İnternet keşfolunalı beri ikinci bir hayat boyutu oluştu dünyada: sanal (online) hayat. Diğer yönleri bir tarafa, interaktif iletişim ve haberleşmede sağladığı kolaylıklarla internet, epey bir süredir hayatımızda var. Bu sanal alemde insanlar, sohbet odaları vasıtasıyla tanışıyor, konuşuyor, tartışıyor. Facebook ya da Myspace isimli sitelerde de kendi sayfalarını oluşturup tanıtımlarını yaparak, bir sosyal çevre (!) sahibi olabiliyorlar. Buraya kadar her şey normal gibi görünse de, durum hiç de öyle değil. Bu sitelerin kuruluş amaçlarının en başında; birilerinin daha çok para kazanma ve dünyayı bugünden daha güçlü bir şekilde yönetme isteği yatıyor. Hem de bizim sırtımızdan.
Sanal bir ortamda değerlerimize ters düşerek, gayr-ı meşru ilişkiler kuruyoruz. Belki bizim amacımız; yıllar öncesinden izini kaybettiğimiz ilkokul arkadaşımızı bulmak. Yani çok masumane bir niyetle, herkesin sözünü ettiği bir ortama adım atıyoruz. Yanı başımızdaki arkadaşlarımıza, ailemize, eşimize daha çok zaman ayırmak yerine, böyle bir yolu tercih ediyoruz. Bu sitelerde yayınlanan fotoğraflarımıza binlerce, milyonlarca insanın gözü değiyor. Peki, her bilgisayar sahibinin girebildiği bu sitelerde kimlerin dans ettiğini biliyor muyuz? Bu fotoğraflara hangi gözle bakıldığını ve şahsi fotoğraflarımızın hangi amaçlarla kullanıldığını biliyor muyuz? Hayır, bunu bilmemiz mümkün değil.
İnternet ortamında chat yoluyla tanışan, sonra ilişkisini yüz yüze devam ettiren insanlar oldu çevremizde. Öyle çirkin durumlara maruz kaldılar ki; burada açıkça izah etmek oldukça zor. Samimiyet artınca kameranın karşısında uygunsuz durumlara varan chat arkadaşlıkları duyuyoruz. Nefsin, insanı her daim yanlışa düşürme ihtimalini göz önünde bulundurmak lazım. “Ben kendimi biliyorum” demek yerine, dinimizde meşru olmayan ilişkilerden, sanal da olsa uzak durmak en doğrusu.
SANAL ALEMDE ÖLÇÜ VE SINIRLAR KALMIYOR
Bu siteler, her şeyden evvel, alternatif bir yaşama formu önerdiği için, kişiyi gerçek hayattan uzaklaştırıyor. Yaşadığımız hayatı çevreleyen, sınırlandıran, kıymetlendiren dini ve örfi değerler, çoğu zaman bu sanal alemin dışında tutuluyor.
Düşünsenize; hiçbir sosyal çevre ve ahlaki değerin, üst kıymet olarak ilişkileri yönlendirip belirlemediği bir alemi. Tamamen bireylerin inisiyatifine bırakılmış bir hayat alanı ve biçimi. Bu alemin çekiciliği; mümin, mümin olmayan ya da derviş ayırımı yapmadan tüm bireyleri davet edip içine alıyor. Sorun, işte tam da burada başlıyor. Müslümanların bu tarz hayata ve iletişim kanallarına karşı tutum ve davranışları ne olmalıdır, ne yönde cereyan etmelidir?
Aslında sorunun cevabı basit ve kolay anlaşılabilir cinsten. Ancak gelin görün ki; nefsin hileleri ve dünyevi hayatın göreceli çekiciliği durumu karmaşıklaştırıyor. Bir kere bu denli vakit alan ve belirli bir hayat tarzı öneren mecralara yaklaşıp yaklaşmamayı, din süzgecinden geçirmemiz gerekiyor en başta. Bunu yaptığımızda hemencecik karşımıza şu ilahi ve nebevi ikaz çıkıyor: “Malayani’yi (boş, faydasız olan) terk etmek, kişinin dininin güzelliğindendir.” (Tirmizi, İbn Mace)
Bir başka hadiste ise insanın, koruluk etrafında dolaşan bir çoban gibi sınırı geçme tehlikesi olduğuna dikkat çekiliyor ve şüpheli şeyleri terk etmemiz öğütleniyor. Çünkü şüpheli şeylerin insanı harama sürükleme ihtimali çok yüksek. (Buhari)
ENERJİMİZİ MEÇHUL VE SANAL SİLÜETLERE SARF EDİYORUZ
Bir an durup düşünüldüğünde aklıselim de, bu çeşit sanal sitelerin zararlarını, dini ve günlük hayatı aksatan, zedeleyen yönlerini fark eder aslında. Mesela; komşumuzla ilişkilerimizi geliştirme ve sürdürme yerine, dünyanın neresinde ikamet ettiği bile belirsiz insanlarla iletişim kurmak neye hizmet eder. Eşimiz ve ailemize ayırmamız gereken enerji ve vaktimizi sorumsuzca, meçhul ve sanal silüetlere sarf etmek neyle izah edilebilir. Aslında durumun anlaşılır bir tarafı var: Gerçek hayatta; din, ahlak ilkeleri ve dinini yaşamaya çalışan bir toplumla çevrili olan insanın, bu ortamdan kaçıp kurtulma ve başıboş davranma isteğinden kaynaklanıyor tüm bunlar.
Biz Müslümanların doğru yaklaşımı elde edebilmek için, büyüklerin “Gizli yaptığın bir fiili, aşikâre ve insanların bulunduğu bir ortamda yapmaktan çekiniyorsan o günahtır” sözlerini hatırlamamız yeterli olacaktır. “Ameller, niyetlere göredir” prensibini de burada hatırlamakta yarar var. Öncelikle niyetlerimizin sahihliğini kontrol etmeliyiz bu meselede de. Niyet ve amaçlarımız İslamî ise davranışlarımız ve sonuçları da öyle olacaktır. Din büyükleri ve Rabbanî alimler ısrarla “Büyük, küçük her işten önce niyet edin” ve “ALLAH rızası ve hayır üzere niyet edin” demiyorlar boşuna. Böylelikle davranışlarımız ve bunların sonuçları salih daire içerisine alınmış olacak ve “iki cihan saadeti” ideali yolunda sapma olmayacaktır.
Sanal bir ortamda değerlerimize ters düşerek, gayr-ı meşru ilişkiler kuruyoruz. Belki bizim amacımız; yıllar öncesinden izini kaybettiğimiz ilkokul arkadaşımızı bulmak. Yani çok masumane bir niyetle, herkesin sözünü ettiği bir ortama adım atıyoruz. Yanı başımızdaki arkadaşlarımıza, ailemize, eşimize daha çok zaman ayırmak yerine, böyle bir yolu tercih ediyoruz. Bu sitelerde yayınlanan fotoğraflarımıza binlerce, milyonlarca insanın gözü değiyor. Peki, her bilgisayar sahibinin girebildiği bu sitelerde kimlerin dans ettiğini biliyor muyuz? Bu fotoğraflara hangi gözle bakıldığını ve şahsi fotoğraflarımızın hangi amaçlarla kullanıldığını biliyor muyuz? Hayır, bunu bilmemiz mümkün değil.
İnternet ortamında chat yoluyla tanışan, sonra ilişkisini yüz yüze devam ettiren insanlar oldu çevremizde. Öyle çirkin durumlara maruz kaldılar ki; burada açıkça izah etmek oldukça zor. Samimiyet artınca kameranın karşısında uygunsuz durumlara varan chat arkadaşlıkları duyuyoruz. Nefsin, insanı her daim yanlışa düşürme ihtimalini göz önünde bulundurmak lazım. “Ben kendimi biliyorum” demek yerine, dinimizde meşru olmayan ilişkilerden, sanal da olsa uzak durmak en doğrusu.
SANAL ALEMDE ÖLÇÜ VE SINIRLAR KALMIYOR
Bu siteler, her şeyden evvel, alternatif bir yaşama formu önerdiği için, kişiyi gerçek hayattan uzaklaştırıyor. Yaşadığımız hayatı çevreleyen, sınırlandıran, kıymetlendiren dini ve örfi değerler, çoğu zaman bu sanal alemin dışında tutuluyor.
Düşünsenize; hiçbir sosyal çevre ve ahlaki değerin, üst kıymet olarak ilişkileri yönlendirip belirlemediği bir alemi. Tamamen bireylerin inisiyatifine bırakılmış bir hayat alanı ve biçimi. Bu alemin çekiciliği; mümin, mümin olmayan ya da derviş ayırımı yapmadan tüm bireyleri davet edip içine alıyor. Sorun, işte tam da burada başlıyor. Müslümanların bu tarz hayata ve iletişim kanallarına karşı tutum ve davranışları ne olmalıdır, ne yönde cereyan etmelidir?
Aslında sorunun cevabı basit ve kolay anlaşılabilir cinsten. Ancak gelin görün ki; nefsin hileleri ve dünyevi hayatın göreceli çekiciliği durumu karmaşıklaştırıyor. Bir kere bu denli vakit alan ve belirli bir hayat tarzı öneren mecralara yaklaşıp yaklaşmamayı, din süzgecinden geçirmemiz gerekiyor en başta. Bunu yaptığımızda hemencecik karşımıza şu ilahi ve nebevi ikaz çıkıyor: “Malayani’yi (boş, faydasız olan) terk etmek, kişinin dininin güzelliğindendir.” (Tirmizi, İbn Mace)
Bir başka hadiste ise insanın, koruluk etrafında dolaşan bir çoban gibi sınırı geçme tehlikesi olduğuna dikkat çekiliyor ve şüpheli şeyleri terk etmemiz öğütleniyor. Çünkü şüpheli şeylerin insanı harama sürükleme ihtimali çok yüksek. (Buhari)
ENERJİMİZİ MEÇHUL VE SANAL SİLÜETLERE SARF EDİYORUZ
Bir an durup düşünüldüğünde aklıselim de, bu çeşit sanal sitelerin zararlarını, dini ve günlük hayatı aksatan, zedeleyen yönlerini fark eder aslında. Mesela; komşumuzla ilişkilerimizi geliştirme ve sürdürme yerine, dünyanın neresinde ikamet ettiği bile belirsiz insanlarla iletişim kurmak neye hizmet eder. Eşimiz ve ailemize ayırmamız gereken enerji ve vaktimizi sorumsuzca, meçhul ve sanal silüetlere sarf etmek neyle izah edilebilir. Aslında durumun anlaşılır bir tarafı var: Gerçek hayatta; din, ahlak ilkeleri ve dinini yaşamaya çalışan bir toplumla çevrili olan insanın, bu ortamdan kaçıp kurtulma ve başıboş davranma isteğinden kaynaklanıyor tüm bunlar.
Biz Müslümanların doğru yaklaşımı elde edebilmek için, büyüklerin “Gizli yaptığın bir fiili, aşikâre ve insanların bulunduğu bir ortamda yapmaktan çekiniyorsan o günahtır” sözlerini hatırlamamız yeterli olacaktır. “Ameller, niyetlere göredir” prensibini de burada hatırlamakta yarar var. Öncelikle niyetlerimizin sahihliğini kontrol etmeliyiz bu meselede de. Niyet ve amaçlarımız İslamî ise davranışlarımız ve sonuçları da öyle olacaktır. Din büyükleri ve Rabbanî alimler ısrarla “Büyük, küçük her işten önce niyet edin” ve “ALLAH rızası ve hayır üzere niyet edin” demiyorlar boşuna. Böylelikle davranışlarımız ve bunların sonuçları salih daire içerisine alınmış olacak ve “iki cihan saadeti” ideali yolunda sapma olmayacaktır.