Bir sarhoş, bir mescidin odasına girdi. Orada Cenâb-ı Hakk'ın keremi eşiğinde inledi:
"-Ya Rabbi! Beni Firdevs-i Âlâya koy!" dedi.
Bu hâle vâkıf olan müezzin, sarhoşun yakasından yakaladı:
"-Ey akıldan, dinden gafil, senin mescid ile ne münâsebetin var!.. Sen ne amel işledin de, hacet diliyorsun. Bu çirkin yüze naz yakışmaz." dedi.
Sarhoş bu sözleri işitince ağladı, şöyle dedi:
"-Müezzin efendi, benden elini çek. Bana dokunma, kalbimi kırma. Cenâb-ı Hakk'ın lütfuna günahkârlar da ümitlenirler. Bana taaccüp mü ediyorsun. Benim sana sözüm yok, senden bir şey istemiyorum. Özrümü kabul et demiyorum. Tövbe kapısı açıktır. Birisi ihtiyarlık dolayısıyla elden ayaktan düşerse, elinden tutmadıkça yerinden kalkamaz. İşte ben o elden ayaktan düşmüş ihtiyarım. Cenâb-ı Hakk'ın lütfü o kadar büyüktür ki, o büyüklüğünün yanında kendi günahımı büyük görmeğe utanıyorum."
* * *
İlâhî!.. Bana lütuf buyur elimi tut. Bir dost, bir dostun kusuruna vâkıf olursa, onu akılsızdır diye herkese yayar. Hâlbuki sen kabahatimizi, bütün günahlarımızı gördüğün hâlde, onları örtersin. Kullar cehaletle âsîlik, serkeşlik edecek olursa, efendileri onların kusurlarına bakmazlar.
İlâhî, eğer Sen benim elimi tutarsan, erişeceğim yere erişirim. Eğer sen beni bırakacak olursan elimi kimse tutmaz, düştüğüm yerden kimse beni kaldırmaz.
İlâhî, kulun Yusuf Peygamber birçok belâlar gördü, zindanlara girdi. Fakat derecesi yüksek, hükmü revân kardeşlerin fenalıklarına bakmadı. Onların cüz'î paralarını onlara geri verdi, onları afetti; «Size bugün serzeniş yoktur» dedi. Ben de bugün suçlu, sermayesiz olarak huzuruna geldim. Senden af bekliyorum. Af buyur ey Aziz olan Allah.
Defteri benimkinden daha kara olan birisini kimse görmemiştir. Amel defterinde beğenilecek bir işim yoktur. İlâhî huzuruna sermaye getirmedim, ümit getirdim. Allah'ım, beni affından ümitsiz etme.
İlâhî, ulûhiyetin hakkı için gözümü bâtıldan çevir. Miskinlikten yüzüm topraklara sürünmede, günahımın tozu göklere çıkmaktadır.
İlâhî, Sen rahmet yağmurunu yağdır. Yağmurun önünde toz kalmaz.
Cürmüm dolayısıyla mülk-i İlâhîde benim için bir yer yoktur. Fakat başka memlekete hangi ayakla gireyim.
İlâhî, Sen sükût edenlerin kalblerinde ne varsa bilirsin. Yaralı gönüllere sen merhem koyasın.
"-Ya Rabbi! Beni Firdevs-i Âlâya koy!" dedi.
Bu hâle vâkıf olan müezzin, sarhoşun yakasından yakaladı:
"-Ey akıldan, dinden gafil, senin mescid ile ne münâsebetin var!.. Sen ne amel işledin de, hacet diliyorsun. Bu çirkin yüze naz yakışmaz." dedi.
Sarhoş bu sözleri işitince ağladı, şöyle dedi:
"-Müezzin efendi, benden elini çek. Bana dokunma, kalbimi kırma. Cenâb-ı Hakk'ın lütfuna günahkârlar da ümitlenirler. Bana taaccüp mü ediyorsun. Benim sana sözüm yok, senden bir şey istemiyorum. Özrümü kabul et demiyorum. Tövbe kapısı açıktır. Birisi ihtiyarlık dolayısıyla elden ayaktan düşerse, elinden tutmadıkça yerinden kalkamaz. İşte ben o elden ayaktan düşmüş ihtiyarım. Cenâb-ı Hakk'ın lütfü o kadar büyüktür ki, o büyüklüğünün yanında kendi günahımı büyük görmeğe utanıyorum."
* * *
İlâhî!.. Bana lütuf buyur elimi tut. Bir dost, bir dostun kusuruna vâkıf olursa, onu akılsızdır diye herkese yayar. Hâlbuki sen kabahatimizi, bütün günahlarımızı gördüğün hâlde, onları örtersin. Kullar cehaletle âsîlik, serkeşlik edecek olursa, efendileri onların kusurlarına bakmazlar.
İlâhî, eğer Sen benim elimi tutarsan, erişeceğim yere erişirim. Eğer sen beni bırakacak olursan elimi kimse tutmaz, düştüğüm yerden kimse beni kaldırmaz.
İlâhî, kulun Yusuf Peygamber birçok belâlar gördü, zindanlara girdi. Fakat derecesi yüksek, hükmü revân kardeşlerin fenalıklarına bakmadı. Onların cüz'î paralarını onlara geri verdi, onları afetti; «Size bugün serzeniş yoktur» dedi. Ben de bugün suçlu, sermayesiz olarak huzuruna geldim. Senden af bekliyorum. Af buyur ey Aziz olan Allah.
Defteri benimkinden daha kara olan birisini kimse görmemiştir. Amel defterinde beğenilecek bir işim yoktur. İlâhî huzuruna sermaye getirmedim, ümit getirdim. Allah'ım, beni affından ümitsiz etme.
İlâhî, ulûhiyetin hakkı için gözümü bâtıldan çevir. Miskinlikten yüzüm topraklara sürünmede, günahımın tozu göklere çıkmaktadır.
İlâhî, Sen rahmet yağmurunu yağdır. Yağmurun önünde toz kalmaz.
Cürmüm dolayısıyla mülk-i İlâhîde benim için bir yer yoktur. Fakat başka memlekete hangi ayakla gireyim.
İlâhî, Sen sükût edenlerin kalblerinde ne varsa bilirsin. Yaralı gönüllere sen merhem koyasın.