Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Paul Virilio, modern kentlerin "ölü mezarlıkları andırdığını" söylerken hiç de yabana atılmaması gereken bir tespitte bulunur.

Kentleşme, şehri öldürdü çünkü. Sadece şehri değil; insanı da.

Buradaki yakıcı paradoksu görüyor olmalısınız: Modernleşme, doğuşunu kentlere borçlu aslında: Kentleşme olmasaydı, modernleşme de olamazdı. Modernleşme, kentlerle varoldu; ama şehri de, şehrin tabiî çocuğu olan insanı da yok etti.

Burada kent ile şehri aynı anlamlara sahip bir fenomen olarak göremeyeceğimizi söylüyorum. Fakat Türkçe'de bu iki sözcüğü birbirinden ayrı anlamlarda kullanabilmemizi mümkün kılabilecek zengin ve karşılığı olan bir anlam dağarına ve haritasına sahip değiliz ne yazık ki.

Bunun öncelikli nedeni, kent'in bizim yaşadığımız derin bir tarihî tecrübenin ürünü olmaması: Kenti biz modernleşme serencamımızın bir sonucu olarak her şey gibi Batı'dan ithal ettik. O yüzden kent, Türkiye'de tutmadı; şehri de tuzla buz etti.

Peki, kent Batı'da tuttu mu peki? Tuttu ama insanı da yuttu bu arada. İnsansa kentte kendini de, kendi hakikatini de, hakikatin kendisini de unuttu tabiatıyla.

Modern kent, kalabalık yığınlardan oluşan insanın sürgün yeri gerçekte: İnsanın insan olabilmesi, kalabalıkların ortasındaki sürgün yerinde yitirdiği insanî özelliklerini hatırlayabilmesi için, kentten, kent sürgününden kurtulabilmesi şart.

Polis'ten metropolis'e, oradan megapolis'e kadar yaşadığı serüven, insanın kentin yerine yerli yerince yerleşebileceği yeni yerler, muhkem, sarsılmaz yerleşim alanları arayışına soyunmasına yol açtı: İşte adına sanal-kent veya sanal-âlem dediğimiz net-ro-polis, bu arayış çabasının bir sonucu.

Peki sanal-kent ya da net-ro-polis ne, nasıl bir yer? Kentin de öldüğü bir yer; yersiz-yurtsuzluk hâli. Bir kaçış mahalli. Kentin de, insanın da, hakikatin de, fizik gerçekliğin de buharlaştığı, sırra kadem bastığı bir göçebelik, tastamam bir göçüş, bir göçmüşlük labirenti.

Oysa şehir, bütün varlıkların, bütün hakikatlerin, bütün farklılıkların ve çeşitliklerin yaşanabildiği, tecrübe edilebildiği sürekli varoluş ve diriliş mekânı. Tanrı'nın müdahalesine her ân hazır, tabiatın yemişlerini devşirmeye her zaman hazırlıklı bir keşif ve mükâşefe aktörü: Şehir / medine, yalnızca Müslümanlara özgü bir varoluş, bir tekevvün mekânı.

Çünkü şehir / Medine, her şeyden önce peygamberlerin yurdu: Kutlu kitabımızda, bütün peygamberlerin şehirlere gönderildikleri açıkça vurgulanır: Çünkü şehir, âlemin, varlıklar âleminin özü ve özetidir: İnsan da, zübde-i âlemdir: lemin, kâinâtın, tabiatın ve bütün varlıkların dengesini korumak, sadece insanlar arasında, sadece inananlar arasında değil, bütün yaratılmışlar arasında mizanı, dengeyi, ölçüyü, adaleti temin ve tesis etmek ve teminat altına almakla mükellef kılınmıştır insan.

İnsan, varlıklar âleminin bir parçası olduğu ve varlıklar âleminde Allah'ın adaletini tesis etmekle yükümlü kılındığı için, insanın, inanan insanın başka insanlara da, başka varlıklara da, tabiata da zarar vermesi, diğer insanlar ve varlıklar üzerinde de, tabiat üzerinde de tahakküm kurması düşünülemez. İnsan bu yükümlülüğünü yerine getirdiği ölçüde hakîkî kul olur.

Bu nedenle Müslüman şehir, kendisine emanetin yüklendiği, emniyeti teminat altına almakla yükümlü kılındığı mesuliyetleri yerine getirdiği yer olabildiği ölçüde, insanı, inanmış insanı yansıtır: Tıpkı inanmış insan gibi, Müslüman şehir de mütevazidir; âdildir; güvenilirdir: O yüzden Müslümanların yurdu, darus's-selâm olarak adlandırılır.

İşte bu nedenledir ki, bugüne kadar farklı dinlere, kültürlere ve inançlara mensup toplulukların bir arada, sulh ve bütünleşme ortamı içinde yaşayabildikleri şehirleri Müslümanlar inşa etmiştir yalnızca: Sözgelişi, Osmanlı İstanbul'unun, Kudüs'ün, Saraybosna'nın, Kurtuba'nın, Kahire'nin, Bağdat'ın ve Şam'ın benzerleri başka medeniyetlerde görülememiştir. Farklılıkların tecrübe dilebildiği, farklılıklardan yararlanılabilen, farklılıkların farklılıklarını zenginlik ve derinlik olarak sunabildikleri şehirler yalnızca Müslüman şehirler olmuştur.

Ancak bugün Müslüman şehirler ne yazık ki, varlıklarını, canlılıklarını sürdürebilecek bir medeniyet ruhuna, medeniyet bilincine ve medeniyet iddialarına sahip olmaktan uzak oldukları için can çekişiyorlar.

Özetle, yeniden Müslüman şehirler inşa edemediğimiz sürece, dünyaya insana dair hiçbir şey söyleyemeyeceğimizi bilelim, derim.

Yusuf Kaplan
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Kent-Kentli, Şehir-Şehirli. Bizler kentli gibi görünmeye çalışan ancak şehirli olarak yaşayan insanlarız aslında. Batıdan bakıldığında kentli, doğudan bakıldığında şehirliyiz. Günümüz müslüman toplumu (Türkiye'yi kastediyorum) batının getirdikleriyle (birazda özenti) kendi maddi ve manevi değerlerini kaybediyor maalesef.

Aslında müslim-gayri müslim değerlerinin çatışmasınıda net bir şekilde görebiliyoruz. Kent-şehir kapsamında, istanbul, izmir gibi büyükşehirlerde ki gettolaşma süreci yaşanan çatışmayı ortaya koyuyor. Fiziki (kent-şehir) anlamda yaşanan çatışmalar bir veya iki kuşak sonra düşünce çatışmasına dönüşüyor ve bu bölgelerdeki suç oranları artıyor. Eski-yeni, ilerici-gerici, feodal-modern vs ikilemler şehirli kültürü ile kentli kültürünün arasında geçen mücadelenin birer ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü biz toplum olarak (şu anki aşamada) şehirli kültüründen kopmaya yüz tutmuş ama kentli kültürünüde benimseyememiş bir durumdayız. Arada kalmış ne yapacağını bilmeyen bir topluluk olarak hayatımızı devam ettiriyoruz.

Batının binalarıyla ünlü büyük kentleri olabilir. Bizimde insanlarıyla, insani ilişkiliyle ünlü büyük şehirlerimiz var. Ama müslüman topluluklar arafta kalmaya devam ederlerse bizlerinde artık gettolarıyla ünlü, büyük, kent-şehir karışımı post-moden (!) bir yapımız olacak.

Paylaşımınız için teşekkürler.
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Ve bu konumda na mutenahi bir olgu var ki o da "Hiçbir kesim diğerine tahakküm edemez, aforoz da edemez."
 
Üst Alt