Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Samimi Dualar


Da ların ardında kızıl bir topu andıran güneş, son ışıklarıyla şehri selâmlıyordu. Her yer gri akşam yalnızlı ına terk ediliyordu yavaş yavaş. Ama dışarıda bir sükûnun kuca ına koşan insanlar da yok de ildi. Sessizli e adım adım ilerleyen bir şehirdi burası. Bu şehirde di er Anadolu şehirleri gibi aydınlık yarınları bekliyor; karanıkların ba rına ışık hüzmeleri gönderiyordu.


Günlerden perşembe idi. Salih, arkadaşı Kerim'le yurdun idare katında oturuyordu. Her ikisi de yarını düşünüyor, âdeta yarının ızdırabıyla kıvranıyorlardı.
Ah bir yarın geçse, şu iş bir yoluna girse Allah'ım ne olurdu! Ne kadar âciz kaldık, ne yapaca ız Salih Bey? dedi Kerim.


Salih vakarını koruyan bir tavırla: Sabret arkadaşım, gün do madan neler do ar, hele biraz daha sabredelim. dedi.


Salih, Erzurumluydu. İliklerine kadar dadaştı. Sabrın acı meyvesini henüz küçük yaşlarda tatmıştı. Annesini sekiz yaşında iken kaybeden Salih'i babası yetiştirmişti. Babası, Salih'in iyi bir insan olması için elinden gelen bütün gayreti göstermişti. Onunla yeri geldi i zaman kardeş, yeri geldi i zaman da bir sırdaş olurdu. O sabrın tevekkülle olan aşkını çok genç yaşlarda babasından ö renmişti. Babası: O lum ilim ve irfan ö reneceksin, bu milletin irşada ihtiyacı var. Sen kendini iyi yetiştir ki; senin yetiştirece in insanlar da iyi birer vatandaş olsun. demiş ve onu üniversiteye kadar okutmuştu. O şimdi, bir ö renci yurdunda idareciydi. Üniversite ö rencilerinin kaldı ı Serhat Yurdu, gerçekten şehrin en güzel ve en müstesna yerindeydi. Serhat Yurdunda iken Salih zamanın nasıl geçti ini anlamazdı. Ö rencilerin her biriyle ayrı ayrı ilgilenen Salih Bey, geceleri arkadaşı ve dostu Kerimle tek tek yatakhaneleri kontrol ederdi. Üzeri açılmış, battaniyesi düşmüş bir ö renci gördü ünde, bir anne şefkatiyle battaniyeyi yerden kaldırır ve ö rencinin üzerini örterdi. Salih: Evet, Kerim bunlar bize birer emanet, bu emanetlere sahip çıkmazsak Allah bize bunun hesabını sorar; bunun ötesinde bu arkadaşların bir an önce yetişmeleri gerekir. Dünyanın ilme, ahlâka, fazilete her şeyden önce sevgiye ihtiyacı var. Bu arkadaşlarımız birer sevgi kahramanı olacak. Onlar, fünûn-u medeniyeyi vicdanın ziyasıyla birleştirecekler. Dünyanın dört bir yanı bu bahar çiçeklerini bekliyor. derdi.


Oturdukları koltuktan önce Kerim kalktı ve A abey sana bir şey söyleyece im; ama bu söyledi ime ikimiz de şartsız itaat edece iz tamam mı? dedi. Kerim'deki bu âni heyecan Salih'i de heyecanlandırmıştı. Kerim'in heyecanlı olması normaldi. O, deniz dalgalarının maviliklerinde, Trabzon'da do muştu. Karadeniz'in çakır gözlü çocu u Kerim, hem üniversite okuyor, hem de yurtta rehber ö retmenlik yapıyordu. Bölümü de güzeldi; psikolojik danışmanlık ve rehberlik. Dershanedeki rehber ö retmeniyle seçmişlerdi bu bölümü. Dershaneye gitti i yıllarda, rehberlik hocası ondaki kabiliyeti keşfetmiş ve ona bu bölümü tavsiye etmişti. Şimdi o son sınıftaydı.


Kerim odanın içinden akşamın koyu karanlı ına bakarak; Salih A abey, yarın cuma, bu gece seninle teheccüde kalkıp sabaha kadar dua edelim. Ben senin duana 'âmin' diyeyim, sen de benimkine. Ve sabahın ilk ışıklarıyla şehirdeki bütün işyerlerini sırasıyla dolaşıp derdimizi anlatalım olmaz mı? Dua her zaman, bilhassa çaresizlikte en büyük güçtü. Samimî yapılırsa nelere vesile olmazdı. Salih birden heyecanlandı; Neden olmasın Kerim. dedi ve ekledi: Ama şöyle bir şart koyalım kendimize, istisnasız önümüze hangi işyeri çıkarsa çıksın girip derdimizi, arzumuzu anlataca ız onlara; ister dinlerler, ister dinlemezler, bu, onların bilece i iş. sonra odadan ayrıldılar.


Gecenin ilerleyen saatlerinde iki dertli gönül, odanın loş ışıkları altında inleyen bir ney gibi iki büklüm olmuştu. Seccade dua ikliminde yaşaran gözlere âdeta eşlik ediyordu. Kerimin lisanı Gurbet Ufuklarını soluklayan o dertli insanın na meleriyle coştu: Ey Rabb'im! Elimizden tut, dostlarının yüzüne baktı ın gibi bize de rahmetinle teveccühte bulun& İç dünyamızı varlı ının ziyasıyla nurlandır ve bizi Sensizli in zulmetlerinden, zindanlarından halâs eyle ve eşi ine baş koymuş kapının şu sâdık kullarını yalnız bırakma. Senden kalblerimize ışık, iradelerimize güç, düşüncelerimize istikamet, niyetlerimize de hulûs istiyoruz. Bizleri iç dünyamızla yeniden inşa ederek ruhlarımıza ahsen-i takvîm sırrını duyur. Kerim'in bu içten duasına, Salih hıçkırıklarıyla: Ne olursun Allah'ım bizi mahcup etme, bize emanet edilen şu kardeşlerimizin dertlerine derman ol! diyerek âmin dedi.


Sabah'ın ilk ışıklarıyla iki gönüldaş yola koyuldu. Akşam kararlaştırdıkları gibi bütün iş yerlerini atlamadan dolaşacaklardı. Şehrin en işlek caddesinden başladılar işe. İlk girdikleri markete anlattılar dertlerini, oralı bile olmadılar. İkinci bir iş yerine girdiler; burası son derece lüks bir giyim ma azasıydı. İş yeri sahibine dertlerini anlattılar; fakat oradan da umdukları cevabı bulamadılar. Nihayetinde Salih ve Kerim hemen hemen caddedeki bütün işyerlerini dolaşmışlardı. Son bir yer vardı. Adımlarını attılar, tam içeriye girecekleri vakit kapıdaki yazıyı fark ettiler. İkisinin de yüzleri kızardı, burası bir bardı. Adımlarını gerisin geriye çevirdiler.



Ama Kerim, Salih'e akşam birbirlerine verdikleri sözü hatırlattı. Bir hamleyle içeri girdiler. Alışık olmadıkları bir ortamdı. Barmenler buyurun deyip masa gösterdiler. Salih Bey patronlarıyla görüşmek istediklerini söyledi. Barmenlerden biri Salih ve Kerim'i arka tarafta izbe bir yere götürdü. Karşılarında kırk beş-elli yaşlarında saçları kırlaşmış iri kıyım bir adam duruyordu. Salih Bey titrek bir sesle selâm verdi. Kendini ve arkadaşını takdim etti. Adam, gâyet nazik bir edâ ile; Hoş geldiniz, buyurun nasıl yardımcı olabilirim? dedi. Salih Bey: Efendim ben ve arkadaşım Serhat Ö renci Yurdu'nun idarecisiyiz. Yurdumuzda Anadolu'muzun de işik illerinden okumak için gelmiş ö renciler var. Biliyorsunuz ki bu ö rencilerimizin maddî durumları iyi de il, bizler elimizden geldi i kadar siz esnaf a abeylerimizin burslarıyla bu ö renci arkadaşlarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yalnız bu ay durumumuz oldukça kötüleşti, fırına olan iki aylık ekmek borcumuzu ödeyemedik ve şu anda borcumuzu ödeyemezsek, ekmek alamayaca ız, yarından itibaren ö rencilerimiz ekmeksiz kalacaklar. Şâyet bizlere yardımcı olursanız bu güzîde evlâtlarımızın içinde bulundu u bu müşkül durumdan kurtarılmasına vesile olursunuz. dedi. Adam oturdu u koltuktan kalktı, elindeki sigarasından derin bir nefes çektikten sonra hiçbir şey söylemeden yan tarafta bulunan kasaya yöneldi. Kasayı açtı, orada deste hâlinde bulunan yirmi milyonluk banknotlardan iki desteyi alıp Salih'e uzattı. Salih şaşkındı, Kerim'in dili tutulmuştu. Barın sahibi Hayri Bey, Salih ve Kerim'e dönerek: İki tane zarif tertemiz delikanlı, benim çalıştırdı ım iş yerinin durumunu bile bile buraya gelmişler ve benden yardım istiyorlar. Çok müşkül durumda olmasaydınız, buraya gelmezdiniz. diyerek Salih ve Kerim'e birer çay ikram etti. Çayı şaşkınlıkla içen bu iki arkadaş, teşekkür ederek buradan ayrıldılar.


Serhat Ö renci Yurdu'nun üzerine güneşin ilk ışıkları vururken, kapı zili aralıksız çalmaya başladı. Kapıyı açan nöbetçi ö renciye, Salih ve Kerim Beyler soruluyordu. Nöbetçi ö renci, misafiri salona aldı. Salih ve Kerim Beyler, karşılarında Hayri Beyi görünce hem şaşırdılar, hem de korktular. Kerim içinden Eyvah bu adam akşam bize verdi i parayı geri isteyecek galiba, ne yapaca ız şimdi! diye düşünürken Hayri Bey: Arkadaşlar ne olursunuz gelin beni bir dinleyin hele& Ben bir rüya gördüm; iri cüsseli iki adam beni ateş kuyularının bulundu u bir yere götürüyordu. O anda birden sizler çıkıverdiniz. O adamlara, bu adam çok sıkıntılı bir zamanımızda bize yardım etti, onu oraya götürmeyin, dediniz ve adamlar birden kayboldu, ateş çukurları gül bahçesine, ömrümde görmedi im çiçek bahçelerine dönüşüverdi. Allah, sizden razı olsun. Buraya, sizlere teşekkür etmeye geldim. Ne olursunuz, bir derdiniz oldu u zaman lütfen hemen bana gelin. dedi.


Salih ve Kerim birbirlerine baktılar, Hayri Bey a lıyordu. Hayri Beyi a latan Salih ve Kerim'in samimi dualarıydı. Salih bir an babasının kendisine söyledi i şu sözü hatırladı: Allah'ın rızasını gözeterek hayır yapan bir insanı Allah hiçbir yerde yalnız bırakmaz.



Kibar AYAYDIN (Sızıntı  Eylül/2005)
 
Üst Alt