Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Gönüllerimizde hüzün ve zevki iç içe yaşadığımız bir dönemde; gözlerimizi yummuş, ruhlarımızla yeni bir gufran ayını süzüyoruz. Bu ışık ayının hem hülyâ hem de tahassür dolu ikliminde his ve hayâl dünyamızı hem bir ilkbahar hem de bir sonbahar gibi duyuyoruz.
Ramazanda her ses ve soluk derinlerden derin o rûhânî edâsıyla, dünyada yaşamak istediğimiz hemen bütün zevkleri ve gönüllerimizin iyilik düşüncesi adına beslediği bütün ümitleri en ulvî, en coşturucu bir üslupla söyler. Hemen her zaman, Ramazanın nazlı günleri bir ışık yumağı gibi gelip her yanımızı sarar ve tedayi ettirdiği hülyâları, emelleri, sevinçleri, neşeleri, ziyafetleri ve renk renk öteler buudlu televvünleriyle bize cennetlerden demet demet numûneler sunar.
Ramazanın başlamasıyla düşüncelerin bir kere daha yenilendiği, duyguların zindeleştiği ve rahmetin her türlü dalga boyu ile gidip insanın ümit ve recâsıyla bütünleştiği, bütünleşip gönüllere sindiği.. evet; onun o sihirli günlerinde ve aydınlık gecelerinde, sanki insanın Allaha kavuşmasına mani bütün engeller ortadan kalkıyor, bütün olumsuzluklar bertaraf ediliyor gibi, vuslata giden yollardaki tepeler dümdüz, düzlükler de pürüzsüz hâle gelir...
Her zaman rahmete susamışlığını hisseden gönüllere Ramazan, toprağın bağrına inen yağmur gibi, onların başlarından aşağıya boşalttığı his ve manâ ile gönüllerin kurumaya yüz tutmuş bütün yamaçlarını sular, duyguların tâ derinliklerine iner ve insan benliğini yepyeni manâların yemyeşil meşcereliği hâline getirir. Öyle ki bu mübarek zaman diliminin hayata aksettirdiği binbir televvünlü mübarek zaman parçalarının, ışıktan dakikaları gözlere, gönüllere saçtığı nurlar sayesinde bütün bütün uhrevîleşen ruhlar, artık manâya ve ledünniyâta öyle bir uyanmış ve alışmış olurlar ki, bir daha da bu masmavi iklimden ayrılmak istemezler.
Ramazan, fecr-i kâzibi, fecr-i sâdıkı ve tulûuyla tıpkı bir gün gibi doğar üzerimize.. daha ufukta emareleri belirir-belirmez, onun için ne tatlı ne sıcak ne heyecanlı bir hazırlık dönemi yaşarız. Günler ve haftalar önce, yiyecekler-içecekler olağanüstü ve Ramazana mahsus bir cömertlikle akar mutfaklara.. akar da, günler öncesinde, değişik çağrışımlarla bizi hep Onun rengârenk ikliminde dolaştırır...
... Ve nihayet; herkesin bunca sabırsızlıkla beklediği rahmet televvünlü, gufran buudlu mübarek ay gelir.. ve onun gelişiyle herkes kendini semâlara doğru uzayıp giden ışıktan bir helezonun merdivenlerinde bulur.. bulur ve gündüzleri ayrı bir derinlikte, geceleri de ayrı bir derinlikte O Mevcud-u Meçhule doğru seyreder durur. Sabaha uyanırken ayrı bir temkin, ayrı bir dikkat, ayrı bir disiplinle uyanır; akşamla kucaklaşırken de ayrı bir haz, ayrı bir büyü ve ayrı bir füsûnla buluşuruz...
Ramazanın nazlı geceleri, bütün ruhlara, gönüllere âdetâ taht kurmak üzere gelir; onda bakışlar derinleşir, muhabbetler tebessüme inkılâb eder. Sürekli iyilik duygusu soluklanır; hatta bir ölçüde bütün kötü duygular ve tutkular baskı altına alınır; derken herkes derecesine göre bir çeşit melekleşme yoluna girer. Gerçekten Ramazanda insanlar, Allahla o kadar irtibatlı, kullukta o kadar itinalı ve muamelelerinde o kadar ince, o kadar nazik bir hâl alırlar ki, bunu görüp sezmemek mümkün değildir.
Evet onlar, her hâlleriyle îman nimetinin lezzetlerini, İslâm ahlâkının büyülerini, ihsan şuurunun ledünnî hazlarını hem yaşar hem de yaşama istidadında olan bütün gönüllere duyururlar.. duyurur ve âdetâ hepimize semâvîliklerden bazı şeyler fısıldarlar.
Evet, bu doymuş ve itminâna ulaşmış ruhlar, yaşanılan bu hayatın bir gün mutlaka, ebedî bir mutluluğa inkılâb edeceğini, burada, Allahın hoşnutluğu istikametinde gösterilen fedakârlıkların, katlanılan sıkıntıların, hatta bunların en önemsizlerinin bile, ötede değerlerüstü değerlere ulaşacağını bildiklerinden açlığı, susuzluğu, nefsin arzularına karşı savaşı ve cismanî arzularla yaka-paça olmayı derin bir ibadet neşvesi içinde yerine getirirler. Onların düşünce dünyalarında, iftarlar ibadetler gibi icra edilir ve âdetâ teravihlerle bitevîleşir; sahurlar teheccüdle iç içe girer ve Allaha yakınlıktan bir hisse alır.. sokaklar cami yolcularıyla dolar-taşar.. mabetler Kâbe gibi tekbirlerle inler.. çarşı-pazar aynen mabet olur; mabet de gider Kâbe ile bitevîleşir.
Böylece, bütün bu fânî insanlar ebedî ve manevî birer varlık seviyesine; onların ibadet ruhuna göre programlanmış her davranışları da uhrevî birer merasim kıymetine ulaşır.
Ramazanda hemen her gece, bildiğimiz gecelerden çok daha derin ve ukbâ buudlu; gündüzler de o çarpıcı renkliliği ve temkiniyle âdetâ bir irade ve azim atmosferi olarak duyulur ve hissedilir. Oruçlu ruhlar, her gece ayrı bir visale hazırlanıyor gibi sımsıcak, olabildiğine heyecanlı, fevkalâde yumuşak ve şaşırtacak kadar naziktirler. Her sabah yeni bir güne uyanırken, yeni bir Arasata, yeni bir imtihana çağrılıyor gibi hem bir ürperti hem de ümitle uyanırlar. Yüzlerinde tevâzu ile vakarın, mahviyet ile ciddiyetin, emniyet ile hüznün, olmak ile görünmenin karışımından meydana gelen hoş, latif, biraz da buruksu bir manâ nümâyândır. Bunların her davranışında, Allaha mensubiyetten gizli gizli sezilen bir itminân ve olgunluk, hatta bir iftihar ve inşirah, Kurân çağlayanlarında yıkana yıkana bir safvet, bir arınmışlık, bir incelik ve bir zerafet hissedilir. Hemen hepsi de ışıktan, manâdan yaratılmış gibi, görülüp sezilseler bile, âdetâ gölgeleri andırır ve katiyen kimseyi rahatsız etmezler. Rûhî saygı ve terbiye benliklerine öylesine işlemiştir ki, upuzun bir günü açlık, susuzluk ve arzularına başkaldırmanın cenderesinde geçirdikleri hâlde melekler kadar ince, rûhânîler kadar da içtendirler. Korku-saygı, nizam-rahatlık, nezaket-ciddiyet karışımı bir ruh hâli onların en bariz yanlarından biridir. Allaha karşı tavırlarında hep ürpertili, hep dengeli ve hep nazik, birbirlerine karşı da saygılı, tekellüfsüz ve yürektendirler.
Ramazanda, bütünüyle Allaha yönelmiş her çizgisi bir büyü bu sihirli yüzlerin ve manâ âlemlerinden bir kısım derinlikleri aksettiren bu sırlı gözlerin hemen hepsi de bir bilinmez âlemin ışıklarıyla pırıl pırıldır. Farklı dünyaların, farklı iklimlerin, farklı düşüncelerin yontup şekillendirdiği bu insanlar, saf olanı-akıllısı, mazbut yaşayanı-biraz dağınığı, uslusu-afacanı, her şeyi görüp bileni-hiçbir şeye aklı ermeyeni, milletine yararlı olma düşüncesiyle oturup kalkanı-hiçbir yararlı düşüncesi bulunmayanı, duyarlı olanı-alabildiğine duygusuzu, mutlu yaşayanı-saadet arayanı, hastalıklar içinde kıvrananı-sıhhatten sarhoş olanı, mağruru, kibirlisi-mütevazii ve muhlisiyle herkes, şaşırtacak şekilde onda birleşir; geceyi beraber duyar, imsaka beraber uyanır, ezanı beraber dinler, namazı beraber edâ eder, iftarı beraber açar ve ihtimal, her akşam oruçlu mümin için müjdelenmiş bulunan iki sevinç, iki inşirahtan ikincisini de vicdan ve îmanlarında beraber duyar ve beraber yaşarlar.
Evet, topyekûn bütün Müslümanlar, genci-ihtiyarı, kadını-erkeği, zengini-fakiri, sıhhatlisi-alîli, idare edeni-idare edileni, memuru ve esnafıyla Ramazanın o eriten, yumuşatan, yoğurup şekillendiren sihirli ikliminde bir araya gelir.. ve gönüllere rikkat verecek bir saflık bir içtenlikle, ancak rûhânîlerin yaşayabileceği bir mutluluğu paylaşırlar. Hatta öyle ki, o, çoğu îtîbariyle talihsiz görünen fakir ve bedbaht yığınlar üzerinde bile inanılmayacak ölçüde müsbet tesirler bıraktığı müşahede edilir.
Her şeyi böyle kendi güzellikleriyle saran Ramazan, öyle yumuşak, her zaman bahar gibi tüten teravihler o kadar tesirli, Ramazana uyanmış ruhlar o kadar hisli, gökteki ışık kaynaklarından minarelerdeki mahyalara kadar üzerimize dökülen aydınlıklar o kadar duygulandırıcı ve her yanda ayrı bir güzellik armonisiyle gönüllerimize bir şeyler fısıldayan Yaratıcı Kudret o kadar şefkatli ki, bütün bunları duyup hissedip de bunlara karşı alâkasız kalmak mümkün değildir.
.
 
Üst Alt