ABDULLAH AYMAZ
Sen, onları hatırlattın
Avustralya'da eğitim hizmetlerine destek veren insanlar üzerine konuşuyorduk. Allah için O'nun yolunda verilen emek ve desteklerin hiç boşa gitmeyeceği söylendi...
Uzun zamandır orada yaşayan Orhan Bey dedi ki:
Melbourne'den Adelaide'a gittim. Orada gençlerle ilgilenecek, eğitim hizmetleri yapacaktım ama kimseyi tanımıyordum. Bir gün camide Adelaide'a çok uzakta bir yerlerden bir Avustralyalı gelmişti. Geldiği belde Aborijinlerin yaşadığı bir yermiş ve orada sigara vs. satarak geçimini sağlıyormuş. Avustralya yerlileri olan Aborijinler, bu kişiye ellerindeki çekiçlerle saldırıp koma haline getirerek bütün parasını almışlar. Ambulansla hastaneye kaldırılmış ve ancak üç ay sonra kendisini toparlayabilmiş. O olayın şokunu atlatamadığından psikologlar kendisini meşgul edecek bir meşgale bulmasını tavsiye etmişler. Acılarını dindirecek haplar veriyorlarmış. Bir ara evinde bir arkadaşının hediye ettiği Kur'an-ı Kerim'in İngilizce mealini görmüş ve okumaya başlamış. Çok hoşlanmış, ilaçlarını aldığı zamandaki gibi rahatlıyormuş. Bunun üzerine Müslümanlarla tanışmak istemiş. Cami imamının telefonunu bulmuş ve onun daveti üzerine Adelaide'a gelmiş. Kendisine İslamiyet'i anlattık. Sorularına da özenle cevaplar verip ilgilendik. "Psikologların dediği gibi ben yeni bir meşgale buldum, bu yolda bana ne düşüyor?" demeye başladı. "Gençlerle ilgilenmeliyiz, onların ellerinden tutmalıyız, onlara dersler, kurslar verebileceğimiz bir bina bulmalıyız." diyerek işe koyulduk. "Ben zamanında araba satıcılığı yaptım, konuşmasını iyi bilir ve muhataplarımı ikna edebilirim." dedi ve sağa sola telefonlar açmaya başladı. Adelaide Milli Eğitim'inde müsteşar olan birisine ulaşmış, yapmak istediklerimizi anlatmış. O da "Bu iş Barınma Bakanlığı'nın işi, orada benim tanıdığım bir müsteşar var, sizi onunla tanıştırayım." demiş. Ona gittik. Bizimki anlatmaya başladı. Müsteşar onun konuşmalarını satıcı üslubu gibi gördü. Benim o zamanlar İngilizcem çok iyi değildi. Çat pat ben de meramımızı anlatmaya başladım, müsteşar önce bizi başından savmaya çalıştı. Ama ben, "Bu gençlere sahip çıkmazsak toplumun ve devletin başının belası olurlar." deyince, "Dur bakalım, sen şu sözlerini bir kere daha tekrar et." dedi. Sonra "Peki sana inanıyorum. Çarşı ortasındaki eski valilik binasını elden geçirip bir dinî hayır kurumuna verdik ama işletemediler, onu size vereceğim. Peki burada bir kurumunuz ve Milli Eğitim Bakanlığı'ndan bir sertifikanız var mı?" dedi. Biz hemen Melbourne'deki tecrübemize ve kurumlarımıza dayanarak vakfımızı kurup, Milli Eğitim'den sertifikamızı aldık. Adam şaşırdı. "Bu büyük bir iş, on günde bu raddeye geldik. Aslında olacak bir iş değil bu ama ben niçin sana inandım ve güvendim biliyor musun? Ben çocukken bizim Müslüman komşularımız vardı. Bunlar Afganlı deve sürücüleri idi. Çok cömert ve çok iyi insanlardı. Sen konuşurken onları hatırladım ve seni hep onlara benzettim; içime bir sıcaklık ve güven geldi. Yoksa olacak bir şey değildi bu izin meselesi." dedi... a.aymaz@zaman.com.tr
01 Ağustos 2010, Pazar
ABDULLAH AYMAZ
ZAMAN
Sen, onları hatırlattın
Avustralya'da eğitim hizmetlerine destek veren insanlar üzerine konuşuyorduk. Allah için O'nun yolunda verilen emek ve desteklerin hiç boşa gitmeyeceği söylendi...
Uzun zamandır orada yaşayan Orhan Bey dedi ki:
Melbourne'den Adelaide'a gittim. Orada gençlerle ilgilenecek, eğitim hizmetleri yapacaktım ama kimseyi tanımıyordum. Bir gün camide Adelaide'a çok uzakta bir yerlerden bir Avustralyalı gelmişti. Geldiği belde Aborijinlerin yaşadığı bir yermiş ve orada sigara vs. satarak geçimini sağlıyormuş. Avustralya yerlileri olan Aborijinler, bu kişiye ellerindeki çekiçlerle saldırıp koma haline getirerek bütün parasını almışlar. Ambulansla hastaneye kaldırılmış ve ancak üç ay sonra kendisini toparlayabilmiş. O olayın şokunu atlatamadığından psikologlar kendisini meşgul edecek bir meşgale bulmasını tavsiye etmişler. Acılarını dindirecek haplar veriyorlarmış. Bir ara evinde bir arkadaşının hediye ettiği Kur'an-ı Kerim'in İngilizce mealini görmüş ve okumaya başlamış. Çok hoşlanmış, ilaçlarını aldığı zamandaki gibi rahatlıyormuş. Bunun üzerine Müslümanlarla tanışmak istemiş. Cami imamının telefonunu bulmuş ve onun daveti üzerine Adelaide'a gelmiş. Kendisine İslamiyet'i anlattık. Sorularına da özenle cevaplar verip ilgilendik. "Psikologların dediği gibi ben yeni bir meşgale buldum, bu yolda bana ne düşüyor?" demeye başladı. "Gençlerle ilgilenmeliyiz, onların ellerinden tutmalıyız, onlara dersler, kurslar verebileceğimiz bir bina bulmalıyız." diyerek işe koyulduk. "Ben zamanında araba satıcılığı yaptım, konuşmasını iyi bilir ve muhataplarımı ikna edebilirim." dedi ve sağa sola telefonlar açmaya başladı. Adelaide Milli Eğitim'inde müsteşar olan birisine ulaşmış, yapmak istediklerimizi anlatmış. O da "Bu iş Barınma Bakanlığı'nın işi, orada benim tanıdığım bir müsteşar var, sizi onunla tanıştırayım." demiş. Ona gittik. Bizimki anlatmaya başladı. Müsteşar onun konuşmalarını satıcı üslubu gibi gördü. Benim o zamanlar İngilizcem çok iyi değildi. Çat pat ben de meramımızı anlatmaya başladım, müsteşar önce bizi başından savmaya çalıştı. Ama ben, "Bu gençlere sahip çıkmazsak toplumun ve devletin başının belası olurlar." deyince, "Dur bakalım, sen şu sözlerini bir kere daha tekrar et." dedi. Sonra "Peki sana inanıyorum. Çarşı ortasındaki eski valilik binasını elden geçirip bir dinî hayır kurumuna verdik ama işletemediler, onu size vereceğim. Peki burada bir kurumunuz ve Milli Eğitim Bakanlığı'ndan bir sertifikanız var mı?" dedi. Biz hemen Melbourne'deki tecrübemize ve kurumlarımıza dayanarak vakfımızı kurup, Milli Eğitim'den sertifikamızı aldık. Adam şaşırdı. "Bu büyük bir iş, on günde bu raddeye geldik. Aslında olacak bir iş değil bu ama ben niçin sana inandım ve güvendim biliyor musun? Ben çocukken bizim Müslüman komşularımız vardı. Bunlar Afganlı deve sürücüleri idi. Çok cömert ve çok iyi insanlardı. Sen konuşurken onları hatırladım ve seni hep onlara benzettim; içime bir sıcaklık ve güven geldi. Yoksa olacak bir şey değildi bu izin meselesi." dedi... a.aymaz@zaman.com.tr
01 Ağustos 2010, Pazar
ABDULLAH AYMAZ
ZAMAN