Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

TebessüM

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,558
Aldığı Beğeniler
9
Sana yazıyorum. Sensiz olan benden, bensiz kalmış sana bir mektup; belki bir ağıt... Yani aşktan, çöle dönmüş rasyonel kalbe bir çağrı...

Ben Mir!...
Kapılarını üzerine kapattığı malikânede geçmiş zaman sesleriyle; deli ozanın sazından dökülen sevda türküleriyle; saraya kabul edilen hattatın hikayesiyle yaşayan bir azizeyi tekrar şimdiki zamana getiren ve umutlandıran Mir!...
Lir’in kapıya çıkışı ve yola koyuluşuyla; kurutulmuş papatyalardan, bir kurşun bir divit ve üzerine mürekkep dökülmüş gül yapraklarından oluşan küçücük bir sandıkla aşka uyanan, aşkıyla kalbini titreten Mir!...

Hatırladın değil mi!?... Hani ‘beş şehir’den birine uzanan yolun sağında ve solunda akıp giden börtü böcekle; teyzelerin bahçesinden çalınmış kaysı çağlalarıyla; yolcuların kalbinde dillenen sevda sözleriyle görünüveren aşktan korkmuş, yolcuların boynuna ayrılık fermanını asmıştın. Kovmuştun bizi hayatından. Bizsizlikte ölüme yürüyeceğini bile bile...

Azizenin onca söyleyişini, hıçkırıklarını; dalga dalga kıyını döven boyun kırışlarım... hiçbiri seni yumuşatmamıştı. Azize bir dağa sürülmüş, ben çok uzak bir başka dağa... Ben Azizesiz Azize bensiz, kalbinse bizsiz kalmıştı. Yağmurlar yağmadı üzerine o günden bu yana.
Nemlenmedi gözlerin; güllerin kımıldanışı, hattatın hikayesi, laz kızının bağırışları, papatyaların çılgın sarı beyazları sana hiçbir şey kabul ettiremedi. Kalbe ve aşka karşı konumlanmış reel gerçekliğin, aklını aşkla olan bir savaşın kahramanı yaptı.

Aşkzedeydik artık; sürüldüğümüz yerde durmadan kurşunlanıyorduk. Ve sesimiz kısılmıştı; çağrımız yankı bulmuyordu dağında...Titrek kalbin buhurundan uzak bir yerde, vuslatla hitama ermeyen bir ayrılığın zemherisinde buzlandık. Isınmadık, ve dönüp seni ısıtmadık. Sen de bizsiz üşüdün. Soğuk rüzgarların kamçılarıyla dövüldün. Koyu bir karanlığın ve ayazın orta yerinden ısıran ateşlere attın kendini çaresiz. Ama her seferinde canın yandı. Geçen onca mevsim içini boşalttı; eğilip baktığın boşluk gözlerini sana dikti... kendine doğru çekti.

Ben Mir!...
İçinde olan; sana biraz çocukluk, biraz serserilik ve çokça aşk katan Mir!... Hani susmak bilmediğim ve sonu olmayan masallar anlattığım her seferinde kızıyordun bana. Ben ise, ‘ama benim olmayışım sana ölüm getirir’ diyordum. Ben ‘sen’im adamım, hâlâ anlamadın mı? Sürgüne gönderdiğin ben, yani sen... Beni susturmakla neler kaybettiğini; aşkla aranda nasıl bir mesafe açıldığını, çoraklaştığını, sonra taşlaştığını işte gördün! Bombaya dönüşen insanlar gibi ölüme koştuğunu; kahredici bir sessizliğe, yakıcı bir çöle dönüştüğünü farket artık! Kalbini hatırla, onu dinle... Aşkı duy, ona yönel...
Ben Mir!
İçindeki sen....

Nihat Dağlı
 

Onur

Geliştirici
 
Üyelik Tarihi
1 Eki 2005
Mesajlar
7,571
Aldığı Beğeniler
4,846
Konum
Karaman
Takım
Galatasaray
Güzel yazılar bölümüme ekledim çok güzeldi tşk ederim..
 

TebessüM

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,558
Aldığı Beğeniler
9
Seni okuyorum bu gece...
Yine büyük bir sükunet var içimde. Geçmişle olan hasbihalimin değişmez kurallarından biri oldu ayaklarımı yere sesizce basışım.
Mürekkeple somutlaştırdığın yüreğin var ellerimde.
Ve seni okuyorum yine. Her anınımda her halini anlamaya çalışarak ve her anında her halinle seni özleyerek. Seni okuyorum yeniden.

Satırlarında, umut ve ye'is karışık duruyor. Bir adım gerisi umutsa, bir adım ötesi ye'is. Sayfalara yalnızlığın resmini çizmişsin, hasretin ayak izlerinden yola çıkmış, özgürlüğün hayat hikayesini yazmışsın.
Gittiğin yerden başlıyor yalnızlığım ve start alıyor susmalarım. Sessizliği bir tek sensizlikten sıyrılıp, seni düşünürken bu kadar çok seviyorum.

Şimdilerde, geçimsiz mevsimlik bir işçi gibi hissediyorum kendimi. Sızıdan uyuşmuş bütün düşüncelerimden kurtulmak bahanesiyle, huysuz bir bahçıvan gibi içime dalıp yüreğimi budamak geçiyor içimden.

istemesem de, hep aynı noktaya sürükleniyorum. Yeni bir başlangıç, yeni bir olgu, yeni bir gün yokmuş gibi. Yarınım bile dünün eskimişliği kadar bayat duruyor önümde. Her kısır döngünün arefesinde bir tek Meryem orucu avutuyor beni...

Kalabalıklar hiç bu kadar düşman görünmemişti bana; sessizlik sensizlik olduğundan bu yana hayat hiç bu kadar dokunmamıştı. Ellerim başımı hiç bu kadar istekli avuçlamamıştı ve başım hiç bu kadar kararlı durmamıştı avuçlarımın arasında.

"İnsan, tüketici oluşunun bedelini, fazlasıyla tüketilerek ve tükenerek
ödüyor değil mi?
Hayatı sorguluyorsun; sorguladığından daha çok sorgulanıyorsun. Gereksiz felsefelerden arınmaya çalışıyorsun; zaten falaca var olan toplumun gediklerinden birnden kendin başlıbaşına bir ekol oluşturup çıkıyorsun.

Neyin etik, neyin a-etik olduğu belli değil artık. Önce teoride yaşadık bu kargaşayı, şimdi ise zihnimizde çözümleyemediklerimiz pratikte eğriler ve doğruların klişe sentezleri olarak karşımızda.

Biliyorum bu kez, bu işaret (?) cevapsız, bu paylaşım yanıtsız kalcak. Oysa ki düşüncelerim, bir tek seninle paylaşıldığında keyiflenirdi! Kendime itiraf edemdiklerim sende canlanır, sende ifade bulurdu.

Çünkü sen,
Beni benden daha iyi tanıyan ve anlayandın...
 

TebessüM

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,558
Aldığı Beğeniler
9
Vazgeçtim senden!
Gidişlerin sana , yalnızlığın bana kalsın.


Uzak kaldığım yılların acısına!.. bu gün emin oldum ki, bitmeyecek içimdeki bu kavga. Ah! Uzaklık... neden anlamak istemiyorlar? Asıl mesafenin ruhsal mesafe olduğunu, uzaklığın mesafelerde kurallaşmadığını. Ah, Canımın özü bildiğim! Nasıl anlatsam sana? “ kızıl alevlerin nasıl can incittiğini “ gözüm kapalı sürdüm kendimi ateşlere, ama sürgünlere getiremedim bu kenti.

Boş vermekmiş(!) yalan söylüyorlar; gerçekte yok böyle bir kavram. Olsaydı, öncüsü ben olurdum boş vermişliğin. Ağlamak kolay, ama unutmak... onu geç benden, sorma bana. zorluğun en kötüsü, en kaçınılamayanıymış unutmak!

Canımın özü; penceremden içeri doluşan her kar tanesinde artıyor özlemin. Tıpkı geldiğin günkü gibi kararsız... bir yağıp bir kesiliyor.

Orta çağ mahkumları kadar çaresiz duruyorum. İnsanın toparlandığını sandığı anlarda ki, beklenmedik dağılımı ne gariptir değil mi? Mantıktan çözeltili, şuursuz gömülüşler kadar boş ve çıkmazlarda tıkanmış yenik bir benlik.

Gece, ışıklar ve dalga sesleri...
Yıldızlarla yarışa durmuş yakamozlar...
Ve vakur ve sessiz ve yalnız duran kız kulesi...

İstanbul’un kalabalığında kız kulesinin yalnızlığını taşıyorum. Tepeden yüreğini izlemek varmış... en son ne zaman bir takvim yaprağını kopardım ve en son ne zaman saatime baktım?.. farkında olmadan yine bensiz geçmiş zaman. Bu defa itirazım yok sana ey rüzgar! Es içinden geldiği kadar; üşüttüğün bedenim değil, üşüyen düşüncelerim var ondan uzak.

Mersin’e dair hatırladığım; soğuk bir sonbahar gecesi, bir teras, bir asma ağacı, sağnak bir yağmur ve bir sigara izmaritinden önce gelen ıslak ama sıcak bir veda... İzmir; bir otobüs, bir terminal, öfke bileten bir azarlama ve Bornova... bırak geçtiğin yollar yakmaya devam etsin beni!.. ve İstanbul; nereden başlasam nerede bitirsem ki seni, olmayacak dualarımın amini saklı sende... boş ver seni anlatmayacağım kağıtlara. Sana, dokunulmazlığınla saklımda kalmaktır yakışan.

Hayatı limon ağacının ekşiliğinde yaşamak(!) Garip ve içsel bilinmezlikleri dilek bağı olarak rüzgara bırakmak, tuhaf değil mi?..
 

mabed

Bir_Katre
 
Üyelik Tarihi
24 Eki 2005
Mesajlar
2,864
Aldığı Beğeniler
20
"İnsan, tüketici oluşunun bedelini, fazlasıyla tüketilerek ve tükenerek
ödüyor değil mi?
Hayatı sorguluyorsun; sorguladığından daha çok sorgulanıyorsun.
:(
harika yazılardı canım allah razı olsun paylaşım için..
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Hayatı limon ağacının ekşiliğinde yaşamak(!) Garip ve içsel bilinmezlikleri dilek bağı olarak rüzgara bırakmak, tuhaf değil mi ?

;)
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
"UNUTURSUN " DEYİŞİNE


unutmak, yıldızların ciğerine saplanan

bir lâle yaprağına gömmektir sevgiliyi

unutmak, bir kaktüsün küllerinde ansızın

alevli bir tapınak eylemektir sevgiyi

unutmak, semendere zehir sunmaktır, gülüm

taş dolu yüreklerin lügatinde bulursun

unutmak, sessizliğe yine kanmaktır, gülüm

unutulursa şair, sen de unutulursun


bir dağın bir kuyuya tohum ektiği yerde

balığın yüzgecinden irin döktüğü yerde

kralın, kölelerin emrinde yürüdüğü

geminin bir köpükte okyanus aradığı

ayın arzı terkedip gökte durduğu ânda

serseri bir kurşunun ayı vurduğu ânda

başını ellerinin arasına al ve dur

işte o lahza gülüm, bu can seni unutur


unutmak, bir saatin kırılan camlarında

zamanı çürüterek öldürmektir sevgiyi

unutmak, bayramlığı giydirilen çocuğun

aldatılan göğsünde vurmaktır sevgiliyi

unutmak, bir ülkenin tozlu kaldırımlarında

taşlara boğdurmaktır yağız atlı yiğidi

unutmak, susturmaktır yolların ayrımında

şairlere can veren muhteşem bir ağıdı

unutmak, koparmaktır çiçekleri dalından

sisli bir yalnızlığın ekseninde bulursun

unutmak, ayırmaktır arıları balından

unutulursa şair, sen de unutulursun


Nurullah Genç
 

ExELaNcE

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eyl 2005
Mesajlar
3,446
Aldığı Beğeniler
13
Hayatı limon ağacının ekşiliğinde yaşamak(!) Garip ve içsel bilinmezlikleri dilek bağı olarak rüzgara bırakmak, tuhaf değil mi ?

Tebessüm için tuhaf değil.. ;)
O sanki bunun için doğmuş..
şiirleri hep bu izleri taşiyor..
güzel şiirler için tşkler..
 

silaucan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Eyl 2005
Mesajlar
1,962
Aldığı Beğeniler
7
Boş vermekmiş(!) yalan söylüyorlar; gerçekte yok böyle bir kavram. Olsaydı, öncüsü ben olurdum boş vermişliğin. Ağlamak kolay, ama unutmak... onu geç benden, sorma bana. zorluğun en kötüsü, en kaçınılamayanıymış unutmak!


Aceba boş verdiğimizi zannedip,unutamamak mıdır içimizi kavuran? ?(
Boşverrrrrrr demek o kadar zor mu???
 
Üst Alt