile Türkiye Cumhuriyetinin ilgilenmesi, 21. yüzyılın ilk yıllarına tesadüf eder. 2004de Suriye hükümeti külliyenin korunması amacıyla birtakım çalışmalar başlattığında, Türkiye de bu sürece dâhil olma teklifinde bulundu. Zira yapı topluluğu, hem Kanuni Sultan Süleymanın hem de onun sermimarı Sinanın mührünü taşıdığı gibi, haziresinde de Osmanlı padişahlarının sonuncusu olan VI. Mehmed Vahideddin başta olmak üzere pek çok hanedan üyesinin mezarını bulunuyor. Suriye hükümetinin bu teklife sıcak bakması sonucunda başlayan süreç çerçevesinde pek çok uzman, Türkiyeden hem bu yapı topluluğunu hem de Şamda bulunan Selçuklu-Osmanlı devri kültür envanterini tespit için bu şehre gelerek bilimsel çalışmalarda bulundu. Şamda bulunduğum en son tarih olan 2009 yılında Süleymaniye Camiinin iç restorasyon işleri devam etmekte ve Türkiyeden giden uzmanlar bu sürece aktif olarak destek vermekteydi.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Tekke Selimiye yakıştırması sakıncalı


Şamdaki Süleymaniye Külliyesi esasen başlangıçta sadece cami ve imaretten ibaret iken, yapıya Sultan II. Selim zamanında tamamlanacak olan bir arasta ile medrese de ilave olundu. Nitekim bu durumdan dolayı külliyenin adı bazı kaynaklarda Tekke Selimiye olarak geçti. Kanımca bu durumun iki sakıncası var. İlki, yapının gerçek banisi olan Kanuni Sultan Süleymanı gölgelemesi, ikincisi ise Yavuz Selim tarafından Şamda, Kasiyun Dağının Salihiyye semtinde inşa olunan Muhyiddin Arabi yapı kompleksi ile karıştırılmasına neden olması. Hâsılı kelam yazımıza konu olan yapı topluluğuna en nihayetinde son büyük ekleme bir dergâh olacak. Söz konusu dergâh, bugüne ulaşamadı. Bugüne ulaşan kısımlarına şöyle bir göz atalım ve akabinde hazireye geçelim.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Süleymaniye Camii


Süleymaniye Külliyesinin en merkezi yapısı hiç şüphesiz camisi. Çift minareli ve kare planlı cami, külliyenin güney tarafına düşüyor. Geniş son cemaat yeri sayesinde küçük olmasına rağmen cami görkemli bir görünüm sergiliyor. Caminin arka tarafında ise Sultan II. Abdülhamid zamanında inşa edilen Hamidiye Kışlası uzanıyor ki, yapı bugün Şam Üniversitesi tarafından kullanılıyor. 2007de Şamı ilk ziyaretimde cami kullanıma açıktı. Ancak 2010daki son gidişimde restorasyon halindeydi.

Caminin iki yanında tabhane odalarına tesadüf olunur. Tabhane dediğimiz yapı, Mekkeye giden hacıların ağırlandığı bir misafirhane işlevini gören odacıklardan oluşurdu. Daha doğrusu bu odacıklarda hatırlı hacı adayları ağırlanırdı. Zira oda sayısı sınırlı olup, toplamda 12 oda bulunurdu. Eski gravürlerde sıradan hacı adaylarının tabhanenin hemen arka tarafında kurulan çadırlarda ağırlandıkları rahatlıkla görülebilir. Tabhane odalarının her birinin içinde ısınma ve yemek pişirme amacına hizmet eden ocaklar bulunuyor. Günümüzde odalardan bir kısmı büro ya da cami görevlilerine ait mekânlar olarak kullanılıyor.

Külliyenin içinde bir de imaret bulunuyor. İmarethanede vakıf kayıtlarına göre bir zamanlar günde 600den fazla ekmek pişiriliyordu. Bu sayının hac zamanında arttığı rahatlıkla tahmin olunabilir. İmaretin fırın ve yemekhane gibi kısımları da bulunuyor. İmaretin sağında ve solunda ise çifte kervansaray uzanıyor.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Arasta

Külliye içinde aslî amacına hizmet eden en önemli kısım, 44 dükkân üzerine inşa edilen Arastası yani çarşısıydı. Söz konusu yapı bugün de Suriye işi otantik eşyalar, dokumalar, tespihler ve müzik aletlerini temin edebileceğiniz turistik bir pazar durumunda. Arasta içinden yolunuza devam ettiğinizde, medresenin girişi ile karşılaşırsınız. Medresenin inşası, Molla Ağa el Acemi adlı bir mimar tarafından gerçekleştirilmiş. Günümüzde ticarî işlev sadece arasta kısmı ile sınırlı olmayıp medresedeki bazı öğrenci odaları da birtakım atölyelere tahsis edilmiş vaziyete. Bilhassa geleneksel ahşap ve sedef işlemeciliğinin güzel örneklerini bu odalardan satın alabilirsiniz. Medresenin dershane kısmı ise 2007 yılındaki ilk ziyaretimde mescid olarak kullanılıyordu. Medrese, 1566da Kanuni tarafından külliyeye bağışlanan vakıfların gelirleri ile inşa olunmuştu. Malum olduğu üzere bu tarihte Kanuni, Zigetvar Kalesi önlerindeki kuşatmada sağlık problemleri nedeniyle hayatını kaybetmiş ve yerine oğlu Selim tahta çıkmıştı. Nitekim yapı da onun zamanında bitirilmişti. Medrese yüksek kubbeli bir dersane ile yirmi iki talebe odasından meydana geliyor.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Osmanlı Hanedan Haziresi

Külliyeyi asıl önemli kılan unsur arka taraftaki hazirede ağırladığı misafir, daha doğrusu misafirler. Osmanlı hanedanının son temsilcileri, başta son Osmanlı sultanı Mehmed Vahideddin olmak üzere, bu caminin güneydoğu kısmına denk düşen hazirede ebedi uykularına yatıyorlar. Hazirenin kapısının kapalı olduğuna bakmayın. Kapıdan içeri seslendiğinizde çıkan türbedara meramınızı anlattığınızda, en azından bir ene Turki dediğinizde kapı açılıyor. Buradaki görevli türbedar Türkçe bilmiyor ancak sizi haziredeki her mezarın önünde durdurarak Arapça olarak haziredeki kabirler hakkında uzun uzadıya bilgiler veriyor.

Hazirenin ağırladığı en önemli şahsiyet hiç şüphe yok ki otuz altıncı ve son Osmanlı padişahı olan VI. Mehmed Vahideddin. Aynı zamanda Türkiye sınırları dışına gömülen ilk ve son Osmanlı padişahı. Bu hazirenin ilk misafiri de o. Sonrasında Osmanlı ailesi üyelerinin gömülmeye devam edilmesi neticesinde burada zaman içinde bir hanedan haziresi oluşagelmiş.

4 Ocak 1861de Dolmabahçe sarayında Sultan Abdülmecidin en küçük oğlu olarak doğan Vahideddin, bilindiği üzere veliaht Yusuf İzzeddin Efendinin 1 Şubat 1916da intihar etmesi akabinde önce veliahdlığa yükseldi, 3 Temmuz 1918de de ağabeyi Sultan V. Mehmed Reşadın ölümü sonrasında da tahta çıktı. Oldukça nedametli bir dönemde tahta geçen Vahideddin, tükenen bir imparatorluğun idarecisi olarak Mondros Ateşkes anlaşmasını imzaladı, sonrasında yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak da 17 Kasım 1922 Cuma sabahında İngilizlerin Malaya zırhlısına binerek Malta Adasına gitti. Buradan İngilizler tarafından Arabistan meliki ilan edilen Şerif Hüseyinin daveti üzerine kutsal topraklara geçen Vahideddin, ilerleyen günlerde de İskenderiye yoluyla İsviçreye gitmeyi tasarlamıştı. Ancak İngilizlerin Lozan görüşmelerinin yapıldığı bu ülkede sultanın kalmasını doğru bulmaması üzerine İtalyaya yönlendirildi, sonrasında ise hayatının sonuna kadar ikamet edeceği San Remo kentine yerleşti. Ancak ülkeden ayrılırken yanına cüzi miktarda para aldığından ve 3 Mart 1924ten sonra yurt dışına çıkarılan hanedan üyelerine de ailenin reisi sıfatı ile bakma mecburiyeti hissetmesinden dolayı, kısa sürede elindeki sınırlı miktardaki para bitti ve padişah ciddi bir borcun içine girdi. Bunun dışında hanedanın liderliği konusunda son halife Abdülmecid Efendi ile aralarında süren ihtilaf sebebiyle de eski Osmanlı topraklarında bulunan ve hanedana ait mülklerin satışı konusunda bir dizi sıkıntı yaşadı.
 

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Son Osmanlı padişahının cenazesi

Son Osmanlı padişahı 16 Mayıs 1926da öldüğü vakit geride 60 bin liret civarında bir borç bıraktı. Bunun neticesinde sultanın son ikametgâhı olan Villa Manolyadaki eşyalarına ve daha da önemlisi cenazesine San Remo esnafınca el konuldu, bir ay boyunca cenaze (diğer eşyalarla beraber) bir odada kilitli tutuldu. Ancak paranın bir ay sonra temin edilmesi neticesinde cenaze villadan çıkarılabildi.

Cenazenin nereye gömülmesi gerektiği konusunda hanedan içinde yapılan müzakereler sonrasında Suriye yönünde görüş ağırlık kazandı. Bu durumun en temel nedeni o sıralarda Suriye hükümet reisi olan Ahmed Naim Beyin II. Abdülhamidin kızlarından Ayşe Sultanla 1911de evlenmiş olmasıydı. Her ne kadar 1921de bu evlilik sona ermiş olsa da, hanedanın eski damadının defin işlemleri için kolaylık sağlayacağı düşünülmüştü. İlerleyen günlerde yaşanan gelişmeler, Osmanoğullarının bu konuda yanılmadığını gösterdi. Vahideddinin cenazesi Şamda devlet töreni ile karşılandı ve Süleymaniye Camiinin haziresine defnedildi. İlerleyen yıllarda mezar için bazı hanedan üyelerine bir de türbe sözü verilmişse de, bugüne kadar böylesi bir teşebbüs gerçekleşmedi.

Hâlihazırda bugün Sultan Vahideddinin mezarının üzerini bir kayısı ağacı gölgelemiş vaziyettedir. Son derece sade olan mezar, mermer bir sanduka biçimindedir. Sandukanın çevresini saran bir Ayetel Kürsi duası okunmakta. Sultan Vahideddinin mezar taşını Türkçeleştirecek olursak şöyle bir ifade yer almaktadır: Sultanoğlu Sultan / Sultan Altıncı Mehmed Vahideddin Han, Ruhuna Fatiha / Doğumu: 21 Şubat 1861 (20 Receb 1277) / Ölümü: 16 Mayıs 1926 (18 Zilhicce 1345)

Sultan Vahideddinin yanına Sultan Abdülmecidin torunu Abdülhalim Efendi, onun da yanına Abdülmecidin kızı Seniha Sultan gömüldü. Hazirede yatan diğer hanedan üyeleri şunlar; Sultan II. Abdülhamidin oğullarından Mehmed Selim Efendi, Mehmed Abid Efendi, Bedreddin Efendi, Burhaneddin Efendi, kızlarından Refia Sultan, torunlarından Fahriye ve Hamide hanımlar. V. Muratın kızları Hatice ve Fehime Sultanlar, torunu Ahmed Nihad Efendi. Sultan Abdülazizin oğlu Seyfeddin Efendi, kızları Fatma ve Nazime Sultanlar ve torunu Mihriban Hanım.

Hâsılı son Osmanlı padişahı Vahideddinin mezarı etrafında zaman içinde en kalabalık hanedan hazirelerinden biri teşekkül edecekti. Umarız Suriyede sular en kısa zamanda durulur. Böylelikle hem Kanuni devrinin mührünü taşıyan bu büyük külliyeyi, hem de onun içinde gelişen ve Osmanlı tarihi açısından son derece önemli hazireyi, bu şekilde görebilme yeniden imkânı doğar.


Önder KAYA

Kaynakça

- Abdülkadir Dündar; 16. Yüzyılda Suriye, Mısır ve Suudi Arabistandaki İmar ve İnşa Faaliyetlerine Katkıda Bulunan Bazı Osmanlı Mimarları, Ortadoğuda Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, I, Ankara 2001, s. 219-226
- Cevat Ekici; Bir Arşivcinin Şam İzlenimleri, Arşiv Dünyası, sayı: 7, Ocak 2006, s. 37-42
- Feridun Emecen; Osmanlı Sultanları-I, İstanbul 2011
- Mehmet Yaşar Ertaş; 1759 Şam Depreminde Büyük Hasar Gören Emeviye, Selimiye ve Süleymaniye Camilerinin Onarımı, Ortadoğuda Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, I, Ankara 2001, s. 240-248
- Cevdet Küçük; Mehmed VI, DİA, cilt: 28, İstanbul 2008, s. 422-430
- Selçuk Mülayim; Süleymaniye Camii ve Külliyesi, DİA, cilt: 38, İstanbul 2010, s. 114-119
- Neriman Şahin Güçhan-A. Esin Kuleli; Şam Süleymaniye Külliyesi ve Koruma Sorunları, Ankara 2009
- M. Baha Tanman; Süleymaniye Külliyesi, DİA, cilt: 38, İstanbul 2010, s. 119-121
- Kerim Türkmen; Gurbette Bir Sultan Haziresi: Şam Süleymaniye Külliyesi Haziresi, Prof. Dr. Harun Güngör Armağanı (haz: Mustafa Argunşah-Mustafa Ünal), İstanbul 2010, s. 325-344
 
Üst Alt